Sun Savunma Net olarak bağımsız içeriklerimizi ücretsiz sunabilmek için reklam gelirlerine ihtiyaç duyuyoruz. Lütfen sitemizi desteklemek için reklam engelleyicinizi devre dışı bırakın ya da sitemizi beyaz listeye (whitelist) ekleyin.
Türkiye, hem coğrafi konumu hem de güvenlik tehditlerinin çeşitliliği nedeniyle savunma kararlarını uzun vadeli ve çok boyutlu düşünmek zorunda olan bir ülkedir. Hava gücü planlamasında yalnızca platformun teknik özellikleri değil; maliyet, sürdürülebilirlik, kriz anında bağımsız hareket edebilme ve coğrafi uyum gibi unsurlar da hayati öneme sahiptir.
Ercan Caner, Sun Savunma Net – 07 Ocak 2026
Dünyanın en tarafsız, en titiz ve en disiplinli ülkelerinden bir tanesi olan İsviçre, F-35 Lightning II programına ilişkin bugüne kadar yeterince tartışılmayan kritik bir riski gündeme getirmiş olsaydı, sizce bu nasıl karşılanırdı? İlk bakışta bu olasılık düşük görünebilir. İsviçre küresel bir süper güç değildir; trilyon dolarlık savunma bütçelerine sahip değildir ve NATO’ya liderlik etme gibi bir iddiası da yoktur. Ancak tam da bu nedenlerle, İsviçre’nin 2024 yılı başında dile getirdiği sessiz ama son derece net uyarı, Avrupa ve Kuzey Amerika’daki savunma planlamacıları arasında ciddi bir yankı uyandırmıştır.
Bu uyarıyı önemli kılan husus, İsviçre’nin kurumsal karakteridir. Bankacılıktan saatçiliğe, mühendislikten savunma tedarikine kadar her alanda hassasiyet, öngörü ve mali disiplin ile anılan bir ülkenin değerlendirmeleri, sıradan bir eleştiri olarak görülemez. Küçük ve ihtiyatlı bir devlet, bir savaş uçağı programı hakkında konuştuğunda, bu genellikle uzun analizlerin ve somut verilerin sonucudur. Nitekim bugün Kanada da bu değerlendirmeleri dikkatle incelemektedir.
Bu mesele yalnızca Avrupa’ya özgü bir tartışma değildir. Kanada’nın yaklaşık 19 milyar dolarlık F-35 tedarik programı ve ülkenin geniş Arktik coğrafyasını savunma kapasitesi bir anda mercek altına girmiştir. Dikkat çekici olan nokta, İsviçre’nin uyarısının sansasyonel olmamasıdır. Ne basın toplantıları düzenlenmiş ne de sert politik çıkışlar yapılmıştır. Mesaj sade, ölçülü ve rahatsız edici derecede nettir: Politik vaatler ile operasyonel gerçeklik arasında ciddi bir boşluk bulunmaktadır.
F35 savaş jeti sözleşmesini iptal edin. Harekete geçin ve Kanada’nın ABD yapımı ve kontrolünde olan bir savaş silahını milyarlarca dolar harcama planını sonlandırın
İsviçre’nin tarafsızlığı bu değerlendirmeyi daha da anlamlı kılmaktadır. Küresel ittifak dengeleri veya jeopolitik itibar arayışlarıyla hareket etmeyen İsviçre, askeri sistemleri yalnızca etkinlik, bağımsızlık ve maliyet-etkinlik kriterlerine göre seçmektedir. Prestij, sembolizm ya da siyasi mesajlar bu ülkenin savunma kararlarında belirleyici ölçütler kesinlikle değildir. Dolayısıyla dünyanın en pahalı ve en karmaşık savaş uçaklarından bir tanesinde tespit edilen “gizli riskler”, doğal olarak sadece Bern’de değil, Ottowa’da da alarm zillerinin çalmasına yol açmıştır.
İsviçre’nin bu uyarısının ağırlığını anlamak için ülkenin savunma kültürüne bakmak gerekmektedir. İsviçre, yalnızca hukuki anlamda değil, fiilen de yüzyıllardır tarafsız kalmayı başarmış, büyük savaşları dış destek olmadan atlatmış bir devlettir. Bu tarihsel deneyim, geçmişte ülkenin savunma anlayışını şekillendirmiştir. İsviçre’nin yaptığı askerî alımlar hiçbir zaman “gösteri” amacı taşımaz. Harcanan her frank; uzun vadeli egemenlik, sürdürülebilirlik ve operasyonel bağımsızlık çerçevesinde değerlendirilir.
Dünyanın en iyi saatlerini yapan İsviçre’nin uyarılarını dikkate almakta fayda vardır…
Buna karşılık birçok NATO ülkesi, savaş uçağı tedarikini yalnızca askeri gerekçelerle değil; ittifak içi uyum, siyasi yükümlülükler ve kamuoyu algısı gibi faktörlerle de şekillendirmektedir. İsviçre için ise savunma, politik bir satranç oyunu değil, ölçülebilir bir mühendislik ve risk yönetimi meselesidir. Yaşam döngüsü maliyetleri, bakım altyapısı ve operasyonel özerklik titizlikle analiz edilir. İşte bu yaklaşım, İsviçre’nin değerlendirmelerini savunma çevrelerinde son derece güvenilir kılmaktadır.
İsviçre 2021 yılında F-35 sözleşmesini imzaladığında, sabit maliyetler, öngörülebilir bakım giderleri ve uzun vadeli finansal şeffaflık vaat edilmiştir. Kâğıt üzerinde bu, İsviçre’nin disiplinli bütçe anlayışına uygun bir tablo sunuyordu. Ancak 2023 ve 2024 yıllarında tablo değişmeye başlamıştır. İşletme maliyetleri öngörülerin üzerine çıkmış, enflasyon ve ABD kaynaklı fiyat ayarlamaları maliyet hesaplarını sessizce revize etmiştir. Uzun vadeli sürdürülebilirlik konusundaki belirsizlikler artmıştır.
İsviçre için asıl sorun yalnızca bütçe değildir. Savunma alanında mali belirsizlik, doğrudan harekât hazırlığı anlamına gelir. Bu durum, Kanada gibi onlarca yıla yayılan ve zorlu Arktik coğrafyada icra edilecek bir F-35 programı yürüten ülkeler açısından çok daha kritik bir uyarıdır.
Ancak mesele sadece maliyetle de sınırlı değildir. İsviçre’nin tespit ettiği çok daha derin sorun, kontrol ve egemenlik boyutudur. F-35’in fiziksel olarak hangarların içine sokulması, uçağın tedarik eden ülke tarafından tam anlamıyla “sahiplenildiği” anlamına gelmemektedir. Görev verilerinin ABD tarafından yönetilmesi, yazılım güncellemelerinin Amerikan onayına bağlı olması ve hassas bakım süreçlerinde dış izin gerekliliği, uçağı fiilen yüksek teknolojiye dayalı bir “erişim sistemi” haline getirmektedir.
Hangar içine sokulan bir savaş jeti aslında size ait olmayabilir…
Özerkliğe büyük önem veren İsviçre için bu durum ciddi bir risk olarak değerlendirilmiştir. Benzer şekilde, dünyanın en uzun kıyı şeritlerinden bir tanesine ve geniş Arktik alanlara sahip Kanada için ise bu durum neredeyse stratejik bir kırılganlıktır. Kriz anlarında başka bir ülkenin onay mekanizmalarına bağımlı olmak, savunma planlamasında kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.
Bu noktada temel soru ortaya çıkmaktadır: Tam kontrol edilemeyen en gelişmiş platform, gerçekten stratejik bir kazanım mıdır? Bu soru, F-35’in Kanada gibi zorlu coğrafyalara sahip ülkeler için uygunluğu tartışmasını da beraberinde getirmektedir.
F-35, esas olarak merkezi lojistik altyapıya, iklim kontrollü hangarlara ve yüksek seviyede teknik destek ağlarına ihtiyaç duyan bir platformdur. Aşırı soğuk, dağınık üslenme ve doğaçlama pist koşulları için tasarlanmamıştır. Buna karşın Saab Gripen gibi bazı alternatif platformlar, tam da bu tür zorlu çevreler için geliştirilmiştir; bu savaş uçakları, otoyollardan kalkabilme, dağınık konuşlanma ve subarktik koşullarda faaliyet gösterme yetenekleriyle öne çıkmaktadır.
F-35 savaş jeti Kanada coğrafyası için uygun bir çözüm olabilir mi?
Kanada’nın Arktik coğrafyası, gelişmiş bir Formula-1 aracını, karlı dağ yollarında kullanmaya benzetilebilir. Teknolojik üstünlük asla tek başına yeterli değildir; çevresel uyum ve operasyonel esneklik de belirleyici unsurlar arasındadır.
İsviçre’nin dikkat çektiği bir diğer husus da, F-35’in merkezi veri ve yazılım altyapısına olan yüksek bağımlılığıdır. Sürekli bağlantı ihtiyacı ve dış onay mekanizmaları, çeşitli siber ve operasyonel kırılganlıklar yaratmaktadır. Kriz anlarında yaşanabilecek gecikmeler, askeri sonuçları doğrudan etkileyebilir.
Tüm bu faktörler—maliyet belirsizliği, sınırlı operasyonel özerklik, coğrafi uyumsuzluk ve veri bağımlılığı—Kanada’yı stratejik bir yol ayrımına getirmiştir. Ottowa yönetimi F-35 programını iptal etmemiştir; ancak altyapı takvimlerini yavaşlatmış, analizleri genişletmiş ve Avrupa merkezli alternatifleri daha ciddi biçimde değerlendirmeye başlamıştır. Bu bir kararsızlık değil, bilinçli bir risk yönetimidir.
Bu tablo, Türkiye açısından da önemli dersler barındırmaktadır. Modern hava gücü yalnızca gizlilik, hız veya sensör üstünlüğünden ibaret değildir. Kontrol, sürdürülebilirlik, coğrafi uyum ve ulusal egemenlik, en az teknik performans kadar kritik unsurlardır.
İsviçre F-35’i hedef almamış ve aleyhte siyasi bir kampanya yürütmemiştir. Sadece gerçeği ortaya koymuştur. Bu gerçek, Türkiye gibi savunma planlamasını uzun vadeli ve çok boyutlu yapmak zorunda olan ülkeler için dikkatle analiz edilmelidir. Zira savunma sanayiinde saygınlık ve itibar, çoğu zaman operasyonel gerçekliğin önüne geçebilmektedir. Oysa asıl soru şudur: Görünen güç mü, yoksa gerçekten koruyabilen güç mü?
USS Carl Winston CVN-70 uçak gemisinde meydana gelen kaza sonrası denizin dibinden çıkarılan F-35C Lightning II
Değerlendirme
Son yıllarda dünyanın en çok konuşulan savaş uçağı hiç kuşkusuz F-35 Lightning II olmuştur. Beşinci nesil olarak tanımlanan bu uçak; gizlilik, sensör füzyonu ve ağ merkezli harp yetenekleriyle modern hava savaşının simgesi olarak sunulmaktadır. Ancak teknoloji vitrininin arkasında, giderek daha fazla ülkenin yüksek sesle değil ama dikkatle sorguladığı ciddi sorular birikmektedir.
Bu soruları gündeme getiren ülkelerden biri de İsviçre. Küresel güç iddiası olmayan, ittifak siyaseti gütmeyen ve savunma kararlarını son derece temkinli alan bu ülkenin yaptığı uyarılar, F-35 tartışmasını bambaşka bir boyuta taşımıştır. İsviçre’nin yaklaşımı sansasyonel olmamış; ne sert açıklamalar yapılmış ne de politik çıkışlar görülmüştür. Ancak verilen mesaj son derece net olmuştur: Teknolojik üstünlük, her zaman stratejik üstünlük anlamına gelmeyebilir.
İsviçre’nin F-35 programına ilişkin tespitleri üç temel noktada toplanmaktadır: maliyet belirsizliği, sınırlı kontrol ve operasyonel uyum sorunları.
Bir saatlik uçuş maliyeti 38.000 ABD doları
Maliyet Sorunu
F-35 başta “öngörülebilir” bir yatırım olarak sunulsa da, zaman içinde işletme ve bakım giderlerinin planlanan seviyelerin üzerine çıktığı görülüyor. Enflasyon, parça fiyatları ve ABD kaynaklı güncellemeler, uzun vadeli mali tabloları belirsiz hale getiriyor. Bu durum yalnızca bütçeyle ilgili değil; çünkü savunmada mali belirsizlik, doğrudan hazırlık seviyesini etkiliyor.
Kontrol & Egemenlik Sorunu
İkinci ve daha kritik mesele ise kontrol ve egemenlik konusudur. F-35, klasik anlamda “satın alınıp tamamen sahip olunan” bir sistem değildir. Uçağın yazılımı, görev verileri ve kritik güncellemeleri büyük ölçüde ABD kontrolündedir. Bazı bakım ve modernizasyon işlemleri için de dış onay gerekmektedir. Bu da şu soruyu gündeme getiriyor: Bir ülke, kriz anında kendi savaş uçağını ne kadar bağımsız kullanabilir?
İsviçre gibi tarafsızlık ve bağımsızlık konusunda son derece hassas bir ülke için bu durum ciddi bir risk olarak değerlendiriliyor. Benzer kaygılar, geniş coğrafyaya ve zorlu savunma ihtiyaçlarına sahip Kanada’da da yankı bulmuş durumda. Kanada, Arktik bölgesinin savunması gibi son derece özel şartlar gerektiren bir görev için F-35’in ne kadar uygun olduğunu yeniden sorguluyor.
Norveç’e ait bir savaş uçağı test uçuşu esnasında görülürken.
Operasyonel Uyum Sorunu
Üçüncü başlık ise operasyonel uyum. F-35; gelişmiş altyapı, iklim kontrollü hangarlar ve merkezi lojistik sistemlere ihtiyaç duyan bir platform. Sert iklim koşulları, dağınık üslenme ve sınırlı altyapı olan bölgeler için tasarlanmış bir uçak değil. Oysa bazı ülkelerin savunma gerçekliği, tam da bu zor şartlarda etkin olmayı gerektiriyor. Bu noktada “en gelişmiş uçak” ile “en uygun uçak” arasındaki fark net biçimde ortaya çıkıyor.
Tüm bu tartışmalar Türkiye açısından neden önemlidir?
Türkiye, hem coğrafi konumu hem de güvenlik tehditlerinin çeşitliliği nedeniyle savunma kararlarını uzun vadeli ve çok boyutlu düşünmek zorunda olan bir ülkedir. Hava gücü planlamasında yalnızca platformun teknik özellikleri değil; maliyet, sürdürülebilirlik, kriz anında bağımsız hareket edebilme ve coğrafi uyum gibi unsurlar da hayati öneme sahiptir.
Kaynak: Over The Horizon Journal
İsviçre’nin F-35 konusundaki yaklaşımı, aslında daha büyük bir gerçeği hatırlatmaktadır: Modern savunma, yalnızca en yeni teknolojiyi satın almak değildir. Asıl mesele, o teknolojiyi ne kadar kontrol edebildiğiniz, ne kadar süre ayakta tutabildiğiniz ve ne kadar bağımsız kullanabildiğinizdir.
Bu nedenle F-35 tartışması, yalnızca bir uçak tartışması değildir. Bu, egemenlik, bağımsızlık ve gerçek caydırıcılık tartışmasıdır. Türkiye için çıkarılacak ders de tam olarak buradadır. Savunma gücü; vitrinde ne kadar parlak göründüğünden çok, zor günlerde ne kadar işe yaradığıyla ölçülür.
İsviçre’nin yaptığı da tam olarak budur: Bağırmadan, suçlamadan, sadece gerçeği işaret etmek. Bu sessiz uyarının, Türkiye’de de savunma konularına ilgi duyan herkes tarafından dikkate alınması ve düşünülmesi gerekmektedir.