27 Şubat 2026 tarihi itibarıyla Türkiye’deki en önemli gelişmeler — askerî olaylar, ekonomi ve enflasyon seyri, ücret ve maaş tartışmaları, emekliler ile işçi kesiminin durumu ve siyasi gündemin temel başlıkları — kapsamlı bir analiz hâlinde sunulmuştur. Bu yazı hem ekonomik göstergeleri hem de toplumsal yansımaları bir arada değerlendirir.
2026 Şubat ayına girilirken Türkiye’de siyasi gündem oldukça yoğun bir seyir izliyor. Bazı önemli olaylar şöyle:
Bu gelişmeler, başta dış politika ve güvenlik olmak üzere iç siyasetin birçok alanında tartışmalara neden oluyor.
Türkiye ekonomisi, son yılların en belirgin dinamiklerinden biri olan yüksek enflasyon sorunu ile 2026’da da zorluklarla karşı karşıya.
2025 sonunda ve 2026 başında açıklanan verilere göre yıllık enflasyon hâlâ çok yüksek seviyelerde seyrediyor. Ocak 2026 itibarıyla TÜFE yıllık %30,65 olarak açıklandı; bu, Aralık 2025’teki %30,89’dan hafif gerileme gösteriyor.
Merkez Bankası verileri ve piyasa modelleri, enflasyonun yılın ilk çeyreğinde yaklaşık %27 civarına düşebileceğini tahmin ediyor.
Bu oranlar, 2026 için hedeflenen %16’lık resmi hedefin oldukça üzerinde gerçekleşiyor ve “enflasyonla mücadelede” hâlâ önemli bir sürecin gerektiğini gösteriyor. Birçok ekonomist 2026 için piyasa beklentisinin resmi hedef yerine %25 civarında daha gerçekçi olduğunu ifade ediyor.
2026 Ocak ayı maaş düzenlemeleri, TÜİK tarafından açıklanan enflasyon rakamlarının toplu sözleşme ve toplu zam artışlarına yansımasıyla belirlendi. Bu veriler, özellikle kamu çalışanları ve emekliler için ekonomik korunmayı doğrudan etkiledi.
Resmî hesaplamalara göre:
Örneğin tahmini hesaplamalara göre emekli maaşları enflasyon farkına göre zamlanacak olsa bile düşük gelirli emekliler için yaşam maliyetini karşılamak zor oluyor.
2026 yılı için asgari ücretin artış oranı resmi enflasyon hedeflerine göre belirlenecekti. Bu kapsamda artışın %20 civarında olabileceği ve asgari ücretin yaklaşık 26.500 TL civarına çıkabileceği tahmin ediliyordu.
Buna rağmen enflasyonun yüksek devam etmesi ve tüketici fiyatlarındaki artış, asgari ücretlinin alım gücünü hâlâ zorlamaya devam ediyor. Kira, gıda ve enerji gibi temel harcamalar, maaş artış oranlarının üzerinde yükseliyor.
2026 ekonomik projeksiyonlarına göre açıklanan resmi işsizlik oranı yaklaşık %8,5 civarında seyrediyor; bu oran önceki yıla göre kısmen iyileşme sinyali veriyor.
Ancak geniş tanımlı işsizlik (çalışma aramayanlar dahil) çok daha yüksek olup %30’a yaklaşan bir oran gösteriyor; yani her üç kişiden biri iş gücü potansiyeli açısından istihdam edilmemiş sayılıyor.
Bu durum, ölçümlerde reel yaşam koşullarını yansıtmadaki sınırlamalara rağmen, istihdam piyasasının hâlâ ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
25 Şubat 2026’da Türk Hava Kuvvetleri’ne ait bir F-16’nın Balıkesir yakınlarında düşmesi, ordunun hazırlık durumunu ve eğitim-operasyon süreçlerini kamu gündemine taşıdı. Bu tür kazalar askerî malzeme ve eğitim standartlarının gözden geçirilmesi ihtiyacını gündeme getiriyor.
Türkiye’nin Suriye, Irak ve Doğu Akdeniz gibi bölgesel sıcak noktalarla ilişkileri, devam eden jeopolitik konjonktürde hâlâ kritik. Bu çerçevede ordunun konuşlandırılması, tatbikat planları ve savunma harcamaları da siyasi gündemin önemli bir parçası olmaya devam ediyor.
2026’nın ilk aylarındaki ekonomik veriler, memur ve emeklilerin bütçesinin ciddi baskı altında olduğunu ortaya koyuyor. Enflasyonun sadece aylık maaş artışlarını değil, aynı zamanda yaşam maliyetini de ciddi şekilde etkilediği belirtiliyor.
Bir aylık enflasyon verisi, altı aylık maaş artışına eşdeğer bir fiyat yükselişi yaratmış durumda; bu durum sendikalar ve emek örgütleri tarafından “2026’nın emekçi kesimler açısından en zor yıl olabileceği” uyarısı ile yorumlanıyor.
Yüksek enflasyon ile birlikte kamu çalışanları ve emekliler arasında “gelirden pay alma adaleti” tartışmaları artıyor. Eleştirilerin odak noktası, ekonomik politikaların dar ve sabit gelirli kesimlere yük bindirdiği yönünde.
Hükümetin orta vadeli programında ekonomik büyüme hedefi 2026 için yaklaşık %3,8–4,5 aralığında konuldu. Bu, yüksek enflasyon baskısı altında büyümeyi sürdürmeye çalıştığını gösteriyor.
Resmi enflasyon hedefleri %16 olarak belirlenmiş olsa da uzmanlar ve piyasa aktörleri bu hedefin gerçekçi olmadığı ve daha yüksek bir enflasyon oranının yıl boyunca devam edebileceğini düşünüyor.
2026 Şubat itibarıyla Türkiye, ekonomik ve siyasi açıdan belirsizliklerin hâkim olduğu bir dönemden geçiyor. Yüksek enflasyon, dar ve sabit gelirli kesimlerin gelirlerini eriten piyasa koşulları, siyasi tartışmalar ve dış politika gündemi aynı anda kamuoyu ve politika yapıcıların önünde duran zorlu başlıklar olarak öne çıkıyor.
Bu arka plan, Türkiye’nin 2026’yı hem iç hem dış politikada dengeleri gözeterek yönetmeye çalıştığını ortaya koyuyor; ancak belirsizlikler ve yapısal sorunlar hâlâ önemli bir risk unsuru.