Sun Savunma Net olarak bağımsız içeriklerimizi ücretsiz sunabilmek için reklam gelirlerine ihtiyaç duyuyoruz. Lütfen sitemizi desteklemek için reklam engelleyicinizi devre dışı bırakın ya da sitemizi beyaz listeye (whitelist) ekleyin.
İran karışıyor: Ortadoğu’da yeni bir kırılma mı? Tahran — İran’da ekonomik krizle başlayan halk hareketi, 28 Aralık 2025’ten bu yana ülke çapında büyüyerek devam ediyor ve 9 Ocak 2026 itibarıyla öfke ve gerilim zirveye ulaştı.
Protestolar ilk olarak başkent Tahran’daki Grand Bazaar’da yükselen fiyatlar, para biriminin çöküşü ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle esnafın dükkan kapatmasıyla başladı. Zaman içinde gösteriler ülkenin tüm 31 eyaletine yayıldı ve ekonomik taleplerin ötesinde rejim karşıtı sloganlara dönüştü.
Gösteriler, özellikle gençler, öğrenciler, petrol işçileri, dükkan sahipleri ve işçiler arasında destek buldu. Bazı protestocular “Allah’ın yürütücüsü diktatöre ölüm” ve “Biz birlikteyiz” gibi rejim karşıtı sloganlar atarak siyasi değişim talep etti. Bu durum, İran’daki mevcut ekonomik koşulları ve siyasi baskıyı bir arada eleştiren daha geniş çaplı bir harekete işaret ediyor.
İran hükümeti, artan protestolar karşısında sert önlemler aldı. Ülke genelinde internet ve telefon hizmeti kesildi, iletişim büyük ölçüde kesintiye uğradı ve haber akışı dışarıya engellendi. Bu internet kesintisi, protestoların yayılmasını takip etmeyi zorlaştırırken, basın özgürlüğünün ciddi şekilde kısıtlandığı uyarılarına yol açtı.
Güvenlik güçleri protestolara şiddetle müdahale ediyor; polis ve Devrim Muhafızları (IRGC) göz yaşartıcı gaz, saçma mermiler ve yer yer canlı ateş açarak göstericileri dağıtmaya çalıştı. İnsan hakları örgütleri, en az 28 kişinin protestolar sırasında öldürüldüğünü belgeliyor; ölümlerin arasında çocuklar ve sivil protestocular da bulunuyor. Bazı yaralılar, hastanelere gitmekten korktuklarını, çünkü yaralıların güvenlik güçlerince hedef alındığını belirtiyorlar.
Uluslararası hak örgütlerinin raporlarına göre, iç güvenlik birimleri protestoculara karşı aşırı güç kullanıyor; bu durum tecavüz, dayak ve keyfi gözaltılarla birleşiyor. Çocuklar dahil olmak üzere yüzlerce kişi güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındı ve birçoğu hukuksuz şekilde alıkonuldu veya ailelerinden izinsiz tutuluyor.
Şiddet olayları ve kamu mülklerine zararlar da haber ajansları tarafından doğrulandı. Bazı kentlerde valilik binaları, camiler, hastaneler ve bankalar zarar gördü; polis araçları yakıldı veya tahrip edildi. Bu şiddet, öfkenin sadece ekonomik değil aynı zamanda siyasi tepkiye dönüştüğünü gösteriyor.
İran yönetimi ise göstericileri “vandal” ve “yıkıcı” olarak nitelendiriyor; ayrıca protestoları ABD ve diğer dış aktörlerin kışkırtmasına bağladı. Ülkenin en yüksek dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, protestocuların yurtdışının etkisi altında olduğunu savunarak sert bir tutum izleyeceklerini belirtti. İç politikadaki bu sert söylem, rejimin protestoları bastırma kararlılığının bir göstergesi olarak algılanıyor.
Uluslararası arenada ise durum giderek daha kritik hale geliyor. ABD eski Başkanı Donald Trump, protestocuların öldürülmesi halinde sert müdahaleye hazır olunduğunu belirterek İran’a uyarılarda bulundu. Bu tür söylemler, bölgesel gerilimi daha da artırma riski taşıyor. Avrupa Birliği ve bazı batılı devletler şiddeti kınarken, protestocuların temel haklarının korunması çağrısında bulunuyor.
Protestoların seyri belirsizliğini koruyor. Şu an için belirgin bir muhalefet lideri yok; hareket örgütsüz olmasına rağmen yaygın bir hoşnutsuzluğu temsil ediyor. Bazı kesimler eski monarşik figür Reza Pahlavi’nin çağrılarına destek verdi, ancak bu talep toplumda bölünmüş görüşlere yol açtı.
Sonuç olarak, İran’daki protestolar 13. gününe girerken, ülke içinde ekonomik travma, siyasi baskı ve uluslararası gerilim bir arada ilerliyor. Hak örgütleri ve dış medya, insan haklarına saygı ve şeffaflık çağrısı yaparken; rejim protestoları bastırmak için sert bir tutum sürdürüyor. Gelişmelerin nasıl bir siyasi sonuca evrileceği ise büyük bir belirsizlik taşıyor.