savunmahavacılıkteknolojipolitikaanalizmevduatkriptosağlıkkoronavirüsenflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
43,6360
EURO
52,0174
ALTIN
7.080,65
BIST
13.797,04
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Çok Bulutlu
8°C
Ankara
8°C
Çok Bulutlu
Perşembe Hafif Yağmurlu
9°C
Cuma Yağmurlu
11°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
11°C
Pazar Çok Bulutlu
18°C

Herman Melville’in Bartleby’si: Varoluşçu Bir Asi mi, Kapitalist Düzenin Mağdur Ettiği Bir Birey mi?

Herman Melville’in Bartleby’si: Varoluşçu Bir Asi mi, Kapitalist Düzenin Mağdur Ettiği Bir Birey mi?

Herman Melville’in Bartleby’si: Varoluşçu Bir Asi mi, Kapitalist Düzenin Mağdur Ettiği Bir Birey mi?

 

Edebiyat tarihi boyunca otoriteye direnen karakterler çoğu zaman toplumsal ve ekonomik çerçeveler içinde yorumlanmıştır. Özellikle on dokuzuncu yüzyıl Amerikan edebiyatında, başkaldırı eylemleri sıklıkla sanayileşmeye, kapitalizme ve bürokratik yapılara karşı tepkiler olarak açıklanır. Herman Melville’in Bartleby, the Scrivener adlı eseri de uzun süredir bu doğrultuda ele alınmış; pek çok eleştirmen Bartleby’yi, Wall Street yaşamının mekanikleşmesine karşı geliştirilmiş bir toplumsal protesto figürü olarak değerlendirmiştir. Bu tür yorumlar ilk bakışta ikna edici görünse de, Bartleby’nin davranışlarının taşıdığı felsefi derinliği bütünüyle açıklamakta yetersiz kalır. Daha yakından bakıldığında, Bartleby’nin direnişinin toplumsal protestonun ötesine geçtiği ve insan özgürlüğü ile bireysel seçim etrafında şekillenen daha derin bir varoluşsal gerilimi yansıttığı görülür. Nitekim Bartleby, otoriteye karşı bilinçli bir özgür irade kullanımı sergilemesi, toplumsal olarak dayatılan anlam ve üretkenliği reddetmesi ve pasif direnişi kişisel bir varoluş biçimi olarak benimsemesi bakımından kuşkusuz bir varoluşçu asidir.

Özgür İrade ve Otorite Açısından Bartleby’nin Varoluşçu Bir Asi Oluşu

Özgür irade ve dış otoriteye direnç açısından bakıldığında Bartleby’nin bir varoluşçu asi olduğu açıktır. Onun tekrar tekrar dile getirdiği “Yapmamayı tercih ederim” sözü, ne bir yalvarma ne bir şikâyet ne de toplumsal koşullara dayanan bir protestodur; aksine, sakin ama kararlı bir kişisel tercih beyanıdır.

Buna karşılık bazı eleştirmenler Bartleby’nin reddedişini, baskıcı kapitalist emek düzenine karşı bilinçdışı bir başkaldırı olarak yorumlar. Bu görüşe göre Bartleby’nin pasif direnişi, mekanikleşmiş ofis yaşamı karşısında duyulan tükenmişliğin bir yansımasıdır. Anlatıda işyeri monotonluğunun inkâr edilemez biçimde yer aldığı doğrudur; ancak bu açıklama Bartleby’nin tutumunu bilinçli bir felsefi duruş olmaktan çıkarıp salt toplumsal bir tepkiye indirger. Eğer Bartleby yalnızca çalışma koşullarına karşı çıkıyor olsaydı, öfkesini dile getirebilir, başka bir iş arayabilir ya da memnuniyetsizliğini açıkça ifade edebilirdi. Oysa o sessizliği ve “tercih”i seçer; dayatılan yükümlülüklerden bilinçli bir geri çekiliş sergiler.

Metindeki çeşitli unsurlar da bu varoluşsal yorumu destekler. Öncelikle Bartleby yalnızca işi değil, toplumsal etkileşimi, yardımı ve yer değiştirmeyi de reddeder; bu da direnişinin işyeriyle sınırlı olmadığını gösterir. İkinci olarak, kendisine rahatlık ve destek sunulduğunda bile tutumunu sürdürmesi, seçiminin koşullara bağlı değil içsel olduğunu düşündürür. Üçüncü olarak, sakin tonu duygusal bir tepkiyi değil, bilinçli bir denetimi yansıtır.

Dahası Melville, Bartleby’yi seçimlerinin sonuçlarının farkında olan bir figür olarak sunar; buna rağmen kendi iradesine uygun davranmaktan vazgeçmez. Kendi özerkliğini dayatılmış otoriteye tercih eden herkesin varoluşsal bir başkaldırı içinde olduğu düşünüldüğünde, Bartleby’nin de yalnızca toplumsal bir mağdur değil, varoluşçu bir asi olarak anlaşılması gerekir. Bu nedenle özgür irade ve otorite bağlamında Bartleby’nin varoluşçu bir asi olduğu tartışmasızdır.

Toplumsal Olarak Dayatılan Anlam ve Üretkenliğin Reddedilmesi Açısından Bartleby

Toplumsal olarak dayatılan anlam ve üretkenliğin reddi açısından bakıldığında Bartleby’nin açıkça bir varoluşçu asi olduğu görülür. Wall Street dünyasında bireysel değer; verimlilik, işe yararlılık ve itaat ölçütleri üzerinden belirlenir. Bartleby’nin bu sisteme katılmayı reddetmesi, insan varoluşunun değerinin emek yoluyla tanımlanması gerektiği düşüncesine yöneltilmiş açık bir itirazdır.

Toplumsal başkaldırı yorumunu savunanlar da, Bartleby’yi erken kapitalist sistemler altında ezilen işçilerin sembolü olarak değerlendirme eğilimindedir. Ofis ortamının, makineleştirici, katı ve tekrar eden yapısı yadsınamaz; ancak Bartleby’nin tutumu yalnızca ekonomik baskıyla açıklanamaz. Aynı koşullar altında çalışan diğer kâtipler işlerini sürdürürken, Bartleby yalnızca işyerinde emek sarf etmekten değil, geleneksel yaşamın tüm biçimlerinden geri çekilmektedir.

Başka bir deyişle, bu geri çekiliş mesleki alanla sınırlı değildir. Ayak işleri yapmayı reddeder, kendini açıklamayı kabul etmez ve nihayetinde yemeyi bile bırakır. Bu tutumlar, işle ilgili geçici bir hoşnutsuzluktan ziyade, yaşamın toplumsal olarak inşa edilmiş amacına yönelik köklü bir reddiyeyi işaret eder.

Varoluşçu düşünceye göre anlam doğuştan verilmiş değildir; toplum tarafından dayatılır ve birey bu dayatmayı reddetmeyi seçebilir. Bartleby’nin sessiz geri çekilişi bu ilkeyle birebir örtüşür. Üretmeyi reddederek, toplumun bilinçli veya bilinçsiz olarak seçip dayattığı “anlamlı yaşam” tanımını da reddeder. Boş bir duvara bakarak hareketsiz durmayı tercih etmesi ise artık benimsemediği bir dünyanın değerleriyle bağını kopardığını simgeler.

Toplumsal olarak dayatılan amaçları bilinçli biçimde reddeden herkesin varoluşsal bir başkaldırı içinde olduğu kabul edildiğinde, Bartleby’nin tutumu ekonomik bir protestodan ya da sömürü düzenine yönelik bir tepkiden çok, varoluşçu bir isyan olarak anlam kazanır. Bu bağlamda Bartleby’nin varoluşçu bir asi olduğu kuşku götürmez.

 

Bilinçli Bir Varoluşsal Tercih Olarak Pasif Direniş

Pasif direnişi bilinçli bir kişisel tercih olarak ele aldığımızda Bartleby, bir kez daha açık biçimde bir varoluşçu asi olarak karşımıza çıkar. Öfkesini dile getiren, direniş örgütleyen ya da reform arayan klasik isyancıların aksine, Bartleby sessiz itaatsizliği seçer.

Bazı eleştirmenler bu pasifliği, sert çalışma koşullarının yol açtığı psikolojik bir çöküş ya da depresyonun sonucu olarak yorumlar. Ancak bu yaklaşım, Bartleby’nin reddedişlerindeki tutarlı ve rasyonel yapıyı göz ardı eder. Bartleby ne kafası karışıktır ne de irrasyoneldir; tercihlerini sakin bir dille ifade eder ve eylemleri üzerinde denetimini korur.

Direnişi son derece tutarlı ve ilkelidir. Duruma göre bazı buyruklara uyup bazılarını reddetmez; kendisine dayatılan tüm beklentileri istikrarlı biçimde geri çevirir. Bu tutarlılık, duygusal bir çözülmeden ya da kafa karışıklığından çok, bilinçli bir felsefi duruşa işaret eder.

Pasif direniş, aynı zamanda varoluşsal bir kendini ortaya koyma biçimidir. Eylemden kaçınarak, bireyi yalnızca işlevsel bir araç olarak tanımlamak isteyen yaşam biçimine karşı özerkliğini ilan eder. Nihayetinde teslim olmak yerine ölümü kabullenmesi, kişisel seçime verdiği önemin derinliğini gösterir. Özerkliğinden vazgeçmektense yokluğu tercih etmesi, son derece varoluşçu bir tutumdur.

Özerkliğini savunmak için bilinçli biçimde itaatsizliği seçen herkesin varoluşsal bir başkaldırı içinde olduğu düşünüldüğünde, Bartleby’nin pasif direnişi onun varoluşçu bir asi olduğunu açık biçimde ortaya koyar.

Sonuç

Sonuç olarak, Bartleby, the Scrivener’a yönelik toplumsal ve ekonomik yorumlar önemli bir tarihsel bağlam sunsa da Melville’in yarattığı karakterin felsefi derinliğini bütünüyle yakalayamaz. Bartleby, içine doğduğu toplumun varoluşsal dayatmalar çerçevesinde şekillendirdiği yaşam biçimine karşı özgür iradesini kararlılıkla kullanması, toplumsal olarak dayatılan anlam ve üretkenliği reddetmesi ve pasif direnişi bir varoluş biçimi olarak benimsemesi sayesinde, kapitalizmin basit bir mağduru olmaktan ziyade güçlü bir varoluşçu asi portresi çizer.

Melville, Bartleby aracılığıyla itaat, amaç ve insan edimliliğinin temellerini sorgulayan bir figür yaratır. Bartleby’yi bu gözle değerlendirmek, eseri yalnızca bir toplumsal eleştiri olarak değil, varoluşçu düşüncenin erken bir edebî ifadesi olarak okumayı mümkün kılar.Bu bağlamda Bartleby’nin duruşu, Robert Brustein’in başkaldırıyı mesiyanik (tanrısal), toplumsal ve varoluşsal bağlamda düşünmeyi öneren yaklaşımıyla birlikte okunduğunda, en açık biçimiyle varoluşsal evrede konumlanır. Gelecekteki yorumlar, Melville’in sonraki varoluşçu düşünürler üzerindeki etkisini daha ayrıntılı biçimde inceleyerek, Bartleby’yi edebiyat tarihinin insan özgürlüğünü en çarpıcı biçimde temsil eden simgelerinden biri olarak yeniden konumlandırabilir.

Not 1: Bu argümantatif metin, Rıdvan Caner’in sitemizde de yer alan argümantatif makaleler veya düşünce yazıları nasıl kaleme alınmalıdır konulu metninde yer alan prensip, direktif ve ilkeler doğrultusunda, yapay zekâ destekli bir editoryal yeniden yazım süreciyle oluşturulmuştur.

Not 2: Bu metin edebiyat eserleri ancak ve ancak bir çatışmanın ürünü olduklarında veya bir çatışmayı merkeze aldıklarında edebi değer kazanırlar söylemi çerçevesinde ve bu çatışmalarda başroldeki karakterler ya topluma karşı, ya varoluşa karşı ya da yaratıcıya karşı bir başkaldırı sergilerler düşüncesi ile kaleme alınmıştır.

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.