10° Az bulutlu

NATO Zirvesi Türkiye’yi açmazda bırakacak!

ANALİZ - 11 Haziran 2021 08:44 A A

NATO Zirvesi Türkiye’yi

açmazda bırakacak!

 

Osman Başıbüyük, Sun Savunma Net, 12 Haziran 2021 / Nevai – Özbekistan

 

14 Haziran’da gerçekleşecek olan NATO Zirvesi, hem dünya hem de Türkiye açısından çok önemli. Siyaset ile uğraşanların zirve sonuçlarını iyi değerlendirmesi gerekiyor.

NATO Yeni Görevine Hazırlanıyor

Zirve toplantıları NATO’nun düzenli toplantıları değildir. Devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla yeni politikaları tanıtmak, yeni üyeleri İttifaka davet etmek ve büyük girişimleri başlatmak gibi önemli gelişmeler olduğunda yapılır.

Başkan seçildikten sonra ilk dış ziyaretini gerçekleştirecek olan Joe Biden, Avrupa ziyaretinde sadece NATO Zirvesine değil aynı zamanda G7 ve Avrupa Birliği (AB) Zirvelerine de katılacak. Üç zirvenin aynı zamana denk gelmesi küresel çapta yeni gelişmeler olacağına işaret ediyor.

Türkiye, coğrafi konumu ve kültürel mirası gereği her zaman her projenin kilit taşı olmuştur. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Biden ile yapacağı ilk görüşmeyi de bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Zirve sonuçları, Türkiye’nin geleceğini ve dolayısıyla iç siyaseti de derinden etkileyecektir.

Biden, G7 Zirvesi kapsamında İngiltere’ye ayak basar basmaz yaptığı ilk açıklamada “ABD geri döndü” dedi. Geri dönen ABD mi yoksa Küresel Sermaye (Vatansız Para) mi? Bu konuyu biraz irdelemek gerekiyor. Çünkü dünyanın geleceği bu eksende şekillenecek.

Ulusalcı Liderler NATO’yu Zayıflatır

Gidişatı tahmin edebilmek için geçmişi kısaca hatırlamakta fayda var. Donald Trump’ın ABD Başkanı olduktan sonra katıldığı ilk NATO Zirvesi 11-12 Temmuz 2018’de Brüksel’de yapılmıştı. Trump, zaten NATO’ya çok sıcak bakmıyordu, zirve öncesi yaptığı açıklamalarla da ortalığı karıştırmıştı. Almanya’yı ittifakın savunma harcamalarına yeterli katkıda bulunmamakla eleştiren Trump, Almanya ile Rusya arasında kararlaştırılan “2’nci Kuzey Akımı doğalgaz boru hattı” projesini sert sözlerle eleştirmiş, Berlin’i Moskova’nın esiri olmakla suçlamıştı.

Trump, Zirveden dört gün sonra gittiği Helsinki’de, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin ile yapacağı görüşme öncesinde, “Rusya, Çin gibi bizim birçok düşmanımız var. Ticarette bize yaptıkları konusunda AB’nin de düşman olduğunu düşünüyorum ”diyerek “Atlantik Bağ”ını kökünden sarsmıştı. Üstelik Putin ile yaptığı görüşme sonrasında da yaptığı açıklamada; “ABD-Rusya ilişkilerinin hiç olmadığı kadar kötü olduğunu, ama dört saat önce zirveye girmeleriyle bunun değiştiğini” söyleyen Trump, AB ile arasına mesafe koyarken Rusya ile yakınlaşma mesajları vermişti.

NATO’nun ‘‘beyin ölümü’’ gerçekleşti diyen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron. Kaynak: BBC News

3-4 Aralık 2019’da yapılan NATO Zirvesi de bir başka krize ev sahipliği yapmıştı. Zirve öncesi Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Trump Londra’da bir araya gelmiş, bu görüşme sonrasında Macron, “NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğini” söylemişti. Macron’un bu açıklamasının arkasında, Türkiye’nin Suriye’ye yaptığı operasyonun kızgınlığı vardı. Macron, ABD’yi NATO’ya danışmadan Suriye’den asker çekmekle ve böylece Türkiye’nin Suriye’de operasyon yapmasının önünü açmakla eleştiriyor, aynı zamanda Türkiye’yi de NATO ile hiçbir koordinede bulunmadan Suriye’ye saldırmakla suçluyordu. Macron, “beyin ölümü” ifadesiyle bir anlamda NATO’nun işlevini yitirdiğini dillendiriyordu.

2018 ve 2019 yılında yaşanan bu krizlerden sonra artık NATO eski önemini yitirmiş âtıl bir örgüt konumuna düşmüştü. Bunun sebebi NATO’nun kilit ülkelerinin liderlerinin ulusalcı olmasıydı. Başta Trump, “önce Amerika” diyerek küresel çıkarları bir kenara bırakmış, ülkesinin çıkarlarını en öne koymuştu. Hiç öyle görünmese de Merkel de benzer bir politika izliyordu. ABD ve Vatansız Para’nın ikazlarına aldırış etmeden Baltık Denizi altına boru hattı döşeyerek doğrudan Rusya’dan doğalgaz tedarik etmeye başlamış, kapasiteyi artırmak için 2’nci Kuzey Akım projesini başlatmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da benzer bir yoldaydı. O da NATO’ya sormadan ve diğer küresel aktörlerin ikazlarını dinlemeden, Suriye’ye operasyon yapıyor, bu ülkenin parçalanmasıyla ortaya çıkacak PKK devletçiğine müsaade etmiyordu. Rothschildlerin eski çalışanı Macron ise bütün bu olanlara hiç bir anlam veremiyordu.

NATO küresel bir organizasyondur. Ulusalcı liderlerin iktidarda olması NATO’yu zayıflatır. Her ülke kendi çıkarını ön plana koyduğunda ancak oybirliği ile karar alabilen NATO’dan hiçbir karar çıkmaz. NATO, 2’nci Dünya Savaşı sonrasında kurulan, merkezinde Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Bankası (DB), Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Ticaret Örgütü (WTO)’nün bulunduğu küresel düzeninin askeri organizasyonudur. Bütün bu yapıyı oluşturan Vatansız Para’dır. Vatansız Para, dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirirken Soğuk Savaş’ı bir araç olarak kullanmıştır.

Sahte bir şekilde yaratılan komünizm tehdidi ve onun temsilcisi Sovyetler Birliği bir örs gibi kullanılmıştır. Demiri şekillendirmek için sadece çekiç yetmez, demirin üzerinde dövüleceği bir örse de ihtiyaç vardır. Komünizm tehdidiyle dünyayı kutuplaştırıp ülkeleri kendi kurduğu kurumlara mahkûm eden Vatansız Para, bu dönemde dünyayı istediği gibi yönetmiş ve gücüne güç katmıştır. NATO bu kapsamda Batılı ülkelerin kendi aralarındaki rekabeti önleyerek bir arada kalmalarını sağlayan askeri bir mekanizma vazifesi görmüştür.

Zamanı geldiğinde yine Vatansız Para’nın çabalarıyla Sovyetler Birliği yıkılmış, 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra da ABD’nin demir yumruğu ile tek dünya devletine gidilmek istenmiştir. Fakat Afganistan ve Irak operasyonlarında ABD’nin başarısız olması, Rusya’nın beklenenden çok daha kısa sürede kendisini toparlaması ve Çin’in ekonomik bir dev olarak piyasaya çıkması planları bozmuştur.

Rusya ve Çin’in İstikrarsızlaştırılması Gerekiyor

Vatansız Para, kurduğu demokrasi düzeninde paranın gücü ile ülkelerin iktidarlarını belirleyebilmektedir. En güzel örneğini kendisine ev sahipliği yapan ve demir yumruk vazifesi gören ABD’de vermiştir. ABD seçimleri, ana akım ve sosyal medya operasyonları ile Trump’ın elinden çalınmış, Vatansız Para’nın temsilcisi Biden, iktidar koltuğuna oturtulmuştur. Geçenlerde bir bildiri yayınlayan ABD’li emekli subaylar da bu teşhisi teyit etmektedir.

ABD’li Emekli 124 general ve amiral tarafından kaleme alınan açık mektup. Kaynak: Defense One

Ancak Vatansız Para, Rusya ve Çin’in iç siyasetini şekillendirememektedir. Rusya’da Putin çok güçlü bir liderdir. Arkasına aldığı halk desteğiyle ülke çıkarlarını ön planda tutan bir politika izlerken, mevcut rejimin altını oymak isteyen Vatansız Para’nın yaptığı siyasi operasyonları tavizsiz ezmektedir. Bu yüzden de demokratik olmamakla suçlanmayı hak etmektedir.

Çin’e gelince, bu ülkede de tek parti diktatörlüğü hâkimdir. Vatansız Para, Çin’e yaptığı yatırımlardan korkunç paralar kazanmaktadır ama bir türlü bu ülkenin yönetimine arzu ettiği ölçüde sızamamaktadır. Vatansız Para’nın amacı, blok zincir teknolojisi, kripto para ve tık demokrasisi ile tek noktadan yönetilen bir dünya devleti kurmaktır. Bu hedefe ulaşmak için öncelikle Rusya ve Çin’in istikrarsızlaştırılması gerekmektedir. Vatansız Para’nın kendi ordusu yoktur; hedefe ulaşmak için etki ajanları vasıtasıyla yaptığı yönlendirmelerle ülkelerin güçlerini birbirlerine karşı kullanır. Bu işin en önemli araçları ise küresel çaptaki kurumlardır. İşte NATO da bu kurumlardan bir tanesidir. Yapılması gereken, NATO’yu bu istikamette şekillendirmektir.

Dünyayı Şekillendirmek İçin Yeniden Yeni Düşmanlara İhtiyaç Var

NATO’nun “Aktif Katılım, Modern Savunma” temalı 2010 yılında kabul edilen Stratejik Konsepti’nde Rusya, uluslararası barış, istikrar ve güvenlik için iş birliği yapılması gereken stratejik bir ortak olarak görülüyor; NATO’nun Rusya’ya tehdit olmadığı vurgulanıyor ve bu vesileyle Rusya’nın da NATO’ya tehdit teşkil etmediği ifade ediliyordu.

Şimdi şartlar değişti. Batılı ülkelerin kendi aralarındaki çıkar çatışmasını önlemek ve böylece onları daha kolay gütmek için Vatansız Para’nın yine bir düşmana ihtiyacı var. Göreceksiniz NATO Zirvesinden sonra Rusya yavaş yavaş eski düşman konumuna getirilecek. Bunun için, başta NATO’nun Stratejik Konsepti olmak üzere stratejik dokümanların yeniden yazılması gerekiyor. Zirve bu dönüşümün onayını almak için yapılıyor.

Diğer yandan bu üç zirve sonucu alınan kararlarla Çin de düşman saflarına doğru itilmeye başlanacak ve NATO’nun dokümanlarında hasım sıfatıyla yerini alacak. G7 Zirvesinde, Çin’in “Kuşak Yol Projesi” ile gelişmekte olan birçok ülkeye sunduğu yatırım imkanlarına alternatif olarak, yeni bir inisiyatif geliştirilmesi konuşulacak. Bu çerçevede Çin’i dışlamak adına hedef ülkelere ulaşım, dijital ve sağlık alanında alt yapı yatırımları için finans sağlanması kararlaştırılacak.

Yeni düşmanlarımız Rusya ve Çin olacak. Hedefe Rusya ve Çin’in istikrarsızlaştırılmasını koyduğunuzda, Türkiye ister istemez bu planda gözlerin üzerine çevrileceği ülke olacaktır. Rusya’da 20 milyon, Çin’de ise 100 milyon civarında Müslüman ve Türk kökenli insan yaşamaktadır. Bu insanlar yaşadıkları ülkeleri istikrarsızlaştırmak adına alet olarak kullanılacaktır. Bu plan, Türkiye destek vermezse yürümez. FETÖ, bu plan çerçevesinde dizayn edilmiş bir Müslüman Misyonerliği projesiydi. Başarılı olması sonucu aynı Teşkilat-ı Mahsusa gibi bir ihtilal örgütüne dönüştürülmüştü.

Vatansız Para FETÖ’sünü Özlüyor

Sovyetler Birliği dağıldığında ortaya çıkan 15 devletin altısı Türk ve Müslüman kökenliydi. Denize çıkışı olamayan bu devletlerin Rusya’ya ekonomik olarak ciddi bağımlılıkları vardı. Halkları ise 70 yıldır Sovyet kültürüyle büyüdüğünden etnik ve dini kimliklerini önemli ölçüde yitirmişlerdi. Rusya’nın kendisini toparlamasıyla bu devletlerin tekrar Moskova’nın güdümüne girmesi kaçınılmazdı. Bu ihtimal ancak Ruslarla bölge halkının ayrışması sağlanarak engellenebilirdi. Ruslar, Hristiyan dininden ve Slav ırkındandı. Bölge halkı ise Müslüman ve Türk kökenliydi. Bölge halkına Türklük bilinci verilip Müslümanlıkları hatırlatılabilirse o zaman Rusların bölgedeki etkisi önemli ölçüde kırılabilirdi. İşte FETÖ bu maksatla kurulmuş bir misyonerlik örgütüydü. Amacı, halka dini ve etnik kimlik bilinci vermekti. FETÖ daha sonradan aynı Teşkilat-ı Mahsusa gibi bir ihtilal örgütüne dönüştü. Hatırlatırım daha 1. Dünya Savaşı başlamadan Teşkilat-ı Mahsusa unsurları, Alman subaylar liderliğinde, ihtilaller çıkarmak üzere Kafkaslar, Orta Asya ve Hindistan’a gönderilmişti. FETÖ de bu örgütün günümüz versiyonu olarak benzer bir amaçla Türki Cumhuriyetlerdeki rejimleri Vatansız Para’nın arzu ettiği şekilde düzenlemek üzere kurulmuştu. FETÖ, Türkiye’de şimdilik bertaraf edilse de kuruluş ihtiyacı Vatansız Para açısından ortadan kalkmış değildir.

Turan Projesi ve Türkiye Siyasetine Olası Etkileri

Vatansız Para’nın amacı, BOP Projesinin bir benzeri olan “Büyük Orta Asya Projesi”ni başlatmaktır. Tabi bu sefer projeye böyle bir ad koymayacaklar. Biz ne olduğunu bilmeyeceğiz ama BOP’taki istikrarsızlaştırma operasyonlarının benzeri, bu sefer Kafkaslar ve Orta Asya’da yaşanacak. Neler yaşanacağını kolay anlamanız için bir örnek verelim.  1979-89 yılları arasında Afganistan’da bir savaş yaşandı. Savaş, insanlara din eksenli bir savaşmış gibi gösterildi. Komünist dinsiz Ruslarla Müslümanlar savaşıyordu. Bu savaştan bölgeye komşu, o zamanki Sovyetler Birliği’nin özerk bölgeleri, bu günkü Türki Cumhuriyetler olumsuz yönde etkilendi. Afganistan’da savaşmak istemeyen ordudaki Türk ve Müslüman kökenli askerler, Sovyetler Birliği’nin yıkılışının temelini attılar. Böylece Türki Cumhuriyetler Bağımsızlığını kazandı. Sedat Peker’in, “Turan’ı kuracağız kardeşlerim” demesi işte bu istikametteki yeni projenin sinyallerini veriyor. Vatansız Para’nın Türkiye’den beklentisi maalesef bu yönde. İş, Biden ile Erdoğan’ın anlaşmasına kaldı.

Zamanın ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ankara’da bir görüşme esnasında tokalaşırken, 24 Ağustos 2016, Fotoğraf: AA

ABD’nin eski büyükelçisi Eric Edelman, Biden’in Erdoğan’ı ikna etmek için tarihi bir fırsatla karşı karşıya olduğunu söylüyor. Biden’e göre; “20 yıldır Türkiye’yi kesintisiz yöneten Erdoğan, bu sefer çok çaresizmiş, derinleşen ekonomik kriz Erdoğan’ın kamuoyundaki algısını ve oy oranını ciddi ölçüde zayıflatmış, bütün bunlara ilave olarak ortaklıktan ayrılarak YouTube’den yaptığı yayınlarla hükümetin kirli çamaşırlarını ortaya döken mafya lideri Sedat Peker’in yaptığı açıklamalar, AKP Hükümetini daha da köşeye sıkıştırmış.”  Edelman, Biden bastırırsa “haksız yere” hapsedilen Kavala, Kürt politikacılar ve FETÖ’den tutuklu ABD çalışanlarının serbest bırakılacağını söylüyor. Aslına bakarsanız Edelman’ın ABD çalışanları ile kastettiği FETÖ’den tutuklu konsolosluk çalışanları değil, Enver Altaylı’dır. Erdoğan yeni projeye evet derse birkaç gün sonra Altaylı serbest bırakılacaktır.

Erdoğan’ın evet veya hayır kararı her halükârda Türkiye’de siyaset sahnesinin yeniden düzenlenmesine neden olacak. Erdoğan yeni projeye evet derse, bundan sonra yola İYİ Parti ile devam edecektir. Zaten Cumhur İttifakının küçük ortağı MHP’nin oyları tekrar tek başına iktidar olmasına yetmez. Onun yerine İYİ Parti ile kurulacak bir ittifak daha avantajlı olacaktır. Zaten İYİ Parti “Büyük Orta Asya Projesi” için biçilmiş kaftandır. Partinin üst yöneticilerinin kökenine baktığınızda, bazılarının Kafkaslar ve Orta Asya kökenli ailelerden geldiğini görürsünüz. İnsanların geçmişlerine olan gönül bağları, bazı projelerde daha verimli hizmet etmelerine vesile olur. Ne ilginç, ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Antony Blinken de Ukrayna kökenlidir.

Sedat Peker ile yürütülen operasyon, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu üzerinden Cumhur İttifakının MHP kanadını hedef almaktadır. Burada iddiaların doğru olup olmadığını tartışmıyoruz, orası ayrı bir konu, önemli olan bazı gerçeklerin operasyon maksadıyla nasıl kullanılabileceğini görmektir. Bu operasyonun devamında Erdoğan bütün suçu Soylu ve İçişleri eski bakanı Mehmet Ağar’ın üzerine yıkarak bu işten kolayca sıyrılabilir. Şimdiden 15 AKP’li vekil Soylu’dan şikâyetçi olmaya başladı bile. Bu sayede Erdoğan, hem MHP’den kurtulmuş hem de İYİ Parti ile ittifakın yolunu açmış olur. Muhtemelen her iki partinin kurmaylarının daha önceden hazırlamış olduğu yeni bir anayasa ve bu çerçevede tasarlanan güçlendirilmiş parlamenter sistem ile bir başka deyişle Fransız tipi yarı başkanlık sistemiyle “Büyük Orta Asya Projesi”ne devam edilir. Türk-İslam sentezinin Türkçülük vurgusu biraz daha ön plana çıkar. İYİ Parti de seçmenini, “ülkeyi güçlendirilmiş parlamenter sisteme çevirdik” söylemiyle ikna eder. En önemlisi İYİ Parti’nin kurucu ve finansörlerinden, Enver Altaylı’nın yeğeni, Prof. Ümit Özdağ’ın FETÖ suçlamalarından doğru düzgün sorgulanmadan aklanan, Ankara’da uzun yıllar kalıp 1960 ve 70 darbelerine adı karışan CIA’nın Ortadoğu istasyon şefi Ruzi Nazar ile aynı bölgeden gelen, Orta Asya kökenli bir ailenin mensubu, İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu, bu projede en büyük oyunculardan birisi olur.

İkinci ihtimal olarak Erdoğan, Biden’e hayır derse bu sefer Sedat Peker üzerinden yapılan operasyonlara daha yenileri de eklenerek devam eder. Amaç AKP-MHP’den oluşan Cumhur İttifakını zayıflatarak sandıkta yenmektir. Bu ihtimalde İYİ Parti, “Büyük Orta Asya Projesi”nin kilit taşı olarak CHP’nin yanında, Millet İttifakının içinde yerini muhafaza eder. Seçim sonrası iktidara gelirlerse en azından projeye yönelik bakanlık ve devlet kuruluşlarını talep eder. Bu hayali senaryoda korkarım ki Türkiye’nin istikrarsızlığa sürüklenme ihtimali de vardır. Türkiye’de kendi istedikleri hükümeti iktidar koltuğuna oturtmak isteyen yabancı ülke ve Vatansız Para’nın istihbarat elemanları ülkeyi erken seçime sürüklemek için siyasi cinayetler dâhil her şeyi deneyebilirler. İktidarı teslim etmek istemeyen Erdoğan ve taraftarları ile muhalefet taraftarları arasında olaylar istenmeyen boyutlara ulaşabilir.

Ancak işarlar Erdoğan ile Biden’in anlaştığına işaret etmektedir. Türkiye S-400’ü İncirlikte bir hangara koyar. “Burası bizim üssümüz S-400’den vazgeçmedik” der. ABD, İncirlik’i bir Amerikan üssü olarak gördüğü için S-400’ü burada kilit altına aldık şeklinde kendi kamuoyunu tatmin eder. Rusya hiçbir şey yapamaz, “S-400’ün ihraç modelini satmıştım gizli bilgileri ABD çalamaz” diye kendini avutur. Bu arada Büyük Orta Asya Projesi ise hiç adı anılmadan tüm hızıyla devam eder. BOP’tan sonra bir 10 sene de bununla uğraşırız. Milyarlarca dolar para kaybeder, bir o kadar daha borçlanırız. Umarım bu sefer ülkemize gelen mülteci sayısı Suriye’den gelenlerden daha az olur.

Bir gün bu devleti biz yönetemezsek olacağı budur.

Şimdiden NATO zirvesi hepimize hayırlı olsun…

 #Birgünbudevletibizyöneteceğiz

 

Önceki Makale  Fırat Nehrinde yeni bir ABD-Rusya yakınlaşması mı?

Yazar Profili

Osman Başıbüyük
Osman Başıbüyük
İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamlamıştır. 1986 yılında Işıklar Askeri Lisesi, 1990 yılında Hava Harp Okulundan mezun olmuştur. Uçuş eğitimini 2’inci Ana Jet Üs K.lığında tamamladıktan sonra kol uçucusu, lider ve öğretmen olarak Türk Hava Kuvvetlerinin çeşitli filolarında F-104 ve F-16 uçaklarında pilot olarak görev yapmıştır.
ANALİZ - 08:44 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.
%d blogcu bunu beğendi: