savunmahavacılıkteknolojipolitikaanalizmevduatkriptosağlıkkoronavirüsenflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
16,8002
EURO
17,7742
ALTIN
985,55
BIST
2.554,08
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Hafif Yağmurlu
19°C
Ankara
19°C
Hafif Yağmurlu
Pazartesi Yağmurlu
18°C
Salı Hafif Yağmurlu
21°C
Çarşamba Az Bulutlu
25°C
Perşembe Az Bulutlu
26°C

Türkiye’nin Kürt Sorunu Yoktur Kürt Görünümlü Yahudi Devleti Sorunu Vardır

Türkiye’nin Kürt Sorunu Yoktur Kürt Görünümlü Yahudi Devleti Sorunu Vardır

Türkiye’nin Kürt Sorunu Yoktur

Kürt Görünümlü Yahudi Devleti Sorunu Vardır

Kripto Yahudi Barzani aşiretini “ortakçı, toplumcu ve paylaşımcı Nakşibendî aşireti” diye insanlara yutturmaya devam edersek daha çok Türk ve Kürt delikanlısını toprağa vermeye devam ederiz.

 

Osman Başıbüyük, Sun Savunma Net, 17 Haziran 2022

 

Yunanistan maşa olmaya dünden hazır

Son bir haftadır ana akım medyanın gündeminde Türkiye-Yunanistan gerginliği var. Her iki ülkede de öyle abartılı yorumlar duyuyoruz ki, sanki birileri bu iki komşunun savaşmasını canı gönülden istiyor.

Türkiye ile Yunanistan arasında tarihi kökleri olan önemli sorunlar var. Geçtiğimiz senelerde Doğu Akdeniz enerji kaynaklarının paylaşımından kaynaklanan bir gerginlik yaşanmıştı. Fakat bu seferki gerginliğin zamanlaması çok ilginç. Türkiye’nin Suriye’ye yapacağı operasyonun öncesine denk geldi. Suriye operasyonu ile Yunanistan gerginliği birbiri ile bağlantılı gibi gözüküyor.




NATO’nun askeri karargâhı SHAPE’te (Strategic Headquarters Allied Powers in Europe) görev yaparken Yunanlı bir subay ile tanışmıştım, üç-beş kere sohbetimiz oldu. Özel Kuvvetler mensubu Yunanlı albay çok açık sözlüydü. Bir gün Kürt meselesini tartışırken açık açık yüzüme, “biz PKK’yı destekliyoruz, karşımızda koskoca 70 milyonluk bir Türkiye görmek yerine bölünmüş, zayıflamış, gücü azalmış bir Türkiye görmeyi tercih ederiz” demişti.

Yunanistan’ın Kürt meselesine bakışı aslında bu kadar basit değil, olayın bir de kripto boyutu var, anlatalım. Her şey Irak’ın kuzeyi ile bağlantılı.

Arz-ı Mev’ud – Vadedilmiş Topraklar

Einstein’ın “Dünyayı kurtarmak için bir saatim olsaydı; ellibeş dakikasını problemi tanımlamaya, kalan beş dakikayı da çözümü bulmaya ayırırdım” dediği söylenir. Biz hâlâ Kürt meselesini tanımlayamadığımız için sorunu çözmekte bir santimetre yol alamıyoruz. Araştırmacı gazeteci yazar rahmetli Uğur Mumcu’nun 1993 yılında PKK-Barzani-Yahudi-ABD ilişkilerini deşifre etmesinin üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen halen karşı karşıya olduğumuz sorunu Kürt sorunu zannediyoruz. Bunun ana sebebi ana akım medyanın Türk halkının uyanmasını istememesidir. Türkiye’nin bir Kürt sorunu yoktur. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorun: Güney sınırlarında Irak ve Suriye’nin kuzeyini içine alan Kürt görünümlü bir Yahudi devleti kurulma çabasıdır.

Şaşırmayın, bakın eski ABD dışişleri bakanlarından Yahudi asıllı Henry Kissinger, 27 Ekim 2011 tarihinde İngiliz DailySquib gazetesine “Savaş Davullarını Duyamıyorsanız Sağır Olmalısınız” başlığıyla bir röportaj vermişti. Kissinger, röportajında yaklaşan savaştan bahisle “bu savaşta İsrail’in, mümkün olduğu kadar çok Arap’ı öldürmek için tüm gücü ve silahlarıyla savaşmak zorunda kalacağını ve her şey yolunda giderse Ortadoğu’nun yarısının İsrail’in olacağını söylüyordu.” Kissinger, bu röportajı verdiğinde Arap Baharı rüzgârı Suriye’ye gelmişti, 15 Mart 2011 tarihinde başlayan gösteriler ülkede de iç savaşa dönüşmüştü. İsrail, planlandığı kadar Arap’ı belki öldüremedi ama en az 5 milyonunu Türkiye’ye bir o kadarını da başka ülkelere gönderdi. İşte karşı karşıya olduğumuz soruna bu açıdan bakmamız gerekiyor.

Tevrat ve Zebur olarak adlandırılan Eski Ahit’e göre Yahudiler, Arz-ı Mev’ud kavramına inanmaktadır. Vaat Edilmiş Topraklar anlamına gelen bu kavrama göre Mısır’ın Nil nehri ile Türkiye’nin Fırat nehri arasında kalan topraklar inanışa göre Yahudilere aittir. Siyonist Yahudiler ve onların bir eseri olan İsrail Devleti, inanış gereği bu toprakların peşinde.

Kuzey Irak eskiden Yahudilerin New York’u imiş

Peki, Kürtlerin bu oyundaki rolü nedir? İşte püf noktası burada yatıyor. Kendisi Iraklı bir ailenin çocuğu olan ve Frankfurt am Main gazetesinin siyasi editörlerinden Majid Sattar, Yahudiliğin yazılı kutsal metinleri olan Talmud ve Tevrat’ın sürgün sırasında Mezopotamya’da ortaya çıktığını yazıyor. Bu manada Irak’ın Kürdistan olarak adlandırılan bölgesi Yahudilerin yazılı tarihi ve kültürleri açısından önemli bir coğrafya konumundaymış; Babil, eski çağlarda Yahudilerin New York’u olarak görülebilirmiş.[1]

VADEDİLMİŞ TOPRAKLAR      

Gerçekten de Irak’ta ve özellikle Kürtlerin yaşadığı kuzeyde ciddi bir Yahudi nüfusu vardı. 2’nci Dünya Savaşı esnasında antisemitizmin yükselmesi, 1948 yılında İsrail devletinin kurulması ve sonrasında yaşanan Arap-İsrail savaşları sebebiyle Irak’ta yaşayan Yahudilerin önemli bir kısmı peyderpey İsrail’e göç ettiler. Bu yapılan göçlerden en toplu olanlarından biri 1950–1951 yılları arasında gerçekleşmiştir ve yaklaşık 80.000’i Kuzey Irak’ta yaşayan Yahudi olmak üzere toplam 130.000 civarında Yahudi, Irak topraklarından ayrılarak yeni kurulan İsrail devletine göç etmiştir. 1950 – 1988 yılları arasında yapılan göçlerin toplam sayısının ise iki yüz bin civarında olduğu öne sürülmektedir.[2] İsrail’e götürülen iki yüz bin Kürt Yahudi’sinin arasında Suriye’den götürülenler de vardır.[3] Ayrıca bölgeyi terk eden Kürt Yahudilerinin bir kısmı ise Türkiye ve İran’a yerleşmiştir. Yani Türkiye’de de Kürt Yahudileri vardır. Geride kalan çok az bir kısım ise ya Müslümanlığı benimsemiş veya ülkenin geneline göre göreceli olarak daha güvende oldukları kuzey bölgelerindeki Kürtlerle kaynaşarak ve bu kimliği benimseyerek dikkat çekmeden hayatlarını idame ettirmişlerdir.

Daha açık yazacak olursak, her Yahudi göçünde olduğu gibi inançlı Yahudiler göçü tercih etmiş, geriye kriptolar kalmıştır. Kriptolar içinde yaşadıkları halkın kültürünü benimseyerek dışarıda başka içeride başka kimlikle yaşamaktadır. Bu kriptolar yine her zaman olduğu gibi göç eden inançlı insanların mallarının tasfiyesi üzerinden zengin olmuştur.

Irak Kürdistanı Lideri Massoud Barzani, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve 1970’li yıllarda Türkiye’den kaçan Kürt şair ve şarkıcı Sivan Perwer, Diyarbakır’da düzenlenen bir törende halkı selamlarken, 16 Kasım 2013. Kaynak: REUTERS

Bu arada bir noktanın altını çizelim. Kürt Yahudi’si, Türk Yahudi’si veya Yunan Yahudi’si olmaz. Yahudilik bir ırkı ifade eder. Yahudilikte soyun devam etmesi ulusun ve dinin devamı bakımından çok önemlidir. Tora’ya göre Yahudilerde karışık evliliğe izin verilmez.[4] Dolayısıyla Kürt Yahudi’si denildiği zaman kendi aralarında evlenerek Yahudi soyunu ve inancını devam ettiren ama dışarıdan bakıldığında Kürt kültürünü yaşayan Kürt dilini konuşan bir Yahudi anlaşılmalıdır. Bu durum kripto Yahudiler için de geçerlidir.

Kuzey Irak’ın kripto aşireti

Kuzey Irak’tan İsrail’e yönelen Yahudi göçünü düzenleyen en önemli aile Barzani ailesidir. Molla Mustafa Barzani, Washington Post gazetesine verdiği bir demecinde, bu göçler esnasında MOSSAD tarafından yardım ricasında bulunulduğu ve kendilerinin de kabul ederek Yahudilerin göçlerini organize ettiklerini ifade etmiştir.[5]

Bugün Kuzey Irak yönetimini elinde bulunduran Barzani ailesinin Yahudi kökenli kripto bir aile olduğu biliniyor. Kendisi de bir Kürt Yahudisi olan Los Angeles’teki Californiya Üniversitesi’nde (UCLA) görev yapan Prof. Yona Sabar, 1982 yılında Yale Üniversitesi tarafından yayımlanan ‘‘The Folk Literature of the Kurdistani Jews: An Anthology (Kürdistan Yahudilerinin Halk Edebiyatı: Antoloji) başlıklı kitabında bu gerçeği yazmıştır. Ayrıca tarihçi Ahmet Uçar da Osmanlı arşivlerindeki belgelere dayanarak bu gerçeği ortaya koymaktadır.[6] Bu bilgilerden yola çıkarak Barzani aşiretinin de birçok mensubunun kripto Yahudi olduğunu kabul edebiliriz.

Guam Adasına ulaşan Kürt mülteciler. Kaynak ARSOF History

Şimdi bir olaydan daha bahsedelim sonra kilit noktaya gelelim. 1996 yılında Saddam’ın Cumhuriyet muhafızları Erbil’e saldırınca ABD beş bin kadar Peşmergeyi Silopi-Diyarbakır-İncirlik üzerinden Guam Adası’na götürmüştü. İlk kafilelerden bir tanesini götüren Boeing 747 uçağı Diyarbakır’dan havalandıktan sonra pist kapanmıştı. Çünkü 4 motorlu uçağın dış motorları bir askeri meydan olan 8’inci Ana Jet Üssü’nün pistinin dışında kalmış ve pilotun kalkış için gaz açmasıyla birlikte kenarlardaki bütün taş ve toprak pisti kaplamıştı. O sırada ben de meydan harekât nöbetçisiydim. O dönemde yurt dışına götürülen peşmergelerin kaydı yapılmadı. Kim olduklarının bilinmesi istenmiyordu. Büyük ihtimalle gelecekte Barzanistan Yahudi devletinin güvenlik alt yapısını oluşturacak bu peşmergelerin büyük çoğunluğu kripto Yahudi’ydi. Özel kuvvet eğitimi alan bu peşmergelerin bir kısmı 2003 yılı Irak’ın işgali öncesinde bölgeye sızdırılmıştı. Irak’ın işgali tamamlandıktan sonra da geri kalanlar bölgeye geldi. Geri dönüş kripto peşmergelerle sınırlı kalmadı. 2003 yılından itibaren İsrail’e giden Kürt Yahudileri de bölgeye dönmeye başladı. Gelen Yahudiler bölgeden toprak satın almaya ve iş kurmaya başladılar. 2010 yılına gelindiğinde Kuzey Irak’ta yayın yapan “İsrail-Kürt” dergisi açık açık İsrail’deki Kürt Yahudilerini Kuzey Irak’a dönmeye çağırmaya başlamıştı. İlerleyen yıllarda Barzaniler gemi o kadar azıya almışlardı ki, 2017 yılında İsrail bayrakları sallayan peşmergeler eşliğinde bağımsızlık referandumu yaptılar. Türkiye, İran ve Irak’ın baskılarıyla şimdilik Barzani Yahudi devleti engellenmiş oldu.

Kuzey Irak’ta Barzanistan Yahudi Devleti Kuruluyor

Şimdi geldik işin püf noktasına. Kuzey Irak’ta Kürtler kendilerine bir devlet kurduklarını zannediyorlar. Kurulan devletin güvenlik birimlerinden, bürokrasisine; üniversitelerinden, medyasına, yargı organlarından siyasi partilerine kadar bütün kilit noktaları Kürt görünümlü kripto Yahudilerin ele geçirdiği bir devlet kuruluyor. Kürtler, kurulmakta olan devlette ancak işçi, memur ve ölüme gönderilecek asker olabilirler. Kuzey Irak’taki Barzani aşireti merkezli bu kripto yapı, bölgeyi Arz-ı Mev’ud’a hazırlıyor. Tabi bunu yaparken de her devlet içinde var olan kripto ortaklarıyla işbirliği yapıyorlar. Böylece bölge halklarını birbirine karşı kışkırtmak kolay oluyor. Bölgedeki Yahudi nüfusunun Vadedilmiş Topraklar olarak tanımlanmış coğrafyayı kontrol etmeye nüfusu yetmez. Şimdilik kendilerine asker olarak Kürtleri seçmişler. Kürtlerin içine sızmış kripto elemanlar zavallı Kürtleri, Türklere, Araplara ve Farslara karşı asker olarak kullanıyor. Kürtlerin bilinçsizce yaptığı bu fedakârlık karşı tarafı da yıpratarak onların içinde zaten var olan kripto yapıların güçlenmesini sağlıyor. Biz kripto Yahudi Barzani aşiretini “ortakçı, toplumcu ve paylaşımcı Nakşibendi aşireti” diye insanlara yutturmaya devam edersek daha çok Türk ve Kürt delikanlısı toprağa vermeye devam ederiz.

Bölge ülkeleri için ölüm koridoru

Vatansız Para, Kuzey Irak’ta yeterli ilerleme sağlandığına karar vermiş olmalı ki 2011 yılında Arap Baharı başladı. Bahar rüzgârları kısa sürede Suriye’ye ulaştı. Amaç Suriye’de Esad rejimini devirmeye çalışarak istikrarsızlık yaratmak ve bu istikrarsızlıktan faydalanarak Türkiye-Suriye sınırına paralel Kürtlerin yaşadığı bölgeden Akdeniz’e bir koridor açmaktı. Kuzey Irak’ın petrolü ve el değmemiş doğalgaz yataklarındaki servet başka türlü dünya piyasasına çıkarılamaz, kurulacak Kürt Yahudi devleti yaşayamazdı. Bu operasyonun bir parçası olarak Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) icat edildi. 2015’den günümüze defalarca yazdık. Bir kez daha yazalım. Mekanizma şöyle işliyordu:





Önce IŞİD bir Arap veya Türkmen şehrine saldırıyor, yaptığı katliamlarla halkı göçe zorluyordu. Halkın bir kısmı bölgeden uzaklaşıyor bu esnada Koalisyon uçakları devreye giriyor; IŞİD’i yok etmek adına şehir, köy ve kasabaları bombalıyordu. Bu bombalamalar halkı korkutarak asıl göçü sağlıyordu. IŞİD’ten temizlenen, aynı zamanda halkını kaybetmiş yerleşim yerlerine PYD/PKK yerleşiyor, daha sonrada bölgeyi terk etmeyen, geride kalan yerel halkın köylerini, evlerini yakarak, katliamlar yaparak göçü tamamlıyordu. Böylece bölge PYD/PKK kantonlarına hazır hale getirilmiş oldu.[7]

Kaynak: Washington Institute

Bütün bu yapılanlar bölgede demografik yapıyı değiştirerek önce Akdeniz’e bir koridor açmak sonra bütün Suriye’yi de içine alacak Vadedilmiş Topraklara ulaşmak içindi. Operasyonun kilit elemanları Kürt görünümlü kriptolardı. Bu operasyona Türkiye’deki kriptolar da yardım etti. Türkiye’nin kapılarını açarak Arap ve Türkmen nüfusun ülkeye kabulü için ellerinden geleni yaptılar ve hâlâ yapıyorlar. Sonuçta hem Suriye’nin kuzeyinde hem de Türkiye’de demografik yapı değişmiş oldu.

Türkiye bu işe uyandığında neredeyse iş işten geçmek üzereydi. Aceleyle Akdeniz’e ulaşacak koridoru kesmek maksadıyla bölgeye Fırat Kalkanı (2016), Zeytin Dalı (2018) ve Barış Pınarı (2019) isimli bir dizi operasyon yapıldı. Fakat bu operasyonların yapılması ve bölgede Türk askerinin olması bir çözüm değildir. Zaman geçtikçe uluslararası destek alan kripto kontrolündeki bölgedeki Kürt yapılanması yerleşik hale gelecek ve Türk askerinin uzun süre bölgede tutunması mümkün olmayacaktır. Barzanistan Yahudi devletinin Doğu Akdeniz’e uzanması sadece zaman meselesidir. Bu planı durduracak tek çare bölgeden silah zoruyla göç ettirilen ve Türkiye’de sığınmacı olarak bulunan Suriye halkının tekrar bölgeye iskân edilmesidir. Zaman geçtikçe bu çözüm yolu kaybolacaktır.

Türkiye’ye gelen Suriyeli mülteciler. Kaynak: Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği

Sayıları 5 milyonu bulan Türkiye’deki Suriyeli göçmenler nüfus artış oranlarıyla birlikte Türkiye için bir beka tehdidi oluşturmaktadır. Ülkemizi daha derinden etkileyen küresel hayat pahalılığı ve gıda krizinde şimdiden münferit olaylar başlamıştır. Hayat şartlarının gidecek zorlaşacağı önümüzdeki günlerde sığınmacılardan kaynaklanan olayların arkasının gelmesi kaçınılmazdır. Bu tehlikeleri önceden gören ve yaptığı açıklamalarla halkı uyandıran Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Ümit Özdağ, toplumda çok ciddi bir karşılık bulmuştur. Bu karşılık sonucu oy kaybettiğini düşünen ve iktidarda kalmak isteyen AKP Hükümeti, ister istemez geri dönüşü hızlandırmak maksadıyla Suriye’ye yönelik bir operasyonu gündeme getirince, önce Türkiye içindeki sonra dünyanın her tarafındaki kripto yapıdan ses gelmeye başlamıştır. İçeride ve dışarıdaki kripto yapılar var güçleriyle Türkiye’nin Suriye’ye yönelik operasyonunu engellemeye çalışmaktadır. Medyaya biraz dikkat ederseniz kimin kim olduğunu görürsünüz.

Önceki operasyonları ABD’ye rağmen yapmıştık. Ama Rusların bölgedeki varlığı, ilerleyişimizi durdurmuş ve harekâtların amacına ulaşmasını önemli ölçüde engellemişti. Fakat bu sefer Ruslar, Ukrayna’da zor durumda ve bize muhtaçlar. Şimdi yapacağımız harekât ölüm koridorunu en az 20-30 yıl kesebilir.

Skandal Görüntüler, Kaynak: Akşam

Anlaşılan o ki Rusya ve ABD’nin Türkiye’yi durduramayacağını düşünen güçler, Yunanistan’daki kripto yapıyı harekete geçirdiler. Yine zavallı Yunanlıları Türklere karşı piyon olarak kullanmayı planlıyorlar. Bakın Yahudi asıllı Volodimir Zelenski ülkesini Rusya ile savaşa sürükleyerek Ukrayna halkına ne yaptı?

Amerikan Kongresinde 37 kere alkışlanarak sırtı sıvazlanan Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis sen kimsin?

Buradan İsveç’e de bir söz edelim. Ülkenin başkenti Stockholm’de belediye binasına ve kentin sembol yapılarından Avicii Arena’ya projeksiyonlarla PKK’nın paçavrası ve terörist başı Abdullah Öcalan’ın fotoğrafları yansıtmışlar, yanlarına da birer de İsrail bayrağı koysalar iyi olurmuş.

 

[1] Yrd. Doç. Dr. Enes Bayraklı, “Kuzey Irak-İsrail İlişkileri”, Türk Alman Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü,

[2] Doç.Dr. KÖYLÜ Murat, “İsrail’in Kuzey Irak İlgisi ve Yahudi Kürtler”, Hukuk Tarihi Bölümü, Hukuk Fakültesi, Çağ Üniversitesi, Hakemli Araştırma Makalesi, 30.06.2020

[3] https://www.odatv4.com/siyaset/barzaniler-ve-israil-2803101200-9411

[4] https://www.odatv4.com/siyaset/barzaniler-ve-israil-2803101200-9411

[5] Doç.Dr. KÖYLÜ Murat, “İsrail’in Kuzey Irak İlgisi ve Yahudi Kürtler”, Hukuk Tarihi Bölümü, Hukuk Fakültesi, Çağ Üniversitesi, Hakemli Araştırma Makalesi, 30.06.2020

[6] https://www.hurriyet.com.tr/dunya/barzani-ailesinin-yahudi-oldugu-ortaya-cikti-128488

[7] https://www.odatv4.com/analiz/abd-osoyu-nasil-kullanmisti-3001181200-132297

Yorumlar

  1. Oktay Urbay dedi ki:

    Suriye’de Abd himayeli Pyd işgalinin sınırları neredeyse Fırat ve Dicle arasında yani sözde Yahudi Tanrıısının vadettiği topraklara göre olmuştur. Bir Hrıstiyan Siyonizmi olarak özetlenen Evanjelizm hem Abd’deki Anti-Siyonizm kitlesel olarak önlemede hem de Orradoğu’da Abd ve İsrail için kazan-kazana olanak veren siyaseten kutsal bir ittifaka dönüştürülmüştür.
    Yine Abd emperyalizminin bölgedeki siyasal İslamcı döküntüleri olan İdlip’teki cihatçılar zamanı geldiğinde Kürt koridorunun Akdeniz’e uzatılmasında tekrar kullanılabilirler.

  2. uludağ dedi ki:

    Albayım ne güzel anlatmışsınız. Peki Türkiye Cumhuriyetini kuran kripto yahudileri yani sabetayları da bir yazınızda anlatmak ister misiniz?
    Kripto yahudi Barzani’yi anlatmaktaki aynı cesareti bu konularda gösterebilir misiniz?
    Mesela şöyle Jöntürklerden başlasanız, İttihat ve Terakki ile devam etseniz, 1909 darbesini ayrıntılarıyla yazsanız;
    Ama bu konularda ki gerçekleri yazmak Barzani’yi yazmaya benzemez. Kanun var, mahkemede buluverirsiniz kendinizi değil mi?
    Mayınlı arazi değil mi buralar?
    Yoksa Barzani’nin kripto olduğuna”komplo teorisi”diyenler gibi siz de sabetayların ve yaptıklarının komplo teorisi veya yalan olduğuna mı inanıyorsunuz?
    Hiç sanmıyorum, adınız gibi gerçeklerin ne olduğunu biliyorsunuz. Daha çok yazarım da bir şey değiştirmeyeceği uzatmıyorum. Saygılar…