savunmahavacılıkteknolojipolitikaanalizmevduatkriptosağlıkkoronavirüsenflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
14,7784
EURO
15,8655
ALTIN
902,78
BIST
2.482,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
25°C
Ankara
25°C
Açık
Salı Parçalı Bulutlu
24°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
25°C
Perşembe Az Bulutlu
24°C
Cuma Hafif Yağmurlu
17°C

Müslümanlıktan Hıristiyanlığa Giden Tehlikeli Yol

Müslümanlıktan Hıristiyanlığa Giden Tehlikeli Yol

Dinden Dönenler Öldürülmeli mi?

Müslümanlıktan Hıristiyanlığa Giden Tehlikeli Yol

 

Yolun doğrusu kendine apaçık belli olduktan sonra Resûlullah’a karşı çıkan ve müminlerin yolundan başkasını izleyen kimseyi saptığı yönde bırakırız ve onu cehenneme atarız. Orası varılacak ne kötü bir yerdir! Nisâ Suresi – 115. Ayet

 

 

 

Ercan Caner, Sun Savunma Net, 08 Ocak 2022

 

 

Joel Rosenberg 2008 yılında; son 30 yılda, özellikle de son 7-10 yılda olmak üzere, o güne kadar insanlık tarihinde görülenden çok daha fazla sayıda Müslüman’ın İsa Mesih inancına geçtiğini ve o zamandan beri de din değiştirmelerin giderek yoğunlaştığını yazmıştır. Uwe Siemon-Netto da 2016 yılında küresel bir fenomenin yaşandığını ve dünyanın her yerinden çok sayıda Müslümanın çeşitli Hıristiyan mezheplerine geçtiğini teyit etmiştir. Gerçeği söylemek gerekirse, Hıristiyan misyonerler İslam dinini terk ederek Hıristiyanlığı seçenler için; Müslüman Kökenli İnananlar (MBB-Muslim Background Believers) diye yeni bir isim ve hatta bir kısaltma dahi bulmuşlardır.

Peki, neden birçok Müslüman din değiştiriyor, din değiştiren Müslümanların sayısı ne kadar ve bunun sonuçları nelerdir?

Arka Plan

Tarihsel olarak bakıldığında din değiştirmelerin neredeyse tamamının Hıristiyanların Müslüman olmalarını içerdiği görülmektedir, Tarihte Müslümanların Hıristiyan inancını seçmeleri ve din değiştirmeleri pek yaygın değildir. İslam dini 1,400 yıldır dinlerin Hotel California’sı olmuştur. Şarkının sözlerinde ifade edildiği gibi ‘‘İstediğiniz zaman çıkış yapabilir, ancak asla terk edemezsiniz’’

Hatırladığım son şey kapıya doğru koştuğumdu. Daha önce bulunduğum yere giden geçidi bulmalıydım. Gece görevlisi ‘‘Rahatla’’ dedi, ‘‘Biz almaya programlandık, istediğin zaman çıkış yapabilirsin, ama asla terk edemezsin!’’ Hotel California

İranlı Mohammad Ali Tahari tarafından kurulan Faradarmani (İrfan-i Keyhani), tamamlayıcı tedavilerin bir dalıdır ve evrensel zekâ ile iletişim sayesinde ruhsal gelişim bütünlüğüne ulaşılabildiğini savunur. İrfan Halkası kurucusu Tahari, Mayıs 2011’de sapkın faaliyetler yürütmek ve fesat yaymak suçlamalarıyla idama mahkûm edilmiştir. Cezası daha sonra 5 yıla indirilen Tahari, 2017 yılında ikinci kez idama mahkûm edilmiştir. Mürted olduğuna hükmedilen Tahari halen Tahran’da bir cezaevinde tutulmaktadır.

İslam dini, inananların hem başka bir dine geçmelerini, hem de ateist olmalarını yasaklamaktadır ve aslında İslam dini açısından bakıldığında ikisi de aynı anlama gelmektedir. Bu tutum dinin ilk ortaya çıktığı yıllara kadar uzanmakta (Muhammad’a dayandırılan bir Hadith -Hadis ‘‘Din değiştiren kim olursa olsun öldürün’’ denmektedir) ve İslam dinini terk etmek düşmana katılmakla eşit kabul ettiğinden bir anlamda ihanetle eşdeğer tutulmaktadır. Ayrıca, düzgün bir Müslüman olarak yaşamanın toplumsal dayanışmanın sürdürülmesini sağlayan güçlü bir sosyal yönü de bulunmaktadır.

Bu nedenlerle dinden dönen Müslümanlar dünyanın her yerinde toplumdan dışlanmakta, sosyal aforoza maruz kalmakta ve işlerini kaybetmekte, Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerde ise hükümetler bu insanlara zulüm ederek onları hapsedebilmekte, işkence edebilmekte ve öldürebilmektedir. İnançlarından şüphe duyan Müslümanlar işte bütün bu nedenlerle geçmişte büyük bir çoğunlukla İslam dininin sınırları içinde kalmışlardır.

İslam dininden türeyen Dürzî, Nusayri/Alevi, Alevi, Babi ve Bahaî gibi yeni dinler dahi başlangıçta aynı tutum içinde olmuş ve İslam diniyle uzun süre şaibeli bir ilişki sürdürmüştür. Bu durum bugün hâlâ geçerliliğini korumaktadır, buna İran’da Mohammad Ali Tahari tarafından kurulan ve İslam dininin bir yeni çağ versiyonu olan İrfan Halkası hareketi örnek gösterilebilir.

«La expulsión de los moriscos- Mağribîlerin Kovulması (1894)», de Gabriel Puig Roda. – Wikipedia

Sonuç olarak, tarihte çok az Müslüman din değiştirerek Hıristiyan olmuştur. Kilise tarihçisi David Garrison’un belirttiğine göre, Müslümanlar toplu olarak yirminci yüzyıldan önce Hıristiyanlığa beş kez yönelmişken, yirmi birinci yüzyılın ilk 12 yılında tam 69 kez Hıristiyan inancına yönelme olmuştur. İlk beş yönelmenin en azından bir kısmı baskı altında ya da belirli bir fayda sağlamak maksadıyla gerçekleşmiştir. İlk beş yönelmenin en önde geleni ise on altıncı yüzyıl İspanya’sında Katolik yöneticiler tarafından din değiştirmeleri yönünde baskı yapılan Moriskolardır.

Kilise tarihçisi David Garrison’un bir muhasebesinde, Müslümanların yirminci yüzyıldan önce Hıristiyanlığa yönelik beş hareketine ve yirmi birinci yüzyılın sadece ilk 12 yılında bu tür 69 hareketine yer verilmektedir. İlk beş hareketin en azından bir kısmı baskı altında veya belirli bir fayda sağlamak için gerçekleşmiştir. İlk beş yönelmenin en önde geleni, on altıncı yüzyıl İspanya’sında Katolik yöneticiler tarafından din değiştirmeleri için baskı yapılan Moriskolardır. Bütün toplumun avantaj sağlamak maksadıyla din değiştirmesi tarihte çok nadir olarak gerçekleşmiştir.

17’nci yüzyıl Rusya’sında Hıristiyan olmayanların derebeylik kölesi edinmelerini yasaklayan düzenlemeler, müzisyen Sergei Rachmanioff, şair ve tarihçi Nicholas Karamzin ve romancı Ivan Turgenev gibi aydınların ataları da dâhil zengin Tatarların din değiştirmesine neden olmuştur. 1700 yılında Lübnan’da yaşayan Sünni Müslümanlar arasından bazı yönetici konumundaki aileler, siyasi konumlarını güçlendirmek maksadıyla Hıristiyanlık dinini seçmişlerdir.

Solda William McElwee Miller, ortada On Müslüman İsa’yla Tanıştı adlı kitabı, sağda ise İran’da din değiştiren kadınlar görülmektedir.

Mısır’ın 1831-41 yılları arasında Suriye’deki egemenliği esnasında her uygun Suriyeli Müslüman zorla Mısır ordusuna alınmıştır. Yvette Talhamy’nin açıkladığı gibi; bu durum mahalli toplum tarafından hoş karşılanmamış, zorla orduya alınmaktan kurtulmak için bazı Suriyeliler ülkeden kaçmayı veya kendilerini sakatlamayı seçerken bazıları da Hıristiyanlar bir bedel karşılığı orduya alınmaktan muaf tutulduklarından, misyonerlere başvurarak din değiştirmek istediklerini beyan etmişlerdir. Amerikan Protestan misyonerleri din değiştirme isteğiyle kiliseye başvuran Dürzî ve diğerlerinin akınına uğramıştır.

Din değiştirenler ne yazık ki bu hilelerinde başarısız olmuştur. Çünkü dönmelerinin gerçek mi yoksa sahte mi olduğuna bakılmaksızın tamamı askere alınmışlardır.

Aynı yönelmeyiş son zamanlara kadar devam etmiştir. 1972 yılındaki Sudan ziyaretimde 20 yıldır Khartoum’da yaşayan ve Hıristiyanlığı öğretip gizlice Pazar Ayinleri yapan Amerikalı bir misyonerde kaldım. Bütün bu süre zarfında Hıristiyanlığı seçen sadece beş kişi kazanmıştı. Benzer şekilde 1984 tarihli ‘‘Ten Muslims Meet Christ – On Müslüman İsa’yla Tanıştı’’ adlı kitapta da Amerikalı bir misyoner İran’daki dini yayma çabalarının sonucunu anlatmaktadır.

Din Değiştirenlerin Sayısı

Açıkça ifade etmedikleri ve hatta gizledikleri için Müslüman Kökenli Hıristiyanların (MKH) sayısını tam olarak söylemek oldukça zordur. Yine de bazı şaşırtıcı tahminler mevcuttur. Duane Alexander Miller ve Patrick Johnstone 2010 yılındaki MKH sayısının yaklaşık 10 milyon kadar olduğunu tahmin etmektedir. Bu rakam, 50 yıl öncesinde 200.000’den az olan din değiştirenlerin sayısının on katı anlamına gelmektedir. Müslümanların dinlerini terk ederek Hıristiyanlığa geçtiğine yönelik yaygın haberler; Cezayir, Arnavutluk, Suriye ve Kürdistan gibi çok farklı yerlerden gelmektedir. Mahalli halkın en büyük sayıda din değiştirdiği ülkeler Cezayir (380.000), Etiyopya (400.000), İran (500.000, bu rakam 1979 yılında sadece 500’dür), Nijerya (600.000) ve ülkede hüküm süren şartlar nedeniyle gerçekten şaşırtıcı 6.500.000 rakamıyla Endonezya’dır. Andrew van der Bijl ve Al Janssen’e göre Medine ve Mekke’de dahi Hıristiyanlar bulunmaktadır.

Solda; İngiltere Chelmsford Anglikan Piskoposu Saygıdeğer Dr. Guli Francis-Dehqani,  sağda ailesiyle birlikte görülürken

Mısır’da Kıpti bir kaynak bana, 2011 yılı ayaklanmaları ve Müslüman Kardeşler’in iktidara gelmesinin ardından çok sayıda Müslümanın Hıristiyanlık dinini seçtiklerini söylemiştir. Kıpti Kilisesi, sayesinde birçok Müslümanın dinini terk ettiği İslamcı Devlet Başkanı Mohamed Morsi’yi en büyük dinsel müjdeci olarak adlandırmaktadır ve Morsi’nin iktidara gelmesinin ardından din değiştirenlerin çetelesini tutmayı bıraktıklarını ifade etmektedir. Mısır ülkesinde hangi kiliseye giderseniz gidin başta kadınlar olmak üzere birçok MKH görebilirsiniz.

En dramatik olan ise Aralık 2000’de Al Jazeera televizyonuna verdiği bir demeçte Libya Sahabeleri İslam Hukuku Bilim Feneri (Manarat as-Sahaba li’l-‘Ulum ash-Shar’iya) direktörü Ahmad al-Qat’ani’nin, herhangi bir kanıt göstermese de, her yıl 6 milyon Müslümanın Hıristiyan dinine geçtiğini söylemesi olmuştur. Qatani, Afrika’nın yarısını teşkil eden Müslümanların sayısının artık üçte bire düştüğünü ve İslam dininin Sahraaltı Afrika’dan kaybolma ihtimalinin ortaya çıktığını dile getirmiştir. Qatani bağış toplama maksadıyla biraz abartmış olabilir, ancak verdiği rakamlar her yerde kullanılır hale gelmiştir.

İslam dinini terk ederek Hıristiyanlığı seçenler sayesinde cemaatin sayısının iki yılda 150’den neredeyse 700’e çıktığı iddia edilen Berlin Evanjelik Lutheran Trinity Cemaati bir Pazar Ayini esnasında. Kaynak: Steglitz-lutherist.de

Müslüman Kökenli Hıristiyanlar Batı’da da yaşamaktadır. Birleşik Devletler 450.000 MKH ile en fazla din değiştiren Müslüman barındıran ülkedir. Avrupa’da ise 45.000 mürted ile Bulgaristan ilk sıradadır. Liverpool Katedrali 2014 yılından beri, Müslüman kökenli, İran doğumlu bir din değiştirenin kızı olan Chelmsford Anglikan papaz yardımcısı tarafından yönetilen Farsça ayinler düzenlemektedir. Müslümanlıktan Hıristiyanlığa geçenler Berlin Evanjelik Lutheran Trinity Cemaati (Evangelisch-Lutherischen Dreieinigkeits-Gemeinde) sayısını iki yılda 150’den neredeyse 700’e çıkarmıştır.

Londra’da 2010 yılından beri faaliyetlerini sürdüren ve yeni nesil hizmetkâr liderler yetiştirerek İran kilisesini hazırlayacak ve harekete geçirecek, kiliseye ve Farsça konuşan dünyayı Tanrı’nın görkemine dönüştürmeye yardım edecek Pars İlahiyat Merkezi gibi yeni kurumlar kurulmuştur.

Belirsiz ve farklı rakamlar ve Hıristiyanlığa geçen Müslümanların tam sayısı hakkında hiç kimsenin iyi bir fikri olmamasına rağmen, din değiştirenlerin sayısı oldukça büyüktür. Hıristiyanlar bu olguyu büyük bir mutlulukla karşılamakta ve Joel Rosenberg, Kilise’nin doğduğu topraklarda gerçekten yeniden dirildiğini sevinçle ifade etmektedir.

Müslümanlar Neden Hıristiyan Oluyor?

Duane Miller’e göre İslam’dan İsa’ya dönenler, İsa ve Hıristiyanlığın cazibesine kapılmalarının yanı sıra İslam dininden uzaklaştırılmaktadırlar. Bu makalede, sadece Müslümanları, özellikle Hıristiyanlığı seçmeye iten faktörlere odaklansak dahi liste oldukça uzundur.

Solda Wetzlar Katedrali Papazı Michael Stollwerk, sağda ise gördüğü beyazlar giymiş İsa rüya ve hayalleri nedeniyle Hıristiyanlık dinini seçen bir mürted.

Özellikle de İsa’nın görünmesi ve rüyalar, belki de Müslüman Kökenli İnananların dörtte birinin Hıristiyanlığı seçmesine neden olmuştur. İranlı bir mürted olan Mike Ansari birçok insanın aslında İsa hakkında aydınlatılmadan çok önce beyazlar giyinmiş parlayan bir adamla ilgili rüyalar ve hayaller gördüğünü söylemektedir. Dabrina Bet Tamraz ise İranlı mürtedlerin birbirlerine sık sık ‘‘Beyaz elbiseli adamı gördün mü, İsa’yı gördün mü?’’ sorusunu sorduklarına dikkat çekmektedir. Pakistan Presbiteryen kilisesi lideri, Afganlı imamların kendisiyle İncil’i incelemek maksadıyla yüzlerce kilometre yol kat ettiklerini tespit etmiştir. Afganlı imamları buna iten nedenlerin ne olduğu sorusuna Presbiteryen kilisesi lideri; ‘‘Rüyalar! İsa onlara uykularında görünmüş ve buraya gerçeği duymaları için gelmeleri talimatını vermiş’’ şeklinde cevap vermektedir. Ve Colorado’da, radyo ve İnternet’te Arapça dersler veren Papaz George Naeem de neredeyse bütün öğrencilerinin gördükleri rüyalar sonrası kiliseye geldiklerini ifade etmektedir.

Frankfurt kuzeyindeki Wetzlar Katedrali papazı Michael Stollwerk bir ayin sonrası başından geçenleri şöyle anlatmaktadır: ‘‘Çıkışta duruyordum, üzerimde hâlâ papaz cübbem vardı, yüzü peçeli bir kadın bana yaklaştığında ayine katılanları uğurluyordum. Onun bir dilenci olduğunu düşünerek cübbemin içinde elimle cüzdanımı bulmaya çalıştım. Peçeli kadın hayır, hayır dedi ve sadece bir sorusu olduğunu ifade etti ve bana ‘‘Buranın imamı siz misiniz?’’ sorusunu yöneltti. ‘‘Bir anlamda benim, ben papazım’’ yanıtını verdim. ‘‘O zaman doğru kişi sizsiniz. Tanrı bana rüyamda kentin meydanındaki büyük kiliseye gitmemi ve imama gerçeği sormamı talimatını verdi.’’ Tanrı’nın rüyasına girerek kent meydanındaki kilise imamından (!) gerçeği öğrenmesi talimatı verdiği kadın birkaç ay sonra vaftiz edilerek Hıristiyan olur. Bu türden hikâyeleri anlatan Siemon-Netto da benzer rüya ve hayallerden bahsetmektedir.

Arjantin’in Jujuy Eyaleti başkenti San Salvador’da Monica Aramayo tarafından çekilen bulutların oluşturduğu İsa görüntüsü.

Netto, Mısır’da gece yarısı aynı maksatlarla imamların gizlice ziyaret ettiği Lutheran bir ilahiyatçı, Cezayir’de görevli bir misyoner ve sürpriz ziyaretçilerinin kendilerine İsa’nın Suudi Arabistan’daki çadırlarında göründüğünü iddia ettikleri bir Baptistten benzer olayları dinlediğini söylemektedir. Bir Anglikan papazı ona; yüzlerce İranlı kadının gördükleri rüyaların ardından Tahran’da gizlice İncil derslerine katıldıklarından bahsetmiştir. Berlin’den papaz Gottfried Martens de İranlı ve Afgan mürtedlerin en azından üçte ikisinin, kendisini Kur’an’daki İsa değil de Hıristiyan İncil’deki İsa olarak tanıtan ışıklar içinde bir figürün talimatlarını izlediklerini tahmin etmektedir.

Nabeel Qureshi adlı Pakistanlı bir Müslüman Kökenli İnanan, rüyada görülen figürler ve hayallerle ilgili bu ortak davranış paternini İslam dinine atıfta bulunarak açıklamaktadır. Ortalama bir Müslümanın Tanrı’dan direkt mesajlar almayı ve onu işitmeyi umduğu tek yer sadece rüyalardır.

İncil’i okuyabilecek kadar açık fikirli olan Müslümanlar, İncil’in Kur’an ile olan tezatlıklarından, özellikle de sevgiye olan vurgusundan etkilenme eğilimindedirler. Wasef bu durumu; ‘‘İncil’i okumaları onları hemen değiştiriyor. İncil’in okunması bütün konuşmalar ve görüşmelerden çok daha iyidir. Ne zaman Müslümanlarla oturup konuşsam söylediklerimin tamamı İncil’dendir’’ sözleriyle açıklamaktadır.

İllüstrasyon: Ramandeep Kaur | ThePrint

Müslümanlar arasında, Müslüman destekli araştırma çalışmaları tarafından da desteklenen; Hıristiyanların Müslümanlardan daha iyi, ironik olarak daha çok İslamcı davrandığına yönelik yaygın bir inanış bulunmaktadır. YouTube sosyal medya platformunda paylaşılan ve 400.000’den fazla izlenen 2014 tarihli bir röportajda adının Shadya Sabir Hussein olduğunu söyleyen tamamen kapalı bir kadın, Müslümanların karıştığı cinayetler nedeniyle, Mısır televizyonunda açıkça İslam dininden nefret ettiğini ve Hıristiyan olmayı planladığını dile getirmiştir. Iraklı bir akademisyen de Irak ülkesinde yaşanan sorunların, gençlerin birçoğunun İslam’ı bir terör dini olarak kötüleyerek Hıristiyanlığa geçmesine neden olduğuna dikkat çekmektedir. 1990’lı yıllarda yaşanan Cezayir krizinin de benzer bir etkisi olmuş ve İslam dini adına gerçekleştirilen cinayetler pek çok kişinin ‘‘Hıristiyanlık hayat, İslam ölümdür’’ demelerine yol açmıştır.

Irak ve Suriye İslami Devlet Terör Örgütü (IŞİD) de görülmemiş barbarlıkları ile bu eğilimi güçlendirmiştir. Protestan bir kilise vaizi olan Omar, din değiştiren veya kiliseye gelenlerin çoğunun nedeninin, İslami Devlet Terör Örgütü’nün onlara ve ailelerine yaptıkları zulüm olduğunu ifade etmektedir. İslam dininin temel şartlarını bilmediği için IŞİD terör örgütü tarafından 2016 yılında altı ay hapiste tutulan Jasim adındaki teknisyen, hapishanede IŞİD tarafından Kur’an okumaya zorlandığını ve işkence uygulandığını, barbarlıklarını kendi gözleriyle görmesinin ardından da dinsel inancı hakkında şüpheler oluşmaya başladığını söylemektedir. Jasim bir kiliseyi ziyaret eder ve aradığı dinin Hıristiyanlık olduğunu anlaması da uzun sürmez.

Din değiştirme hikâyelerinde barış ve şiddet büyük yer tutmaktadır. Mark Durie’nin deneyimlerine göre Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerde pek çok Müslüman travmatize olmuş durumdadır ve iç barış değişmeyen bir temadır. Mürtedleri din değiştirmeye iten nedenlerden alıntılar yapan İran istihbarat Bakanı Mahmoud Alavi de bunu doğrulamakta ve insanların kendilerine huzur verecek bir din aradıklarını ifade etmektedir.

Din değiştirdikten sonra Johannes adını alan Sadegh, İran’da bir üniversiteye devam ederken dini inancıyla ilgili şüpheler duymaya başladığını, İslam dininin ona okulda öğretilenden tamamen farklı olduğunu gördüğünü anlatmaktadır. İslam dininin belki de şiddet ile başlayan bir din olduğunu düşünmeye başladığını ve şiddetle başlayan bir dinin insanlığı özgürlük ve sevgiye götüremeyeceğini anladığını söylemektedir. İsa Mesih’in; ‘‘kılıç kullananlar kılıçla ölecektir’’ sözlerinin etkisi altında kaldığını ve bu sözlerin din konusundaki fikrini tamamen değiştirdiğini ifade etmektedir.

Erdemli bir hayat süren Hıristiyanlar ile kişisel temasların da din değiştirme hikâyelerinde sık rastlanan bir rolü vardır. Mohammad Eghtedarian bir papazla altı gün birlikte kalmış ve papazın ona hayatını değiştiren; ‘‘İslam’da barış ve özgürlük var mı?’’ sorusunu sorma fırsatı vermiştir.

Ve din değiştirme için bir de pratik nedenler bulunmaktadır. İslam dini ve Müslümanların dünyanın geri kalanından geride kalması bazı Müslümanların,  Hıristiyanlığa geçmenin modern bir ekibe katılma duygusuyla, ilerleme arzularını harekete geçirmektedir.

Son olarak; din değiştirmeler maddi kazanç beklentisiyle de yapılabilmektedir. Londra Daily Telegraph gazetesi, Lübnanlı bazı zengin Müslümanların, Hıristiyan hayır kurumları tarafından sağlanan cömert yardımlardan faydalanmak maksadıyla din değiştirdiklerini söylemekte ve Anglikan Tanrı Kilisesi tarafından haftalık İncil incelemelerine katılmak şartıyla kendisine bir yatak, iki öğün sıcak yemek ve küçük bir aylık bağlanan Suriyeli fakir İbrahim Ali’nin hikâyesini anlatmaktadır. Ali, tıpkı diğerleri gibi pratik nedenlerle din değiştirdiğini açıklamaktadır.

İslam dinine, peygamberine ve Müslümanlara hakaretlere varan eleştirileriyle tanınan Kıpti Papaz Zakaria Botros. Papaz parçasının ağır hakaretleri nedeniyle Kasım 2021’de bir açıklama yapan Mısır Kıpti Ortodoks Kilisesi, papaz parçasının kiliseleriyle bağının yaklaşık 18 yıl önce kesildiğini ifade etmiştir. Wikipedia’nın iddiasına göre, Al-Qaeda terör örgütü papazın başına 60 milyon dolar ödül koymuştur.

Gözlemler

Din değiştirmeler konusunda üç düşünceyi inceleyelim. İlk olarak;  Zakariya BotrosJay Smith & David Wood gibi bazı Hıristiyan vaizler, İslam dinini sürekli olarak eleştirmektedirler, ancak bu kötüleme yaklaşımının Müslümanların Hıristiyanlığa dönüştürülmesinde oldukça sınırlı bir kapasitesi vardır. Jill Nelson, Wasef’i şöyle ifade etmektedir; ‘‘Kamusal alanda Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasındaki tartışmalar etkili dönüştürme araçları değildir ve Hıristiyan edebiyatı da oldukça etkisizdir.

 

Önde gelen Evanjelik liderlerin İslam dinini kötü olarak nitelendirdikleri ve Muhammad’ı eleştirdikleri ifadeler de Müslümanları Hıristiyanlıktan uzaklaştırmaktadır. Middle East Reformed Fellowship’ten Victor Atallah da Muhammad’ın kınanmaması, ancak ona göz yumulmaması konusunda da dikkatli olunması sonucuna varmaktadır.

Papazlar Karl Vickery ve Rick Robinson, 22 yaşında İranlı mülteci Sabah Allahvardi’yi Denizli kentinde halka açık bir banyoda vaftiz ederken. Fotoğraf: Fariba Nawa.

İkinci olarak; Batılılar tarafından bugüne kadar uygulanan; eğitim sağlama ve hastaları tedavi etme gibi geleneksel misyonerlik çabaları da Müslümanların din değiştirmelerinde şaşırtıcı bir şekilde çok küçük rol oynamaktadır. Bazıları Müslüman Kökenli İnananlar tarafından kurulan ve işletilen Radyo Monte Carlo, SAT-7 International, METV, High Adventure Ministries, Voice of Christ Media ve Middle East Reformed Fellowship gibi radyo ve televizyon yayınları, eğitim verme ve hastaların tedavi edilmesi gibi çabaların büyük ölçüde yerini almış durumdadır. Bir Cezayir gazetesi, ülkede Berberilerin en yoğun oldukları Kabylie (Amazigh) bölgesinde bu radyoların rolünü şöyle açıklamaktadır:

Tanıştığımız müminler, radyo ve televizyonlardan edindikleri bilgilerin kendilerine göre Hıristiyan doktrinlerinin meşrulaştırılmasında önemli bir rolü olduğunu teyit etmişlerdir. Örneğin Saïd, özellikle de Amazigh bölgesindeki popüler yayınlar başta olmak üzere Radio Monte Carlo’yu dinlediğini itiraf etmektedir. Slimane de kendisini Hıristiyanlık dinine iten nedenlerin %80’inin Radio Monte Carlo kaynaklı olduğunu söylemektedir. Bunun yanı sıra ‘‘Miracle Channel – Mucize Kanalı’’ (SAT-7) gibi başka radyo istasyonları da bulunmaktadır ve müminlerin çoğu da Hıristiyanlık mesajını, dünyanın her yerine yayan bu radyo istasyonlarından dinlediklerini doğrulamaktadır.

Mısır’da Aghapy TV veya Elam Ministries, İran’da Iran Alive Ministries, Mohabat TV ve Nejat TV gibi ülkelere özgü radyo ve televizyon istasyonlarının da din değiştirme kararlarında önemli etkileri vardır. Ansari, Mohabat TV kanalının rolünü ‘‘Görünüşe göre son 12 ay içinde yaklaşık 16 milyon İranlı uydu kanalında ve ayrıca mobil cihazlarında, bir veya daha fazla programımızı izledi. Bu kabaca İran nüfusunun yaklaşık %20’si anlamına gelmektedir’’ sözleriyle açıklamaktadır.

Bir kadın, omzunda Türk bayrağı ile müzeden camiye dönüştürülen tarihi Hagia Sophia Kilisesi önünde poz verirken. 1500 yıl önce Ortodoks Hıristiyan Katedrali olarak inşa edilen ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde; 1453 yılında camiye dönüştürülen Hagia Sophia, Türkiye Cumhuriyeti tarafından 1934 yılında müzeye dönüştürülmüştür. Kaynak: BBC

Üçüncü olarak da her ne kadar ilk kıvılcımları yabancı misyonerlikler yakmış olsalar da Müslüman Kökenli İnananlar halen Müslüman olanların Hıristiyanlaştırılmasında büyük rol oynamaktadır. Hıristiyanlık, doğduğu topraklardaki inananlar arasında yeniden dinamizm kazanmıştır.

Dinsel Sahtekârlıklar

Bazı Müslümanlar, başta Batı’ya göçlerini kolaylaştırmak maksadıyla pratik nedenler olmak üzere taktiksel olarak dinlerini değiştirmektedir. Tanrı Kilisesi papazlarından Said Deeb, çaresiz durumdaki Müslümanların kendisine; ‘‘Beni vaftiz edin, buradan ayrılmak için kime gerekiyorsa inanacağım’’ dediklerini aktarmaktadır. National Public Radio, İstanbul Koç Üniversitesi’nden Şebnem Köşer Akçapar’ın din değiştirenlerin sadece bazılarının gerçek mürtedler olduğunu, diğerlerinin ise din değiştirme nedeniyle gördükleri zulmü Batı’ya ulaşmanın bir yolu olarak kullandıklarını söylediğini aktarmaktadır. Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi Başkanı Aiman Mazyek Hıristiyanlığı kabul eden Müslümanların sayısının giderek artması konusuna belirgin bir şüphecilikle tepki göstermektedir.

Solda; Berlin Evangelisch-Lutherische Dreieinigkeitskirche Kilisesi sıralarına koyulan Farsça ve Almanca el ilanları, sağda ise Steglitzer’deki Trinity Kilisesinde Papaz Gottfried Martens ve mürted Elia Hosseini görülmektedir. Fotoğraflar Daniel Pipes (sol) ve Bjorn Kietzmann.

Batı’ya ulaştıklarında din değiştirenlerin iki avantajı olmaktadır. Din değiştirmek, teorik tarafsızlıkları ne olursa olsun, hükümetlerin bazen Hıristiyan göçmenleri tercih etmesi ve İslam’ı terk edenlerin ülkelerine geri gönderilmeleri durumunda zulümle karşılaşma tehlikesi nedeniyle iade edilmelerini daha da zorlaştırdığından, mürtedlerin gittikleri ülkede kalma izni almalarını kolaylaştırabilmektedir. Hıristiyan Demokratik Birliği liderlerinden Volker Kauder’in dikkat çektiği gibi; ‘‘Bir Müslüman İslam dinini terk ettiğinde, gerçek anlamda Hıristiyan olup olmadığına bakılmaksızın inancından döndüğü için yargılanabilmektedir. Siyasi zulme gelince, zulüm edenler için dinden dönmenin gerçek olup olmadığı hiç önemli değildir’’.

Bu nedenlerle birkaç mürtedden çok daha fazlası şüpheli ruhsal kimliklere sahiptir. Türkiye’de bulunan Birleşik Pentakostal Kilisesi’nden Rick Robinson, kendi cemaatindeki birçok kişinin ona tamamen samimi inananlar olarak gelmiş olmayabileceklerini kabul etmektedir. Papaz Robinson, din değiştirmek için kendisine başvuranlar arasında sırf mülteci statüsüne yardımcı olması için dahi dönenler olabileceğini kabul etmektedir. Berlin Evangelisch-Lutherische Dreieinigkeitskirche – Evanjelik Lutheran Trinity Kilisesi’nin Farsça konuşan papazı Gottfried Martens de hangi müminlerin gerçek veya taktiksel mümin olduğunu bilmediğini kabul etmektedir. Papaz Martens, sığınmayla ilgili umutları olan insanların defalarca kiliseye geldiklerinin altını çizmektedir. Kilise cemaatinden Vesam Heydari, oradaki İranlıların çoğunun aslında din değiştirmediklerini, sadece Almanya’da kalmak istedikleri itirafında bulunmaktadır.

Mürted, İslam dininden çıkmış kişiye denir. İslam dini ise dinlerin en yükseği ve en mükemmelidir. Dinlerin en yükseğini ve mükemmelini terk eden adam, artık başka dinleri ve kanunları tanımaz ve onların terbiyesine girmez. Böyle olunca, mürted tam bir kuralsızlık ve anarşistlik içine düşer. Bu da toplum için büyük bir risk teşkil eder. Nasıl kangren olan aza vücudun bütününe zarar vermemesi için kesilip atılır ise, böyle anarşist ve kuralsız mürted de toplumun bünyesine zarar vermemesi için idam edilip temizlenir. İslam farklı din ve inançta olanlara baskı yapmıyor; bilakis onların inancını garanti altına alıyor. Lakin Müslüman olan birisinin dinden çıkmasını da cezalandırıyor ki, bu fikir hürriyetine aykırı değildir. Erişim:07 Ocak 2022, Sorularla Risale. https://sorularlarisale.com/murted-nedir-islamda-cezasi-nedir-murtedin-oldurulmesi-din-ozgurlugu-ile-celismez-mi-isteyen-istedigi-dini-secemez-mi

Leipzig’den dinsel adam Hugo Gevers de cemaatinin üçte birinin İranlı Müslümanlar olduğunu, onlar için yıllarca uğraştıklarını, ancak açtıkları davaları kazandıkları gün cemaatten ayrıldıklarını, bu nedenle de bazen büyük hayal kırıklıklarına uğradıklarını kabul etmektedir. Ancak, özellikle papazların sahtekârları belirlemek maksadıyla bazı protokoller uygulaması nedeniyle, tamamen sahtekâr dönme sayısının düşük olduğunu da belirtmektedir.

Daha geniş bir açıdan bakıldığında ise sahtekârların sayısının büyütülmemesi gerekmektedir. Berlin’den Papaz Martens, hâlihazırda İran’da gerçekten oldukça büyük boyutlarda bir tür Hıristiyan uyanışı olduğunu, kendilerine gelen insanların ev kiliseler ile geçmişte zaten bir bağlantıları olduğunu ve bu nedenle kaçmak zorunda kaldıklarını ileri sürmektedir.

Müslümanların Suçlamaları

Joel Rosenberg, Hıristiyanların hızla artması nedeniyle Müslüman liderlerin sinirlendiklerini ve öfkelendiklerini gözlemlemiş. Müslüman liderler sadece dinsel sahtekârlıklara odaklanmakta ve bütün din değiştirenleri para, iş veya vize gibi kişisel çıkarlar nedeniyle din değiştirmekle suçlamaktadırlar. Bu yaklaşım, bir yandan Müslüman liderleri sorumluluktan kurtarırken öte yandan da Müslüman Kökenli İnananların itibarsızlaştırılmasını sağlamaktadır. Şahsi çıkarlar nedeniyle din değiştirildiği yönündeki suçlamalar, özellikle din değiştiren Kürtler ve Berberilerin alışılmadık derecede yüksek olduğu kuzey Irak ve Cezayir gibi yerlerde oldukça yaygındır.

Solda Cezayir Dinsel İşler Bakanı Mohamed Aissa, sağda ise hac ve umre ziyaretlerini kolaylaştıran teknoloji kullanmaları nedeniyle Suudi Arabistan yetkililerini övdüğü Mekke kentindeki yeni teknolojik düzenlemeler.

ABD liderliğinde 2003 yılındaki Irak işgalinin ardından çok geçmeden, Müslüman Dünyası Ligi (Muslim World League) Genel Sekreteri Abdullah al-Turki, Hıristiyan misyonerleri kastederek, insani yardım sağlama kisvesi altında faaliyetlerine başlamak maksadıyla, Irak’a Müslüman olmayan organizasyonların girdiği ve bunun Müslümanlar açısından oluşturduğu tehlikeler konusunda uyarılarda bulunmuştur. Irak’ın Süleymaniye (Sulaymaniyah) kentindeki Müslüman Âlimler Birliği’nden Ahmed al-Shaife; Irak’a akın eden sözde gizli Hıristiyan misyonerleri kastederek; ‘‘Bu ülkenin toplumunu yok etmek için çalışan yabancı gündemlere sahip gizli ellerin olduğunu gösteren, İslam dini ve Müslümanlara karşı bu utanç verici eylemi şiddetle kınıyoruz’’ açıklamasını yapmıştır.

Yine Süleymaniye kentinden bir başka Müslüman isim de 2007 yılında bu suçlamayı; ‘‘Misyonerler, bu gençlerin işsiz ve adeta bunalımda oldukları için bu bölgelerde yaşadıkları zor ekonomik durumu istismar etmektedir. Bazı durumlarda gençler yurtdışına gidebilmek için tehdit altında olduklarını ve güvenli bir sığınağa ihtiyaçları olduğunu söyleyerek, hayallerini gerçekleştirmenin kolay bir yolu olan Hıristiyanlığa geçmek istiyorlar’’ sözleriyle yinelemiştir.

Evanjelik Özgür Kilise papazlarından ihtiyar (!) Matthias Linke, Berlin’de 27 Kasım 2016 tarihinde icra edilen törende yeni din değiştiren bir Müslüman’ı, suyun kaldırma gücünden de faydalanarak (!) vaftiz ederken görülmektedir. Fotoğraf: AFP/John MacDougall.

Cezayir Dinsel İşler Bakanlığı’ndan Mohamed Aissa da 2006 yılında; Hıristiyan misyonerlerin yerel Müslümanları din değiştirmeleri için bu tür tekliflerle kandırdıklarını ve din değiştirmeleri için onların kafa karışıklığından faydalandıklarını iddia etmiştir. Aissa ayrıca; din değiştiren çok sayıda gencin tövbe ederek İslam dinine geri döndüğünü de kaydetmiştir.

 

Aynı yıl Cezayir hükümeti, bir Müslüman’ı başka bir dine geçmeye teşvik eden, zorlayan ya da ayartmak isteyenleri 2-5 yıl hapis cezası ve 5.000-10.000 € para cezasıyla cezalandıran bir yasa çıkarmıştır. Bu yasaya dayanılarak, Hıristiyanlığa geçen iki Müslüman, İslam dışı bir dini yayma ve uygulamaları nedeniyle iki yıl hapis ve 5.000 € para cezasına çarptırılmıştır.

Hıristiyan Olarak Yaşamak

Müslüman Kökenli İnanan kazanmak savaşın sadece yarısıdır, din değiştirerek Hıristiyan inancına geçenlerin Hıristiyan kalmalarını sağlamak ise savaşın diğer yarısıdır. Endonezya’da din değiştirdikten sonra yeniden İslam dinine geri dönenler üzerinde bir çalışma yapan Julia Sianturi, onları buna zorlayan birkaç faktör olduğunu tespit etmiştir:

Güçlü aile bağları ve derin İslami kökler din değiştirenlerin yeniden İslam’a dönmelerinin ana nedenleri gibi görünmektedir. İçinde yaşadıkları toplum tarafından uygulanan ayrımcılık ve İsa’nın tanrısallığı, yeniden İslam dinine dönüş kararlarında etkili olmuş olabilir. Ve papazlık etiği konusundaki hayal kırıklıkları da Müslüman Kökenli İnananların kilise ve Hıristiyanlık algısı üzerindeki etkileri nedeniyle bir endişe yaratmaktadır.

Zorluklar o kadar fazladır ki van der Bijl ve Janssen din değiştirerek Hıristiyanlığı seçenlerden en az yarısının geri döndüğünü söylemektedir. Duane Miller  bu meseleyi ele almak için bugüne kadar benzeri görülmemiş sayılardaki Müslüman Kökenli İnananlara yeni ve misafirperver bir sığınak sağlama konusunda fikirler içeren bir kitap kaleme almıştır.

Hıristiyan olarak kalan din değiştirenler çeşitli zorlu alternatifler ile karşı karşıyadırlar:

  1. Tam bir gizliliği koruyarak ve bir Müslümanın görünüş ve davranışlarını sürdürerek din değiştirdiğini gizlemek. Nelson’un da dikkat çektiği gibi din değiştirenlerin birçoğu, başlarına gelebileceklerden kaçınmak için hâlâ geleneksel Müslüman giysileri giymeyi sürdürmektedir. Bazı durumlarda İslami adetler ve ayinleri dahi sürdürmektedirler. Fakat bütün bunlar; derin bir yalnızlık ve ahlaki çöküşten muzdarip olmak anlamına gelmektedir. Toplum baskısı bazı durumlarda dayanılmaz hale gelebilmektedir.
  2. Müslüman Kökenli İnananın bütün dünyasının altüst olmasına neden olan din değiştirdiğini ilan etmek (ya da haberlere öfkelenen ve din değiştirenin güvenine ihanet eden yakın bir akraba veya arkadaşa sırrını açmak). Mürtedler; aile, toplum ve hükümet tarafından uygulanan aralıksız ve bazen de çok şiddetli baskılar, bir dışlanma hissi ve gelir kaybıyla karşı karşıya kalmaktadırlar. Müslüman kimliklerini asla terk edemiyorlar. Akıl hastalığı gerekçesiyle zorla tedavi edilmekte, eşlerden sadece birinin din değiştirmesi durumunda evlilikler yıkılmakta ve din değiştirenin çocuklara erişimi engellenebilmektedir. Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerde, yetkililer tipik bir şekilde İslam dininden dönenleri kabullenmeyi reddetmekte, onları yasal olarak Müslüman kabul ederek kapana kıstırmakta ve kimliklerinde Müslüman yazdığı için sadece Müslüman erkeklerle evlenebilen din değiştirenler kadınlar, bu sefer de sadece erkek din değiştirenler ile evlenmekle sınırlandırılmaktadır. Hıristiyan olarak doğanlar ise ironik bir şekilde mürtedlerin dönüşümlerinde taraf olmakla suçlanmamak ve bu nedenle cezalandırılmamak için Müslüman Kökenli İnananlardan kaçınmakta ve yerleşik kiliseler de onları reddetmektedir. Bir papazın acımasızca ifade ettiği; ‘‘Rabbimize olan inançları konusunda sessiz kalmak zorundalar, aksi takdirde hepimiz acı çekeriz’’ sözleri, Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerdeki mürtedlerin durumunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.
  3. Hıristiyan olarak doğmuş gibi yeni bir hayata başlamak maksadıyla başka bir kente taşınmak ise aileyi geride bırakmak, yeni sosyal ilişkilere başlamak ve daima tanınmak ve açığa çıkmak korkusuyla sakin ve gözlerden uzak bir yaşam sürdürmek anlamına gelmektedir.
  4. Müslüman çoğunluğu olmayan ülkelere göç etmek mükemmel bir çözüm gibi görünmektedir, ama aslında değildir. Genellikle yeni bir lisanla kendi hayatını yeniden kurmanın oluşturduğu gerilimin ötesinde, İslami baskı gidilen ülkelerde de acımasız bir şekilde mürtedleri takip edebilmektedir. Müslüman Kökenli İnananların bazıları terk ettikleri ülkelerindeki hükümetlerden korkmaya devam etmekte ve bu nedenle de çok büyük şüphelerle dolu bir ortamda yaşamlarını sürdürmektedirler. Din değiştirenlerden biri, bu durumu; ‘‘Belki de kilise cemaati üyelerinden bir tanesi onlardan biridir’’ sözleriyle ortaya koymaktadır. Benzer şekilde mülteciler birbirlerinden uzak durma konusunda özenli hareket etmekte ve kendi durumlarıyla ilgili bilgileri ya da ülkelerindeki hayatlarının ayrıntılarını asla ifşa etmemektedirler. Kadınlar ise özel sorunlarla karşı karşıyadır. European Centre for Law and Justice – Avrupa Hukuk ve Adalet Merkezi’nin Fransa hakkında belirttiği gibi din değiştiren kadınların önemli bir kısmı zorla evlendirilmekte, ebeveynlerinin ülkesine geri gönderilmekte ya da İslam dinine geri dönmedikleri sürece tecrit edilmekle tehdit edilmektedir. Nadiren de olsa ve giderek azalan olaylarda din değiştirenler İslamcılar tarafından linç edilmekte ve hatta öldürülmektedir. Böylece, Müslümanların çoğunlukta olmadığı ülkelerde dahi din değiştirenlerin korku ve yalnızlıkları sürüp gitmektedir.

Sonuç

Müslümanlıktan Hıristiyanlığa önemli sayıdaki gönüllü geçişler; İslam’ın neredeyse daima Hıristiyanlık aleyhine inananları kendine çektiği kutsal dengesizliği değiştiren tarihi bir yenilik anlamına gelmektedir. Bu dönüşün, Müslümanların kendilerini ve dinlerini nasıl gördükleri üzerinde potansiyel olarak büyük etkileri vardır; tek yönlü dönüşümlerden kaynaklanan geleneksel güven artık geçerliliğini yitirmiştir. Bunun yerini başka bir şeyin alıp almayacağı ya da bu güvenlik açığının Müslümanların güvenini sarsıp sarsmayacağını ise sadece zaman gösterecektir. Etkiler giderek derinleşmektedir.

Müslümanlıktan Hıristiyanlığa geçişler İslam dininden uzaklaşmanın yanı sıra özellikle Kürtler arasında görülen Zerdüştlük ve Hintlilerde görülen Hinduizm, Musevilik ve Budizm gibi diğer dinler de din değiştirmek isteyenleri cezbetmekte ve ateizm ve deizmin benimsenmesini de içeren İslam dininden büyük bir uzaklaşma hareketinin bir parçasını oluşturmaktadır. Bir bütün olarak bakıldığında birbiriyle bağlantılı bütün bu eğilimler, nadiren fark edilen, ancak son yarım yüzyılda geniş çapta dikkat çeken İslamcı yükselişi reddetmeye kadar uzanan önemli bir gelişmeyi ortaya koymaktadır. Dalgalar halindeki bu yayılma potansiyel olarak gerçekten de geri döndürülebilir.

Çevirenin Notları: Daniel Pipes tarafından kaleme alınan yazarın şahsi https://tr.danielpipes.org/ web sitesinde 12 Temmuz 2021 tarihinde paylaşılan makale aslına sadık kalınarak çevrilmiştir. Makalede ifade edilen görüşler ve ileri süren iddialar Daniel Pipes’in görüşlerini yansıtmaktadır. Makalenin çevrilerek paylaşılması; yazar ve Sun Savunma Net sitesinin ifade edilen görüşler ve ileri sürülen iddiaları paylaştığı anlamına gelmemektedir.

Makalenin orijinal metnine https://www.danielpipes.org/20508/the-perilous-path-from-muslim-to-christian linki üzerinden erişebilirsiniz.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.