savunmahavacılıkteknolojipolitikaanalizmevduatkriptosağlıkkoronavirüsenflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
17,5524
EURO
17,9974
ALTIN
966,36
BIST
2.501,96
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
28°C
Ankara
28°C
Açık
Çarşamba Açık
28°C
Perşembe Açık
28°C
Cuma Açık
29°C
Cumartesi Açık
28°C

Bahçeli’nin Bu İsteğine Neden ‘‘Evet’’ Denmiyor?

Bahçeli’nin Bu İsteğine Neden ‘‘Evet’’ Denmiyor?


Bahçeli’nin Bu İsteğine Neden ‘‘Evet’’ Denmiyor?

Müyesser Yıldız, Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu G4 Blok, 27 Ekim 2020


İktidarın fiili ortağı MHP’nin lideri Devlet Bahçeli, İnfaz Yasası’nın çıkarılıp, Alaattin Çakıcı’nın serbest bırakılmasını istedi. Erdoğan kabul etti ve oldu.

Bahçeli, bazı suçlarda idam cezasının geri getirilmesi gerektiğini söyledi. Erdoğan, “Önüme gelirse imzalarım.”dedi.

Bahçeli, “FETÖ” den tutuklu, kapatılan Zaman Gazetesi yazarı Mümtazer Türköne’nin davasının yeniden görülmesi temennisinde bulundu. Yargıtay, Türköne’nin tahliyesine karar verdi.

Bahçeli, Türk Tabipleri Birliği’nin üstüne gidilmesini talep etti. Erdoğan, sadece TTB değil, tüm meslek kuruluşları hakkında düzenleme yapılması için talimat verdi.

Bahçeli, Anayasa Mahkemesi’nin yapısını, görev ve yetkilerini tartışmaya açtı. Erdoğan yine destekledi.

Bu “uyum” tablosunu hatırlatmamın sebebi ne mi?

Bilindiği gibi, iki hafta önce KKTC’de Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı. Türkiye’nin desteklediği Ersin Tatar kazanınca, hepimiz derin bir nefes aldık.

Tatar’ın kazanması, Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’un ifadesiyle, “Kıbrıs’ta Rauf Denktaş’ın ruhunun artık kendisini yalnızlık içinde hissetmediği” anlamına da geliyordu.

Yani uzun bir aradan sonra hem merhum Denktaş’ın çizgisine dönüş, hem onun haklılığının tesciliydi.

Doğu Akdeniz ve Kıbrıs eksenindeki gelişmeler malûm; ABD, AB, Rusya başta olmak üzere bilumum ülke tepemize çökmüş, “Çözüm de çözüm” diyor. “Çözümden” anladıkları da 50 yıldır ortada; “Enosis” in AB üzerinden tamamlanıp, Kıbrıs’ın “Helenizme” teslimi!..

Dört gözle KKTC’deki seçimlerin sonuçlanmasını bekliyorlardı. Tatar’ın kazanmasından duydukları üzüntüyü gizleme gereği bile duymazken, hemen yeni bir müzakere sürecinin başlaması için harekete geçtiler.

Erdoğan ve Tatar dâhil herkes, bugüne kadar yürütülen süreçlerin çöktüğünü kabul ediyor.

Peki alternatif? Ankara hâlâ AB, BM ve Yunanistan’la görüşme peşinde koşarken, Dışişleri uzmanları, emekli askerler, muhalefet partileri gibi her kesim ve görüşten geniş bir yelpaze, KKTC’de askeri üs kurulması, daha önemlisi KKTC’nin tanınması için harekete geçilmesini savundu, savunuyor. İşte bu cepheye son olarak MHP lideri Devlet Bahçeli de katıldı. Herkes, MHP’nin “askıda ekmek” kampanyasına odaklandığından dikkat çekmedi; ama Bahçeli, 20 Ekim Salı günkü Meclis Grup toplantısında şöyle konuştu:

Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacaktır. KKTC’nin tanınması, uluslararası toplum nezdinde kabulü ve egemen devlet halinde varlığı sağlanacaktır… Lefkoşa, Ankara’nın ikiz kardeşidir. KKTC, Doğu Akdeniz’deki son siperimizdir. Kıbrıs demek, vatan demektir. Kıbrıs demek Türk demektir.”

Bahçeli’nin bu açıklamasının üzerinden bir hafta geçti. Erdoğan veya AKP yöneticileri, buna ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı. Acaba duymadılar mı, yoksa duymazdan mı geliyorlar?

Ülkemiz ve Kıbrıs böylesine abluka altına alınmışken; idam, meslek kuruluşları, AYM gibi konulardan evvel Bahçeli’nin bu çağrısının dikkate alınıp, harekete geçilmesi gerekmiyor mu?

Madem Kardeşiz

Efendim, KKTC’yi hangi ülke tanır?” mı deniyor.

Bu ayın ilk haftasıydı; CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da KKTC’nin tanınması için bütün ülkeler nezdinde girişimde bulunmasını isteyip, “Madem Katar’la bu kadar dostsun, Katar KKTC’yi tanısın.’’ önerisinde bulundu.

Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamasının ertesi günü bir tören yapıldı. Bu, Anadolu Tersanesi tarafından Katar Deniz Kuvvetleri için inşa edilen silahlı eğitim gemisi Al-Doha’nın denize indiriliş töreniydi. Katar Savunma Bakanı Halid Bin Muhammet El-Atiyye’nin de katıldığı törende Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, “Küresel siyasette takip ettiği bağımsız politikalar dolayısıyla Körfez’in parlayan yıldızı olan Katar’ın güvenliğini, kendi güvenliğimizle aynı şekilde görüyor ve önemsiyoruz. Silahlı eğitim gemilerinin inşası da bu amaçla atılmış önemli bir adımdır” dedi.

Aynı günlerde Katar’a giden Erdoğan da “Türkiye ve Katar’ın köklü tarihi, kültürel ve beşeri münasebetlere sahip iki kardeş ülke olduğunu”, “kazan-kazan temelli işbirliğinin en güzel örneklerinin sunulduğunu” vurguladı.

Mademki, “Katar’ın güvenliğini kendi güvenliğimiz gibi görüyoruz”, mademki, “ Kardeş ülkeyiz”, Kılıçdaroğlu haksız mı?

Ve mademki, “kazan-kazan” temelli bir işbirliğiniz var, neden Katar Petrol’ün Rum kesimi ile yaptığı petrol arama anlaşmasının iptal edilmesi bile istenemiyor?

Sincan’dan açık cezaevindeki tüm dostlara kucak dolusu sevgiler…

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.