Türk savunma sanayiinin Pakistan yolculuğu, 2000’li yılların başındaki modernizasyon projelerinden bugün 5. nesil savaş uçağı ortaklığına uzanan, dünyada eşine az rastlanır bir stratejik derinliğe sahiptir. Bu yazı dizisi, “Al-Sat” ilişkisinden “Birlikte Üret ve Hak Sahibi Ol” modeline geçişin teknik hikayesidir.
Türkiye ile Pakistan arasındaki savunma iş birliği bugün deniz platformlarından insansız hava sistemlerine, teknoloji transferinden ortak üretim projelerine kadar uzanan geniş bir çerçeveye sahip. Ancak bu stratejik ortaklığın temelleri, kamuoyunda sanıldığı kadar yeni değil. Sürecin başlangıcı, askeri eğitim, modernizasyon projeleri ve teknik destek alanında atılan mütevazı ama kritik adımlara dayanıyor.
Uzmanlara göre Türk savunma sanayiinin Pakistan yolculuğu, üç aşamalı bir evrim sürecinin ürünü.
Türkiye ile Pakistan arasındaki askeri ilişkiler, uzun yıllara dayanan diplomatik ve askeri yakınlığa sahip. İki ülke, NATO üyeliği ve bölgesel güvenlik bağlamında farklı konumlarda olsa da, askeri eğitim, personel değişimi ve tatbikatlar yoluyla güçlü bağlar kurdu.
Bu dönem, daha çok:
Askeri eğitim programları
Personel değişim anlaşmaları
Savunma planlama ve teknik danışmanlık
başlıklarında ilerledi.
Henüz büyük platform satışlarının gündemde olmadığı bu süreç, ileride gelecek savunma sanayii projeleri için güven inşa eden bir zemin oluşturdu.
Türkiye ile Pakistan arasındaki savunma iş birliğinin ilk büyük ölçekli sınavı, 2009 yılında imzalanan Pakistan F-16 Modernizasyon Programı (Peace Drive II) oldu.
Teknik Başarı: TUSAŞ, Pakistan Hava Kuvvetleri’ne ait 41 adet F-16 uçağının aviyonik ve yapısal modernizasyonunu Ankara’da gerçekleştirdi.
Stratejik Önemi: Bu proje, Türkiye’nin sadece kendi uçaklarını değil, üçüncü ülkelerin envanterindeki sofistike Batı platformlarını da modernize edebileceğini dünyaya kanıtladı. Pakistan için ise bu, ABD ile yaşanan siyasi dalgalanmalara karşı Türkiye üzerinden bir “güvence” kanalı açılmasıydı.
2018 yılında imzalanan PN MİLGEM projesi, Türk savunma sanayiinin o döneme kadar tek kalemde gerçekleştirdiği en büyük ihracat başarısı olarak kayıtlara geçti.
Model Farkı: 4 adet korvetin ilk ikisi İstanbul’da, son ikisi ise teknoloji transferi ile Pakistan’ın Karaçi Tersanesi’nde inşa edildi.
Donanım: 2023’te teslim edilen ilk gemi PNS Babur ve ardından gelen PNS Badr, bölgedeki deniz gücü dengesini Pakistan lehine değiştirdi. Bu proje, “Türk Mühendisliği + Pakistan Üretim Gücü” formülünün başarıyla çalıştığını gösterdi.
İlişkiler her zaman engelsiz ilerlemedi. 1.5 milyar dolarlık T129 ATAK Helikopteri satışı, ABD’nin motor ihracat izni vermemesi nedeniyle 2022’de tıkanma noktasına geldi.
Dersler: Bu kriz, Türkiye’nin “alt sistemlerde tam bağımsızlık” (yerli motor TEI-TS1400 gibi) stratejisini hızlandırmasına neden oldu. 2026 itibarıyla Türkiye, benzer ambargoları aşmak için Pakistan ile motor ve alt sistem Ar-Ge’sinde ortaklık modellerini tartışmaya açtı.
Bugün gelinen noktada iş birliği, gökyüzünün en ileri teknolojilerine odaklanmış durumda:
KAAN 5. Nesil Savaş Uçağı: Pakistan, Türkiye’nin milli muharip uçağı KAAN programına resmi katılım için son aşamadadır. 2026 başında İslamabad’da düzenlenen fuarlar, iki ülkenin KAAN için ortak bir fabrika kurma niyetini netleştirdi. Bu, Pakistan’ın Çin (J-31) ve Türkiye (KAAN) arasında bir denge kurarak hava gücünü 2030’lara hazırlaması anlamına geliyor.
SİHA Doktrini: Pakistan, Türk SİHA’larını (TB2, Akıncı, Anka) sadece satın almakla kalmıyor; bu sistemlerin bölgedeki bakım-onarım ve üretim merkezi olma yolunda ilerliyor.
Türkiye ve Pakistan arasındaki bu 20 yıllık yolculuk, iki ülkeyi birbirine “interoperability” (birlikte çalışabilirlik) seviyesinde bağlamıştır. Pakistan’ın Türkiye’ye sağladığı 52 adet Super Mushshak eğitim uçağı, bu ilişkinin tek taraflı bir satıcı-alıcı ilişkisi olmadığını, “karşılıklı savunma ekosistemi” olduğunu teyit etmektedir.