Site Rengi

Savunma | Havacılık | Teknoloji | Analiz | Politika

Orta doğu ve Kaos

Ercan Caner

Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir. Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri (2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO deneyimlerine sahiptir.

İsyancıların kontrolünde olan al-Qaterji-Halep’te
bir hava saldırısı sonrasında hasarı inceleyen halk. 

Orta Doğu ve Kaos – Dört Harita

 Yazar: Nick Danforth

Çeviren: Ercan Caner

Orta Doğu’da yıllardır süren karmaşanın nedenleri hakkında Washington’da yapılan tartışmalarda, Başkan George W.  Bush, Irak’ı sivil savaşa iten 2003 yılındaki müdahalesi nedeniyle suçlanırken, Başkan Obama seyirci kalarak Suriye’deki savaşı daha da kötüleştirmesi nedeniyle suçlanmaktadır. Washington’un Libya’ya kısmi müdahalesi barışı getirmede başarısız olurken çok az Amerikan vatandaşı ülkelerinin Yemen’i etkileyen savaştaki rolünden haberdardır.

ABD politikasını savunma veya aklamaya çalışmaksızın, geçmişe giderek hangi ortak tarihsel deneyimlerin Irak, Suriye, Libya ve Yemen devletlerinin her birini şiddetli bir çöküş riskine getirdiğini sorgulamaya değer. Aşağıda sunulan haritalar, geçtiğimiz yüzyılda değişik zamanlarda gerçekleşen tarihsel şartların, genellikle kendilerinden kaynaklanan nedenlerle, bölgedeki bazı ülkelerdeki istikrarı güçlendirirken, diğerlerini neden zayıflatarak çökme aşamasına getirdiğini açıklamaya yardımcı olabilirler.

1. Asırlık geçmişi olan ülkeler günümüzde daha istikrarlıdır

nick-danforth
(Nick Danforth/Bipartisan Policy Center)

Politik ve coğrafi geçmişleri yüzyıl kadar geriye giden ülkeler günümüzde daha istikrarlıdırlar. Türkiye, Mısır, İran ve bir dereceye kadar şimdi Kuveyt, Katar, Bahreyn, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri devletleri olan iktidardaki hanedanların, benzer veya değişik şekillerde de olsa mevcut politik yapılanmaları, geçmişe doğru, Avrupa sömürgeciliğinin henüz bölgede kök salmadığı, 19’uncu yüzyıl sonlarına kadar uzanmaktadır. Bu durumun nedeni; bu ülkelerin, Avrupa sömürgeciliği karşısında belli seviyede bağımsızlıklarını koruyabilecek veya en azından sömürge yönetiminin daha az yıkıcı bir formu için müzakere edebilecek kaynaklara sahip olmalarıdır.

Bunun en canlı örneği, 20’nci yüzyıl başlarında, Osmanlı ordusunun kalıntıları ile önce Birinci Dünya Savaşında, sonra da Bağımsızlık Savaşında muhtemel sömürgecileri yenerek sömürgeleşmekten kurtulan Türkiye’dir. 19’uncu yüzyıl sonlarında İngiliz ve Rus gayri resmi nüfuz alanlarına bölünen, fakat resmi olarak sömürgeleştirilmekten kurtulan İran ise Kaçar Hanedanlığını[1] iktidarda tutmayı başarmıştır.

Onlarca yıl İngilizlerin hamiliğinde olan Mısır ise 1922 yılında bölgede göstermelik de olsa, yüzyıldan daha uzun bir süre öncesinde Mısır devletini kuran aynı hanedanlığın yönetiminde, bağımsızlığını kazanan ilk ülke olmuştur.

Sonuç olarak, hem İran, hem de Mısır, sonradan bölgede kalmaya devam eden Avrupa’nın sömürgecilik etkilerinin, bölgede görülmesinin çok öncesinde yönetim kurumlarına sahiptiler. Her iki ülkede de yerel politikalar, diğer ülkelere nazaran mevcuttur ve harici sınırlama ve yönlendirmeler olsa da varlıklarını sürdürmelerine izin verilmiştir. Bu arada, çok daha küçük olan Basra Körfezi ülkeleri, karşılıklı çıkarları esas alan ortak yaşam temelinde, İngilizlerin, bu rejimlerin geçmişte olduklarından çok daha güçlü ve sağlıklı olmasını sağlayan askeri destek ve ticaret fırsatları sağladığı İngiliz İmparatorluğunun vasiliği altına girmişlerdir.

2. Sömürge idaresi kırılgan ülkelere neden olmuştur

bipartisan-policy-center
(Nick Danforth/Bipartisan Policy Center)

Önceden var olan bu yönetimlerin aksine, Suriye, Irak, Libya ve Lübnan gibi ülkeler, 20’nci yüzyıl başlarında, tamamen yeni sınırlar ve kendi sömürgecileri tarafından aceleyle oluşturulan hükümetlerin idaresi altında ortaya çıkmışlardır. En başından itibaren meşru olmayan ve yerli politikacıların sahip oldukları halk desteğinden yoksun olan bu kukla hükümetler, istemeseler de sömürgeci güçlerin etkileri altına girmişlerdir. Hiç de sürpriz olmayan bir şekilde Lübnan hariç bu ülkelerin tamamı, çok geçmeden sömürge karşıtı yaygın isyanlar ve şiddet ile karşı karşıya kalmışlardır.

Çığır açan bu çatışmaların etkileri yüzyıl boyunca devam etmiştir. 1911 yılında Libya’yı işgali sonrasında İtalya, yerel gerilla savaşçılarının direnişini, açlık, kitlesel tehcir ve toplama kampları kullandığı, sadece on yıl süren bir askeri mücadele ile bastırmıştır. Bu arada İngiltere de, 1920 yılında yoğun hava gücü yardımıyla Irak’taki isyanı bastırmış ve sonrasında direnişe devam eden Kürt kabileler üzerinde zehirli gaz kullanmıştır. Ve Suriye’de 1925 yılında patlak veren büyük isyan Fransızların Şam’ı bombalamasıyla sona ermiştir.

Bu ülkelerde yaşanan her durumda, sömürgeci güçler etnik ve kabilesel çatışmaları istismar ederek isyancılara karşı savaşmak üzere yerel müttefikler kullanmada da başarılı olmuşlardır. Suriye’de Fransızlar, Hristiyan ve Alevilerden destek görmüşlerdir. Irak’ta anahtar konumdaki Sünni kabileler isyancılara karşı İngilizler ile işbirliği yapmışlar ve karşılığında politik ve mali yardımlarla ödüllendirilmişlerdir. Sonuç olarak bu isyanlar, bu ülkelerdeki sosyal bölünmeleri derinleştirmiş ve yönetim kurumlarının meşruluğunu daha ilk anlarında yok etmiştir.

Bu istikrarsız kuruluşların sonuçları, genellikle sadece bağımsızlıklarını kazanmaları sonrasında ortaya çıkmıştır. Irak isyanı sonrasında İngilizler, sömürge döneminden kaynaklanan ulusal öfkeyi dindirmesi ümidiyle, kendileri adına ülkeyi yönetmesi için Kral 1. Faysal’ı iktidara getirmiştir. Faysal ailesi İngilizlerin desteği ile iktidarını, Faysal’ın torununun bir askeri darbeyle tahttan indirilerek öldürüldüğü 1958 yılına kadar sürdürmüştür.

3. İstikrarsızlık ve rejim değişikliği

Gözlemcilere göre Orta Doğu’da istikrar, cumhuriyet dönemlerine nazaran uzun süreli monarşi dönemlerinde görülmektedir. Fakat olaya böyle bakılması neden sonuç ilişkisinin yanlış yorumlanmasına neden olmaktadır. Libya ve Irak, İran, Mısır ve Türkiye de dâhil bu ülkelerin tamamı, en azından monarşi yönetimleri yaşamaya devam edemeyecek kadar istikrarsızlaşana kadar, bir zamanlar monarşiyle yönetilmişlerdir. Belki de, bu nedenle, bölgedeki istikrarsız monarşiler devrilirken, daha istikrarlı ülkelerdeki monarşi yönetimlerinin sürdüğünü ifade etmek daha doğrudur. 1940 ve 1950’li yıllarda Orta Doğu’daki monarşilerin sürmesi Soğuk Savaş politikalarından ayrı düşünülemez. Amerikalı yetkililerin İngiliz sömürgeciliği hakkında derin çekinceleri olmasına karşın, Soğuk Savaşın başlamasıyla birlikte birçoğu, İngiliz etkisinin sürdürülmesinin Sovyet sızması riskine nazaran daha tercih edilen bir seçenek olduğunda birleşmiştir. Sonuç olarak İran Şahı, Irak Kralı 2. Faysal ve Mısır Kralı Faruk gibi İngiliz yanlısı yöneticiler, bölgede Sovyet etkisinin kontrol altında tutulmasında, Anglo-Amerikan çabalarının çok önemli unsurları olmuşlardır.

fig-3-regime-change
(Nick Danforth/Bipartisan Policy Center)

İran’da 1979, Irak’ta 1958 ve Mısır’da 1952 yıllarında bu rejimler yıkıldıklarında, bu ülkeler Batı ile olan ittifaklarından uzaklaşmışlardır. Muammer Kaddafi 1969 yılında,  sömürgecilik karşıtı olmasına rağmen Batı yanlısı politikaları nedeniyle hatırlanan Kral Birinci İdris’i iktidardan indirdiğinde Libya da aynı yolu izlemiştir. Ürdün, Suudi Arabistan ve Basra Körfezi’nde ise aksine, Batı yanlısı monarşiler yaşamaya devam etmişler ve ülkelerini Soğuk Savaş yıllarında Batı yörüngesinde tutmuşlardır.

4. Soğuk Savaşın gölgesi

En dikkat çekici tarihsel ilişkilerden bir tanesi de; günümüzde sivil savaşın sürdüğü ülkeler ile Soğuk Savaş döneminde farklı seviyelerde Sovyetler Birliğine yönelen ülkeler arasındakidir. Fakat Irak, Suriye, Libya ve en azından Yemen’in bir kısmının Sovyet yanlısı jeopolitikleri ile sürmekte olan karmaşa arasındaki ilişki nedir?

İlk olarak, bazı ülkelerin karşılaştığı politik zorluklar onları hem istikrarsızlık hem de Sovyetlerin yanında yer almaya yatkın hale getirmiş olabilir. Bu yatkınlık öylesine ileri gitmiştir ki, Soğuk Savaşın başlaması, bu ülkeleri yönetim ve halkları ile birlikte mutlu etmiş ve bu nedenle, Batı tarafında yer alacak gibi görünen bu ülkeleri statükoyu korumaya itmiştir.

fig-4-cold-war-aligment
(Nick Danforth/Bipartisan Policy Center)

Bu nedenle, İngilizlerle olan ilişkilerinden faydalanan bölgedeki bütün monarşiler Batı tarafında yer alırken, bağımsızlığını kazanan Türkiye, Batı desteğini Sovyet genişlemesi riskine karşı onu korumak için bir yol olarak görmüştür. Ürdün, Körfez Ülkeleri veya Türkiye’de olduğu gibi bu rejimler, yönettikleri toplumların rıza veya en azından bağlılıklarını muhafaza ettikleri yerlerde bu uyum sürmüştür. Irak, Suriye ve Mısır’da ise tersine, statükoya ve onu dayatan rejimlere karşı oluşan yaygın popüler öfke, hem politik istikrarsızlığı artırmış hem de Sovyetler Birliğinin bir müttefik olarak benimsenmesi fikrini doğurmuştur.

Bunun yanı sıra Batı tarafında kalan birçok ülke, istikrarlarına katkıda bulunan yardımlardan faydalanmaya devam ederken, ayrılmayı tercih edenler genellikle acı sonuçlarla karşılaşmışlardır. Örneğin, Birleşik Devletler müttefiklerine, Sovyetler birliğinin verebileceğinin çok ötesinde ekonomik ve teknik yardımlar sağlamıştır. Bu müttefikler genelde başarılı bir şekilde küresel ekonomiye de entegre edilirlerken, İran ve Irak gibi Batıyı ret eden ülkelerin gelişmesi yaptırımlarla engellenmiştir.

Batının sağladığı askeri destek de önemli bir rol oynamıştır. İngilizler 1958 yılında Ürdün’deki monarşi yönetimini desteklemek için birlik göndermiştir, Çöl Fırtınası Operasyonundan 30 yıl önce, 1961 yılında yapılan İngiliz askeri müdahalesi, Kuveyt’in Irak tarafından işgal edilmesini önlemiştir. Ve, Batı yörüngesinden kaçmayı tercih edenler için yeniden çok şiddetli istikrarsızlığa neden olan sonuçlar ortaya çıkabilir. Özellikle Suriye ve İran’daki Birleşik Devletler destekli darbeler, Washington’un korktuğu gibi bu ülkeleri Sovyet yanlısı bir yöne itebilir.

Bütün bunların bir de ideolojik boyutu bulunmaktadır. Washington uzun süreden beri Orta Doğu’da desteklediği otoriter rejimlerin yaptıklarını görmezlikten gelmektedir. Yine de Suriye ve Irak’taki Baas ile Libya’daki Kaddafi yönetimleri kendilerini bölgedeki diğer yönetimlerden ayıran totaliter politik hırs ve sistematik bir vahşet sergilemişlerdir. Saddam Hüseyin örneği, Stalinciliğin istikrara yardım eden ideolojik bir ilham kaynağı olmadığını göstermiştir.

20’nci yüzyılın başında ne Irak, Suriye, Libya ne de Yemen bugünkü formlarında devlet olarak mevcut değillerdir. Bu ülkelerin dördü de Birinci ve İkinci Dünya Savaşları arasında direkt olarak sömürge durumundadır ve yönetimdeki hükümetleri, savaş sonrası dönemde iktidardan uzaklaştırmışlardır. Nihayetinde, bu dört ülke farklı derecelerde Soğuk Savaş döneminin kaybedenler tarafında kalmışlardır.

Fakat anlatılan bütün örneklerde okuyucu, tarihin her aşamasında çok çarpıcı istisnaların olduğunu fark etmiş olmalıdır. Bu nedenle, halen Irak, Suriye, Libya ve Yemen’i etkileyen şiddetin, tarihsel olayları öğrenmenin onların tekrarından kaçınmada ilk adım olduğu gerçeğinden hareketle, artan bir istikrarsızlığı miras olarak bırakacağını tahmin etmek oldukça kolaydır.

Çevirenin Notu: Okuduğunuz analiz yazarın görüşlerini yansıtmaktadır. Konu hakkında bir durumsal farkındalık oluşturmak maksadıyla çevrilmiştir. Yazının çevrilmesi, çevirenin yazarın fikirlerini paylaştığı ve onayladığı anlamına gelmemektedir. Aslına sadık kalınarak çevrilen yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.

https://www.washingtonpost.com/news/worldviews/
wp/2016/10/17/4-maps-that-explain-the-chaos-of-the-middle-east/

 

nicholas-danforth

Yazar: Nicholas Danforth Bipartisan Policy Center Ulusal Güvenlik Programında 2016 yılından beri üst düzey araştırmacı olarak görev yapmaktadır. Georgetown Üniversitesinden doktora derecesi olan yazar Türkiye üzerine çalışmaları ile tanınmaktadır.

 

Önceki Makale  Daha Bağışlayıcı Bir Toplum Nasıl Oluşturulabilir?

Yazar Ercan Caner

Çeviren: Ercan Caner Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir. Yüksek lisans derecesini Gazi Üniversitesi’nden Avrupa Birliği – Türkiye İlişkileri alanında alan Caner, halen Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında Haliç Üniversitesi’nde doktora tez çalışmalarını sürdürmektedir. İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri (2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 39 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO savunma sektör deneyimlerine sahiptir.

E-mail:ercancaner@gmail.com Twitter: @ercancaner1963

 

[1] İran‘da aslen Azerbaycan Türkleri olan Kaçar Tayfasının kollarından olan Kovanlı kolu tarafından kurulmuş ve 1794 ile 1925 yılları arasında hüküm sürmüş devlettir (Wikipedia).

Yazar Profili

Ercan Caner
Ercan Caner
Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir.
Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını
sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri
(2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO
deneyimlerine sahiptir.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi:
Devamını oku:
TBMM BŞK. SAYIN MUSTAFA ŞENTOP, YASSIADA KARARLARININ YOK SAYILMASI İÇİN YASA TEKLİFİ HAZIRLAMIŞ

TBMM BŞK. SAYIN MUSTAFA ŞENTOP, ADALET NÖBETİNİN 6’NCI YILDÖNÜMÜNDE, YASSIADA KARARLARININ...

Duvarların Arkasını Gösteren Akıllı Teknolojiler Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Ediyor!

Duvarların Arkasını Gösteren Akıllı Teknolojiler Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Ediyor!...

MELANOM CİLT KANSERİ

MELANOM CİLT KANSERİ: 2030 YILINA KADAR EN FAZLA ÖLÜME NEDEN...

MHP’nin Af Teklifinin Düşündürdükleri

MHP’nin Af Teklifinin Düşündürdükleri Batağa düşmüş bazı kişileri kurtarmaktan ziyade...

Erdoğan’ın İngiltere Ziyaretinde Gündemdeki Konulardan Bir Tanesi de Kıbrıs

Erdoğan’ın İngiltere Ziyaretinde Gündemdeki Konulardan Bir Tanesi de Kıbrıs Cyprus...

Kapat