Makale, 1970’lerde ortaya çıkan petro-dolar sisteminin ABD dolarına nasıl talep yarattığını ve bazı ülkelerin bu düzeni tehdit eden girişimleri sonrası uğradıkları müdahaleleri inceliyor. Rothschild bankacılık ailesinin finansal dünyadaki tarihsel etkisi ve 1971’de Nixon’ın doların altın karşılığını sona erdiren kararıyla yaşanan dönüşüm anlatılıyor. Bu perspektiften, küresel ekonomik sistemin özgürlük ve kölelik arasındaki dengesi sorgulanıyor.
Osman Başıbüyük, 07 Mart 2026 / Milano
Bugün 7 Mart 2026. ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasından bu yana 8 gün geçti. Bu savaş öyle sıradan bir savaş değil, bütün dünyanın ve sizlerin kaderini derinden etkileyecek bir savaştır. İnsanlık tarihi bir dönüm noktasında. Ya dijital kölelik noktasına doğru ilerleyecek ya da özgürlüğün kapılarını aralayacağız.
Başınıza nasıl bir çorap örülmek istendiğini görmelisiniz. O yüzden bu makaleyi dikkatlice okumanızı tavsiye ederim.
Bu makalede İran’a yapılan saldırı bağlamında kurulan küresel tuzak, dünyayı yönetenlerin kurduğu parasal düzen, içimizdeki hainler, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun öldürülme ihtimali ve çözüm önerileri anlatılacaktır.
Bir soruyla başlayalım. ABD ve İsrail’in İran’a attığı füze ve bombaların parasını kim ödeyecek? Cevabı ben vereyim. Her bir füzenin ve bombanın parasını sizler ödeyeceksiniz. Şaka yapmıyorum. Bütün savaş masraflarını söke söke sizden alacaklar. Nasıl mı? Anlatacağız.
Tarihteki bütün savaşlara mutlaka ve mutlaka para ekseninden bakmalısınız. Parayı yönetenlerin amacını anlayamazsanız çıkartılan savaş hakkında da doğru düzgün yorum yapamaz ve gerekli tedbirleri almadığınız gibi her seferinde tuzağa düşersiniz.
Başlıyoruz.
Geçen sene 2025 yılında Rothshild ailesinden Bayan Dame Hannah Rothschild, CNBC’ye verdiği bir röportajda dedelerinin Rothshild hanedanlığını nasıl kurduğunu anlatmıştı. Dedeleri Mayer Amschel Rothschild, 5 oğlunu Londra, Paris, Frankfurt, Viyana ve Napoli’ye göndererek oralarda banka kurmalarını sağlamış. Böylece aile bağlarıyla birbirine sıkı sıkıya bağlı tarihteki ilk uluslararası bankacılık ağı doğmuş. Bu ağ kurulduktan kısa bir süre sonra dünyada hiçbir kral, hiçbir hükümet, Rothshildlerin desteğini almadan savaşa girmeye cesaret edememiş. Bayan Dame Hannah’ın söylediğine göre Rothshild ailesi, bankacılık sistemi üzerinden savaşları kontrol etme yeteneğini 1789 ile 1815 yılları arasında inşa etmiş.[1]
Bakın bu tarihler çok önemli! Dede Amschel’in son oğlunun bankacılık ağındaki eksik parçayı kurma tarihi 1789. Hatırlayın bu tarih aynı zamanda Fransız ihtilalinin gerçekleştiği tarihtir. Hemen küçük bir hatırlatma yapayım. Fransız ihtilalinin ana sebebi finansal kriz kaynaklı derin bir ekonomik krizdir. İhtilal ile birlikte Fransız kralı devrilmiş bir müddet sonra iktidara İmparator sıfatıyla Napoleon Bonaparte gelmiştir. Bonaparte ailesi o dönemki Fransız Merkez Bankasının ortağıdır. Yani kral gitmiş yerini para babaları oturmuştur.
Peki 1815 yılında ne oldu? Onu da hatırlatalım. Napoleon, Fransa’yı çok büyük bir savaşa sürüklemişti ve Waterloo savaşında İngilizlere karşı büyük bir yenilgiye uğradı. Bu savaşta her iki tarafı da finanse eden Rothshild ailesiydi. Savaşın kaderini onlar belirledi ve savaş esnasında yaptıkları borsa operasyonlarıyla İngiliz Merkez bankasını ele geçirmeyi başarmışlardı.
Tekrar edeyim. Bayan Hannah ne diyor? 1815 yılından itibaren hiçbir hükümet, hiçbir devlet başkanı Rothshild ailesinin desteği olmadan savaş kararı alamıyormuş!
Peki gelelim bugünkü İran savaşına. Trump ve Netanyahu’nun, İran’a savaş açmadan önce bu küresel bankerlerle bir teması olmamış mıdır? Parantez içinde şu yazayım: (Ben bu karanlık küresel bankerleri Vatansız Para olarak adlandırıyorum. Çünkü bunların herhangi bir ülkeye veya bir millete bağlılıkları yoktur. Bunlar sadece ve sadece parayı kontrol etmeyi ve böylece dünyayı yönetmeyi düşünürler.)
Parantezi kapatıp devam edelim. Kambersiz düğün olur mu? Olmaz. Dolayısıyla Trump ve Netanyahu, İran’a saldırmadan önce mutlaka ve mutlaka bu küresel karanlık yapıya danışmış ve onların talimatını almış olmalıdır.
Şimdi sizlere bu karanlık küresel yapının İran savaşının neresinde olduğunu anlatmaya çalışacağım. İşte o zaman bunların cebinizdeki paranızı nasıl çalmayı planladıklarını daha iyi göreceksiniz.
Vatansız Para şuan dünyayı Dolar ile yönetmektedir. Dolar, dünya rezerv para birimidir. Uluslararası ticaret dolar ile yapılır. Bir ülke bir şey satacaksa dolar talep eder, satın alacaksa yine dolar ile ödeme yapar.
Peki doları kim üretiyor, kim yaratıyor? Doları başta Amerikan Merkez Bankası Federal Reserve (FED) üretir. FED kimim? FED Amerikan devletinin değil, Vatansız Para’nındır. Yani 8-10 ailenin sahibi olduğu özel bir bankadır.
Doları sadece FED üretmez. Şöyle anlatayım. Dünyada tedavülde dolaşan kâğıt paraların miktarı toplam paranın %10’u kadardır. Geri kalan %90 banka parasıdır. Yani bankalarda elektronik olarak durur. Bu parayı bankalar kredi vererek yaratır.
Küresel bankerlerin para kazanma gibi bir derdi yoktur. Çünkü parayı onlar yaratırlar. ABD Merkez Bankası da küresel finans kuruluşları da onların malıdır.
Peki dolar denilen bu yeşil boyalı bir kâğıt parçasına değeri kim vermektedir? Doların değerini o kâğıt parçasına olan talep belirler.
Bu küresel bankerler bir süre sonra karşılıksız dolar basıp dünyayı soymaya başladılar. Durumu ilk fark eden Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle idi. Fransa Merkez Bankasındaki dolarları gönderip altın karşılığını istedi. Onun bu hamlesi, bütün ülkelerin ABD’ye dolar verip altın talep etmesine sebep oldu. Ancak ABD Hazinesi ve Merkez Bankasında talebi karşılayacak miktarda altın yoktu. Çünkü bu Vatansız Para, ABD Merkez bankasını da soyuyordu. Bunun üzerine Başkan Richard Nixon, 1971 yılında doların altın karşılığı olmadığını ilan etti.
Artık dolar bir kâğıt parçası haline gelmişti. Ancak bu küresel bankerler, bir dünya rezerv para birimi olmadan dünya ekonomisini ve dolayısıyla dünyayı yönetemezler. Hemen bir çözüm buldular. Çözümü bulan ve hayata geçiren ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger idi. Henry Kissinger, bir Aşkenaz Yahudi’sidir. Yani küresel bankerler ile kan bağı vardır.
Altın karşılığı olmayan dolar hızla devalüe oluyor, sürekli değer kaybediyordu. Bunun üzerine petrol satan ülkeler, satışlarını başka para birimleri üzerinden yapmayı planlamaya başlamıştı. Bu eğilimin önüne geçmek gerekiyordu. ABD, en büyük petrol üreticisi Suudi Arabistan ile gizli bir anlaşma yaptı. Anlaşmaya göre ABD, kral ve ailesi ile birlikte petrol bölgelerini her türlü tehdide karşı koruma altına alacak, buna karşılık Suudi Arabistan Krallığı da petrolü yine dolar üzerinden satmaya devam edecekti. Ayrıca elde edilen kâr, Amerikan bankaları ve hazine kâğıtlarına yatıracaktı.
Bu anlaşma sonrası ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve İsrail Savunma Bakanı Moshe Dayan, Yom Kippur Savaşını tezgâhladılar. Savaştan sonra dünya çok büyük bir petrol kriziyle karşılaştı. Petrol krizini anlatacağım ama önce şunu söyleyeyim. Yom Kippur Savaşı Ekim 1973 yılında başladı. Savaştan tam 5 ay önce Mayıs 1973’de Royal Dutch Shell, British Petroleum (BP), Total S.A., ENI, Exxon gibi büyük petrol şirketleri temsilcileri, çeşitli bankaların patronları, Baron Edmond de Rothschild ve David Rockefeller, ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger önderliğinde, bir Bilderberg grubu toplantısı yapmışlardı. Toplantının konusu, petrol fiyatlarının nasıl yükseltileceği değil, %400 oranında artması öngörülen petrol fiyatlarından elde edilecek “petro-dolar”ların ne şekilde yatırıma çevrileceğiydi.
Arapları savaşa teşvik ettiler. Tezgâha gelen Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ile Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad, Yahudilerin en büyük bayramı Yom Kippur günü, 6 Ekim 1973’de İsrail’e saldırdılar. Tabi ki ABD’nin desteğiyle savaşı İsrail kazandı. Bu büyük yenilgi sonrası Suudi Arabistan liderliğindeki Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC), İsrail’e yardım ettiği gerekçesiyle 17 Ekim’de başta ABD olmak üzere, Batı Avrupa ülkeleri ve Japonya’ya petrol ambargosu başlattı. Ambargoyla birlikte petrol fiyatları hızla yükselmeye başladı. Petrol fiyatı bir günde %400 artmıştı. 1973’de 3 dolar civarında olan ham petrolün varil fiyatı, 1980’lere geldiğinde 40 dolara yaklaşmıştı.
Şimdi şöyle düşünün: Yom Kippur Savaşından önce petrol satın almak için merkez bankanızda 100 dolar bulundurmanız gerekiyordu. Bu savaştan sonra OPEC ülkelerinin uyguladığı petrol ambargosuyla petrol fiyatları %400 artınca artık merkez bankanızda tam dört katı yani 400 dolar bulundurmanız gerekir oldu. Yani petrol fiyatlarını yükselterek dolara olan talebi yükselttiler böylece şu an çökmekte olan petro-dolar sistemi kurulmuş oldular.
Bunu niçin yaptılar? Şimdi onu anlatalım. Gelişmekte olan ülkeler, her geçen gün dünya ekonomik rekabetine dâhil oluyordu. Mesela bugün Türkiye kendi otomobili TOGG’u üretiyor. Çünkü yatırım yapacak parası var. O yıllarda da ülkeler dışa bağımlılıktan kurtulup kendi mallarını üretmeye başlamışlardı. Hal böyle olunca küresel şirketlerin karlılık oranı ciddi ölçüde azalmıştı. Ancak petrol fiyatları astronomik bir şekilde artınca öz kaynakları kısıtlı olan gelişmekte olan ülkeler, enerji ithalatına daha çok para ayırmak zorunda kaldılar. Mesela Türkiye 1977 yılına gelindiğinde ihracattan elde ettiği gelirin %82’sini enerji ithalatına ayırmak zorunda kalmıştı.
Türkiye gibi birçok ülke ekonomik krize girdi. Sosyal çalkantılar başladı. Petrol krizi sebebiyle Türkiye’de sürekli hükümet değişiklikleri oldu. Dönemin Başbakanlarından Süleyman Demirel konuyla ilgili “Türkiye’de petrol vardı da Nazmiye ile ben mi içtim” demişti. Yine aynı dönemlerde başbakanlık yapan Bülent Ecevit de 1978 yılında TBMM’de yaptığı bir konuşmada hazinenin 70 sente muhtaç olduğunu söylemişti.
Ekonomik istikrarsızlık, Türkiye gibi ülkeleri küresel finans sisteminden borç almaya zorlamıştı. Bu ülkeler petrole fazladan para ödüyor, o para OPEC ülkeleri üzerinden küresel finans sistemine gidiyordu. Sonra borç olarak tekrar o ülkeye geri dönüyordu. Bir başka deyişle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin kendi paralarını faizle borç almak zorunda kaldıkları bir düzen kurulmuştu. Bu düzende devletleri özelleştirmeler yoluyla mülksüzleştirdiler.
Uzun lafın kısası, Vatansız Para, bir tezgâh kurarak petrol fiyatlarını astronomik bir şekilde artırmış, bu sayede dünyayı kontrol ettiği yeni parasal düzen, petro-dolar sistemini kurmuştu.
Dünyada en fazla ticareti yapılan meta petrol ve doğal gazdır. Bu iki enerji kaynağının toplam dünya ticaretindeki yeri kabaca %20’dir. Yani cep telefonu, madenler, tarım ürünleri vb bütün kalemlerin toplam ticaretteki yeri %80, tek başına enerji ticaretinin tuttuğu pay %20’dir. Bu oranın çok büyük olması diğer ticaretin de dolar ile yapılmasına vesile olmaktadır. İşte doların ticaretteki bu hakimiyeti sayesinde küresel bankerler istedikleri kadar karşılıksız dolar basıp dünyayı soyabilmektedir.
Bu duruma günümüzde başkaldıran BRICS ülkeleri oldu. Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin Halk Cumhuriyeti ve Güney Afrika’nın oluşturdu BRICS ülkeleri artık dolar dışında kendi para birimleri ile ticaret yapmanın yollarını aramaya başladılar.
Ukrayna savaşıyla birlikte ABD, Rusaya’yı SWIFT sisteminden çıkardı. Dünyada bütün ticaret dolar ile yapılıyor demiştik. SWIFT sistemi bankalar arası ödemeleri mümkün kılan bir sistemdir. SWIFT sistemi dışında hiç kimse dolar ile alışveriş yapamaz. Rusya bu sistemin dışına atılınca başka para birimleri üzerinde ticaret yapma konusunda daha fazla çabaya girdi ve sonunda Çin para birimi Yuan ile alışveriş yapılan yeni bir sistem doğmaya başladı.
BRICS ülkelerinin dizdiği bu kervana daha sonra İran, Suudi Arabistan ve BAE katıldı. 2023 yılından itibaren bu ülkeler de Çin’e Yuan karşılığı petrol satmaya başladılar. Bu hamle petro-dolar sitemine vurulan çok büyük bir darbeydi. Amerikan dolarının tahtı sallanmaya başlamıştı. Sürecin devam etmesi, petro-dolar sistemin çökmesi ve dolayısıyla ABD’nin çökmesi anlamana geliyordu.
Şimdi günümüze geliyoruz. ABD’nin kendisini kurtarması için ne yapması gerekir? Bu sorunun cevabını düşünün.
Çözüm, Yuan karşılığı Petrol satan ülkelerin ya bu işten vaz geçmesi ya da bu ülkelerin petrol ve gaz ihracatının durdurulmasıdır.
Bir başka deyişle İran, Suudi Arabistan, BAE, Katar, Irak, Kuveyt ve Bahreyn’in petrol ve gaz ürünleri dünya piyasasına çıkmamalıdır. Bu ülkeler petrol ve gaz ihracatını hangi yol üzerinden yapıyor? Bütün akış Hürmüz Boğazı üzerinden geçer. Daha açık yazalım. Amerikan dolarının hakimiyetinin devam etmesi için Hürmüz Boğazının kapanması ve/veya körfez ülkelerinin petrol ve gaz tesislerinin tahrip olması gerekir. Konu hakkında 2016 yılında Odatv’de “Bütün Körfezi Yakacaklar” başlıklı bir makale yazmıştık, detaylara oradan bakılabilir.[2]
Savaşın ilk günü ABD ne yaptı? Nerelere saldırdı?
İran’ın Hark Adasındaki ham petrol ihracat tesislerini vurdular. Savaşın ilk günü enerji kaynakları vurulur mu? Düşmanın komuta kontrol sistemlerine, radarlarına ve hava savunma sistemlerine taarruz edersiniz. Bunlar ne yaptı? Önce enerji nakil tesislerini imha etti. Yani İran’ı enerji kaynaklarını en az bir yıl dünya pazarına çıkaramayacak hale getirdi. İran’ı en büyük gelir kaynağından yoksun bıraktılar.
Bunu yapmalarının asıl sebebi şudur: İstiyorlar ki İran’da karşı tarafın, Suudi Arabistan’ın, BAE’nin, Katar’ın enerji tesislerini vursun.
Dünyada kanıtlanmış petrol rezervinin %45–50’si yine doğal gaz rezervlerinin %40–45’ini Basra Körfezi ülkelerinde bulunuyor. Küresel bankerler, dünya enerji kaynaklarının neredeyse yarısını bir müddet kullanılamaz hale getirmek istiyor.
Bakın bu konuda size bir haber aktarayım. Ünlü Kennedy ailesinden Robert Francis Kennedy, 23 Şubat 2008’de Suriye ile ilgili bir makale kaleme almıştı. Kennedy, makalesinde 2008 yılına ait Pentagon destekli Rand Corporation’un bir raporundan bahsediyor. Rapor; körfez petrol ve gaz kaynaklarının değerlendirilmeden oldukları gibi kalmalarının ABD için stratejik öneme sahip olduğunu söylüyor ve bölgedeki savaş ortamının sürmesinin bu konuda faydalı olacağı belirtiliyor.
İşte size Büyük Ortadoğu Projesi (BOP). Bütün Ortadoğu’yu parçalayıp istikrarsızlaştırmak istiyorlar.
BOP projesi sayesinde Suriye ve Irak’ı parçalayıp kuklalara emanet ettiler. Bu sayede ABD ve İsrail uçakları bu iki ülke üzerinden geçerek İran’ı vurabiliyor. “Ben BOP projesinin eş başkanıyım” diyenler bu plana bilerek veya bilmeden hizmet etmiştir.
İran eski Cumhurbaşkanı Ahmed-i Nejat verdiği bir röportajda İran’daki Mossad ajanları yakalamak için özel bir istihbarat birimi kurduklarını, birimin başına getirdikleri kişinin Mossad ajanı çıktığını söylemişti. Türkiye’de bu tip adamlar yok mudur? İnanın ki vardır.
Devleti ve yöneticilerimizi BOP projesine, Esad rejiminin devrilmesine kim ikna ettiyse bilin ki onlar Mossad’a ve dolayısıyla küresel bankerlere çalışmaktadır. Çünkü onlar da aynı soydan gelirler.
Hatırlayın İran, Suriye’den çıkarıldığında yandaş medya çok sevinmişti. Devlet yetkililerinden de İran’ın Suriye’den çıkartılmasıyla önemli bir sonunun ortadan kalktığını söyleyenler olmuştu. Bugün Suriye rejimi ayakta kalsa ve İran orada olsa idi, İsrail ve ABD İran’a saldırıp küresel bir ekonomik kriz yaratmayı planlayabilir miydi?
Önümüzdeki aylarda Türkiye’nin yaşayacağı ekonomik krizin sorumluları Devlete ve yöneticilerimize BOP eş-başkanlığını kabul ettirenlerdir.
Neyse tekrar bir noktanın altını çizerek konumuza dönelim. Küresel Bankerlerin İsrail ve ABD’yi İran’a saldırtmalarının ana sebebi dünya petrol rezervinin %45-50’sini ve gaz rezervinin %40-50’sinin uzun bir süre kullanılamaz bir hale getirmektir.
Şundan emin olabilirsiniz. Eğer İran, körfez ülkelerinin petrol ve gaz tesislerini vurmaz ise İsrail ve ABD sahte bayrak operasyonu ile vuracak ve onları kullanılamaz hale getirecektir.
ABD CENTCOM komutanı Amiral Brad Cooper yaptığı bir açıklamada, “İran’ın kamikaze İHA’sını ele geçirdik, kopyaladık şimdi İran’a karşı kullanıyoruz” demişti. Demek ki körfez ülkelerinin tesislerine İran saldırmış gibi göstererek saldırabilirler. Hali hazırda sosyal medyada Suudi Arabistan’ın Aramco’ya ait en büyük rafinerisi Ras Tanura’ya yapılan saldırının İsrail tarafından yapıldığını iddia eden haberler yer alıyor.
Bu ve benzeri saldırılar artacaktır. Tabi ki bu da enerji fiyatlarını doğrudan etkileyecek. Brent petrolün varil fiyatı savaştan önce 70 dolar civarındaydı bugün 90 doları geçti, bir hafta içerisinde %30’luk bir artış oldu.
Emin olun bu fiyatlar çok daha fazla artacak. Artan enerji fiyatları kime yansıyacak? Tabi ki size. Petrol fiyatlarının artışı gıdadan temizliğe bütün tüketim mallarını etkileyecektir. Önümüzdeki aylarda devletler enerji ithalatı için çok daha fazla para yani dolar ödemek zorunda kalacaklar.
Peki devlet parayı kimden alır, nereden bulur?
Devletlerin vergiden başka hiçbir geliri yoktur. Devletler, 1980’lerde mülksüzleştirildi, sahip oldukları bütün kamu mallarını sattılar. Hatırlayın, AKP’nin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan 2005 yılında Kamu İktisadi Teşekkülleri (KİT)’nin satışı için “babalar gibi satarız” demişti. Son mallarımızı da o sattı. Şimdi devletin satacak bir şeyi de yok. Tek çare vergi almak. Peki vergiyi kim ödüyor? Zenginler vergi ödemez. Onların varsa vergi borcu, o da silinir. Vergiyi sadece ve sadece orta direk öder. İşte devletler artan petrol fiyatlarının parasını çıkarmak için her şeye zam yapacak. Bunun acısını sizler çekeceksiniz.
Peki bu paralar nereye gidecek? Tabi ki küresel finans sistemine. Yani neymiş ABD ve İsrail’in attığı füzelerin parasını sizler ödeyecekmişsiniz.
Şimdi daha kötü bir olasılıktan bahsetmek istiyorum. Tüm dünya petrol kriziyle tetiklenen çok daha büyük küresel bir finansal krizle karşı karşıya olabilir. Dün,14 trilyon dolar gibi astronomik bir parayı kontrol eden dünyanın en büyük yatırım ve finans kuruluşu BlackRock ile ilgili önemli bir gelişme oldu. Yatırımcılar fondan 1.2 milyar dolar para çekmek istediler. BlackRock bu talebi reddetti. Talep edilen para fondaki paranın yaklaşık %9,3’ü idi. BlackRock çekme taleplerini %5 ile sınırlandırdı.
Detayına girmeyeceğim, dünyadaki büyük siyasal ve ekonomik değişimler merkez bankaları tarafından yaratılan finansal krizlerle hayata geçirilmiştir. Fransız İhtilali de böyledir. 1848 yılında Avrupa çapında yaşanan halk ayaklanmaları da böyledir.
BlackRock gibi Vatansız Para’nın ana organı para ödemiyorum derse, bu domino etkisi yaratarak bütün finansal sistemi kökünden sarsan korkunç bir finansal krizle birlikte küresel bir ekonomik krizi tetikleyebilir. İşte bu ortamda küresel bankerler bütün dünyaya yeni bir parasal düzen dayatacaktır. Muhtemelen bu düzen programlanabilir dijital para olacak.
Artık herkesin bütün varlıkları dijital ortamda olacak ve dijital paranın kullanım sınırları olacak. Harcamazsan kendiliğinden bitebilecek veya her istediğini alamayacaksın, onlar neye izin verirse onları satın alabileceksin. Aslına bakarsanız dijital parayla kontrol edilen bir kölelik sistemi inşa edilmeye çalışıyor.
Anlayacağınız bugün İran, bilerek veya bilmeyerek bu kölelik düzenine karşı bir savaş veriyor. Hepimizin köle olmamak için İran’ın yanında olmamız gerekir.
Mesela Türkiye’nin ilk yapması gereken şey, İsrail’e balistik füze bilgilerini aktaran Kürecik Radarını kapatmaktır. Bunu yapmayanlar dijital köleliğe hizmet ediyor demektir.
Lord Jacop Rothschild, 2017 yılında Balfour Deklerasyonunun 100. Yılı sebebiyle eski İsrail Büyükelçisi Daniel Taub ile yaptığı bir röportajda “İsrail devletini benim ailem kurdu” demişti. Gerçekten de İsrail devletini Rothshild ailesi kurmuştur. Peki İsrail devletinin Filistin’de kurulmasının gerçek sebebi acaba bu toprakların Yahudiler için kutsal olması mıdır?
Bir Yahudi devleti kurma fikrini ortaya atan kişi Theodor Herzl’dir. Tabi ki onun ilk tercihi de Yahudi devletinin kutsal topraklar olan Kudüs civarında kurulmasıydı. Bunun için çok çalıştı. Osmanlı devleti ile temaslar kurdu ama olmadı. Ancak Theodor Herzl, çok rasyonel bir adamdı. Filistin’de bir devlet kurmak mümkün olmuyorsa Arjantin veya Uganda’da bir devlet kurulabileceğini düşünmüş ve Uganda konusuna yoğunlaşmıştı. Ancak ansızın hiç beklenmedik bir şekilde hastalandı ve Paris’te iki hafta içerisinde 44 yaşındayken öldü. İsrailli yazar Barry Chamish’e göre, bu noktada Sabetaist/Frankistler devreye girmiş ve Theodor Herzl’i öldürmüşlerdi. Çünkü İsrail devleti için tek seçenek Filistin olmalıydı.
Rothshildler daha 1’inci Dünya Savaşı bitmeden 1917 yılında Balfour Deklerasyonu ile İngilizlerden Filistin’de bir Yahudi devleti kurma iznini almışlardı. Ama o tarihte başaramadılar. Çünkü Yahudiler o topraklara göç etmek istemedi. Daha sonra Hitler’in baskısıyla Avrupa’dan önemli bir Yahudi nüfusunu bu topraklara göç etmeye zorlayarak 1948 yılında İsrail devletini kurmayı başardılar.
Yahudi devletinin Filistin’de kurulmasının ana nedeni Ortadoğu’da dünyanın geleceğine şekil verecek olan en büyük enerji kaynağı petrolün bulunmasıdır. Rothshildler, Ortadoğu coğrafyasında bir üslerinin olmasını istemiştir. Böylece Ortadoğu’ya istedikleri gibi müdahale edebileceklerdi.
Şöyle bir örnekle size durumu açıklamaya çalışayım. Su ile dolu bir tencerenin ortasına bir sinek atın. Sinek ölmemek için çırpınacaktır. Rothshildler, Müslüman denizinin ortasına bir Yahudi devleti attı. Bu devlet yaşamak için çırpınıyor. Komşularından tehdit algıladığı için onları istikrarsızlaştırmak için var gücüyle çabalıyor. Bunun bir sonucu olarak Ortadoğu hiçbir zaman istikrar bulmamış, petrolden kazanılan paralar bir türlü bölge ülkelerinde yaptırıma dönüşmemiştir. Bütün para sürekli küresel finans sisteminin kasasına akmaktadır.
İsrail’in bölgede kurulma sebebini bugün daha iyi anlıyoruz. Vatansız Para, petro-dolar sistemindeki sıkışmışlığı yeni bir parasal sisteme geçiş için fırsata çevirmek istiyor. Bu sebeple İsrail’i üs olarak kullanıp İran’a saldırıyor. İran’a saldırı için bölge ülkelerinin neredeyse tamamı topraklarındaki Amerikan üslerinin bu saldırı maksadıyla kullanılmasına izin vermedi. Sadece İsrail bu saldırılar için üs olarak kullanılıyor. Vatansız Para’nın demir yumruğu ABD hava kuvvetleri ağırlıklı olarak İsrail’deki üslere konuşlanmış durumda.
Netanyahu konusuna gelmeden önce kısaca Yahudi şeriatından bahsetmek gerekiyor. En katı şeriat inancı Yahudilerde vardır. Küresel bankerler, Yahudi şeriatını bir itici güç olarak kullanılıyorlar. Onları “Vaat Edilmiş Topraklar” hikayesine inandırmışlar. İnançlı kimseler bu uğurda mücadele ederken aslında birkaç ailenin dünyayı yönetmesi için kurduğu oyunlara alet olmaktadırlar. Ancak şu nokta gözden kaçırılmamalıdır. İsrail’deki Yahudilerin önemli bir kısmı bu derece katı şeriatçı değildir. Hatta önemli bir kısmı ateisttir. İşte bu kesim yavaş yavaş ülkelerinin ve kendilerinin birer maşa olarak kullanıldığının farkına varıyor.
ABD ve İsrail’in, İran’a saldırmasının İsrail’de yaşayan Yahudilerin güvenliği ile bir alakası yoktur. Aksine bu saldırılar Yahudi halkının konforunu ve güvenliğini bozmaktadır. Bu bağlamda İsrail başbakanı Benjamen Netanyahu önce İsrail halkını değil küresel bankerlerin çıkarını düşünmektedir. Çünkü kendisi onların adamıdır.
Dikkat ediyor musunuz savaş başladığından buyana Natenyahu hiç ortalarda gözükmüyor. Sadece ara sıra, ne zaman nerede çekildiği belli olmayan fotoğraflar paylaşıyor. Netanyahu’nun korktuğu çok açık. Ama İran füzelerinin onu yakalamasından korkmuyor. İçeriden vatan sever bir Yahudi’nin kafasına sıkmasından korkuyor. Bu anlamda Netanyahu öldürülür veya ülkeden kaçarsa hiç şaşırmayın.
Bu savaşı ABD kazanamaz. Ancak şunu da açıkça söyleyelim: Bu savaşı kazanmak için başlatmadılar. Vatansız Para’nın asli niyeti bölgeyi istikrarsızlaştırmaktır. Konuyu bir başka Aşkenaz Yahudi’si olan Zbigniew Brzezinski’nin, Büyük Satranç Tahtası isimli kitabından bir örnekle anlatmaya çalışalım: Brzezinski kitabında, “Amerika’nın küresel liderliği doğrudan doğruya Avrasya Kıtasındaki üstünlüğüne ve etkinliğine bağlıdır… Amerika’nın öncelikli çıkarı, herhangi bir gücün bu jeopolitik bölgeyi tek başına kontrol etmesini engellemek ve herhangi bir küresel topluluğun finansal ve ekonomik açıdan engelsiz bir şekilde bu bölgeye ulaşmasını önlemektir.” diye yazıyordu.
Tekrar edelim. Vatansız Para bu savaşı ABD kazansın diye başlatmadı. Onların tek istediği şey Ortadoğu’nun istikrarsızlaşmasıdır. Yoksa ABD kazanmış kaybetmiş önemli değildir. Bu savaş sonrasında büyük ihtimalle Suudi Arabistan ve İran parçalanacaktır. Asli hedef budur.
İran’ın parçalanması demek Türkiye’nin parçalanması demektir. Çünkü İran’dan kopacak bir parça Türkiye ve Irak sınırına paralel olan Kürt bölgesidir. Zaten Irak’ta Barzanistan kurulmuş durumda. Suriye’de de Kürtler Fırat’ın doğusunda kendilerine bahşedilen bölgeyi kontrol ediyorlar. İran parçası da koptuktan sonra geriye bir tek Türkiye’deki parça kalmış olacak. Bir Kürt devleti kurma girişimi bölgeyi yıllarca iç savaş ve kaosa sürükleyecektir. İç savaş nükleer savaştan çok daha tehlikelidir. İstanbul’a nükleer bomba asalar milyonlarca insan ölür ancak Hiroşima ve Nagazaki’de olduğu gibi kısa sürede küllerimizde yeniden doğar, ayağa kalkarız. Ama iç savaşın etkileri onlarca yıl geçmez. 1991’de Irak’ta başlayan iç savaş 35 yıldır hâlâ devam ediyor. Vatansız Para, bir coğrafyayı sömürmek istiyorsa orayı mutlaka iç savaşa sürükler. Tahminimce terör örgütü PKK ve onun lideri Abdullah Öcalan üzerinden başlatılan “Terörsüz Türkiye” projesi, Türkiye’nin parçalanma sürecine ayrılıkçı terör örgütü PKK’nın liderlik etmesi için planlanmıştır. Bu hain tuzağı Türkiye’ye kim kuruyor dikkat etmek gerekir.
Vatansız Para’nın yıkıcı kaos olarak adlandırabileceğimiz bu bölgesel planında, BAE, Katar ve Kuveyt gibi küçük ülkelerinin nasibine ise fakirleşmek ve orta çağ karanlığına sürüklenmek düşecektir.
Bu kötü senaryonun yaşanmaması için:
1) Suudi Arabistan, BAE, Katar, Kuveyt ve Bahreyn, kesinlikle savaşa katılmamalı ve mümkün olan en kısa süre içerisinde ABD ve İsrail’in topraklarını ve hava sahasını kullanmasını engellemelidir. Her ülke kendi petrol ve gaz tesislerine yapılacak bir kırmızı bayrak operasyonunu engellemek için elinden gelen her türlü güvenlik önlemini almalıdır.
2) İran, körfez ülkelerinin petrol ve gaz tesislerine kesinlikle saldırmamalı ve derhal Hürmüz Boğazını çift taraflı trafiğe açmalıdır. Tanker trafiğinin devamı enerji fiyatlarının yükselişini engelleyerek petro-dolar sistemine darbe vuracaktır.
3) İran, sadece kendisinin hedefte olmadığını aslında gelişmekte olan bütün ülkelere kurulmuş küresel bir finansal kriz tuzağı ile karşı karşıya olduğumuzu bütün dünyaya anlatmalıdır. Bunu yapmanın en iyi yolu, bölgedeki Vatansız Para’nın bankalarına sembolik olarak saldırı düzenlemektir. Ancak bu saldırılar mutlaka önceden haber verilerek yapılmalı ve kesinlikle can kaybına sebep olunmamalıdır. Hatta saldırı yapmadan bu yönde yapılacak açıklamalar bile yeterli olacaktır.
4) Karşı karşıya olduğumuz durum tarihi bir yol ayrımıdır. Bu savaş, insanlığın dijital köle olma veya özgür kalma savaşıdır. Bu sebeple hangi ülkenin vatandaşı olursanız olun, hangi siyasi görüşe veya dine mensup olursanız olun, sizler de elinizden gelen her şeyle bu mücadeleye katılmak zorundasınız. Çünkü çocuklarınıza kalacak mirasın sorumlusu siz olacaksınız. Bu dünyaya, bu insanlığa bir borcunuz varsa şimdi ödeme zamanı. O yüzden okuyun okutun.
[1]https://www.cnbc.com/video/2025/12/13/dame-hannah-rothschild-cnbc-meets-legacies.html
[2]https://www.odatv.com/analiz/osman-basibuyuk-yazdi-butun-korfezi-yakacaklar-95053