savunmahavacılıkteknolojipolitikaanalizmevduatkriptosağlıkkoronavirüsenflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
18,5097
EURO
17,7609
ALTIN
969,46
BIST
3.265,64
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
26°C
Ankara
26°C
Az Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
25°C
Perşembe Açık
28°C
Cuma Açık
29°C
Cumartesi Az Bulutlu
28°C

Aydınlık mı Karanlık mı?

Aydınlık mı Karanlık mı?

Yazı Dizisi-1

Aydınlık mı Karanlık mı?

Bu yazı dizisinde, Aydınlıkçıların kuruluşu, sol hareketleri nasıl etkiledikleri, 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinde ne yaptıkları, ayrılıkçı Kürt hareketi ile ilişkileri, Kıbrıs sorunu konusundaki garip tavırları, 28 Şubat post modern darbesinde üslendikleri görev, NATO’ya bakış açıları, Suriye iç savaşında izledikleri strateji yukarıdaki kriterler çerçevesinde değerlendirilecektir.

Osman Başıbüyük, Sun Savunma Net, 11 Eylül 2022

 

Siyon Liderlerinin Protokolleri

1902 yılında yayınlanmış “Siyon Liderlerinin Protokolleri” isimli ilginç bir kitap var. “Antisemit çevreler, bu Protokoller’in Çarlık Rusya’sında yaşayan Yahudi cemaat liderleri tarafından yazıldığını iddia ederler. İddiaya göre, bahse konu Protokoller, bir çeşit milli strateji belgesi olup, gizli olarak düzenlenen toplantılarda dünyayı yönetme hususunda nasıl bir siyaset ve yöntem izlenmesi gerektiğini anlatmaktadır.” Siyon Protokolleri, Yahudiler tarafından komplo teorisi olarak adlandırılıp kesin bir dille reddedilmiştir. Yaklaşık 120 yıl önce yazılmış bu kitaptaki bilgilerin doğru veya yalan olduğunu ispatlayamayız. Ancak akıl yürüterek kendi çapımızda bir kanaate varabiliriz.

Bu kitabın içerisinde medya ile ilgili bir protokol var. Dünyadaki bütün yayın organlarını kontrol etmek için izlenmesi gereken stratejiyi anlatıyor. Bu bölümde yer alan muhalif basınla ilgili ifadeler çok dikkat çekici:

“…Üçüncü sıraya kendi kendimize muhalefet edeceğimiz yayın organlarını koyacağız. Bunlardan en az bir tanesi bizimle taban tabana zıt görüntü sergileyecek ve gerçek muhaliflerimiz bu sahte muhalefeti bütün kalpleriyle benimseyerek bize bütün sırlarını açıklayacaklar. Kendi taraflarındaki bir gazetenin fikirlerini tekrarladıklarını sanan ahmaklar gerçekte bizim fikirlerimizi ya da bizim için cazip olan fikirleri tekrar etmiş olacaklar…”

…Bize saldıranlar arasında bizim tarafımızdan kurulan yayın organları da bulunacaktır. Fakat onlar özellikle bizim önceden değiştirmeyi kararlaştırdığımız noktalara saldıracaklardır. Bizim kontrolümüzden geçmeden tek bir tebliğ halka ulaşmayacaktır…”

Yazılanlar çok ilginç öyle değil mi? Eğer yazılanlar doğruysa, bizim ülkemizde de emperyalizme, ABD’ye ve küreselcilere karşı gibi gözüken ama onlara hizmet eden “Karanlık” bir medya organı olmalıdır. Gelin akıl yürüterek böyle bir ihtimal olup olmadığını hep beraber araştıralım.

Sahte muhalefeti nasıl tespit edeceğiz?

İşe bazı tespitler yaparak başlayalım:

1) Öncelikle bahse konu yayın organı Siyon Liderlerine hizmet ediyorsa, başındaki kişi ya da kişiler Siyon Liderleri ile aynı etnik kökenden gelmelidir; yani Yahudi kökenli olmalıdır. Fakat yaptıkları iş çok sakıncalı olduğundan gerçek kimliklerini açığa çıkartamazlar. O halde bu kimseler kripto Yahudi olmalıdırlar. Birisinin soy ağacını araştırarak, doğduğu yere, memleketine ve evliliklerine bakarak Yahudi kökenli olup olmadığını bulabilirsiniz. Fakat bu yaptığınız tamamen ırkçılık olur. Irkçılık yapmak bir anlamda insanlık suçudur. Asıl ırkçılar, hangi toplumda yaşarlarsa yaşasınlar evlilik yoluyla binlerce yıldır kendi soylarını devam etmeye çalışanlardır. Hiç kimse doğduğu aileyi seçemez. Bir insan doğduğu topraklara ve üzerinde yaşayan insanlara sadıksa, sahip olduğu etnik ve dini kimliğin hiçbir önemi yoktur. Dolayısıyla birisinin etnik kimliği ve dini inancı üzerinden yola çıkarak yapacağımız bir araştırma saçma sapan bir şey olur ve komplo teorisinden öteye gitmez. Biz böyle bir şey yapmayacağız. O zaman elimizde tek bir şey kalıyor. Bu yayın organının izlediği politikayı geçmişten günümüze yönelik inceleyerek kime hizmet ettiğini tespit etmeye çalışmak.

2) Bu amaçla dizayn edilen bir yayın organı, sadece çıkarttığı gazete ve dergilerle toplumu yeterince etkileyemez. Bahse konu yayın organı operasyonel bir aparat olduğuna göre peşine taktığı kitleleri de sürüklemelidir. O halde bu yayın organı aynı zamanda siyasi bir hareket olmalıdır. Dolayısıyla siyasi bir partiye de sahip olmalıdır.

3) Siyon Protokolleri’nde yazdığına göre bu yayın organı ve siyasi partisi, Siyon Liderleri’ne muhalifmiş gibi davranacağına göre, kapitalist olamaz; antiemperyalist ve anti-Amerikancı olmalıdır. O zaman bu hareket mutlaka komünist/sosyalist çizgide olmalıdır. Bir de herkesten çok vatansever olmalıdır. Bu görüntü verilmeden insanlar kandırılamaz.

4) Bu yayın organı ve bağlı olduğu partinin geliştirdiği her politika sanki antiemperyalist ve anti-Amerikancı gibi gözükmesine rağmen Vatansız Para’ya (küreselcilere) hizmet etmeli ve aynı zamanda İsrail’in çıkarlarına ters düşmemelidir. Bu hareketi güneşe bakan ay çiçeği örneğine benzetebiliriz; güneş hareket ettikçe o da döner. Yani bu hareketin izlediği politikada Vatansız Para’nın ihtiyacına göre sürekli değişiklik arz eder. Bu sebeple geçmişte izlenen bir politikanın bugün 180 derece tersini izlemek bu hareket için normaldir. Bu ekibin geçmişten günümüze izlediği politikalar tarihsel bir perspektiften incelendiğinde, izlenen politikalar sonucu kârlı çıkan tarafın ev sahibi ülke değil hep küreselciler olması gerekir. Bu perspektiften yapılacak bir değerlendirme onları deşifre etmemize yarayacaktır. Zaman zaman Vatansız Para ile ülkenin çıkarları örtüştüğünde bu ekibin politikalarının ülkenin yararına da olduğu görülür.

5) Bu yapının asli amacı, hedef ülkeyi küreselciler tarafından planlanan dönüşüme hazırlamak olacağına göre, bunların yayın organları da günlük haberlerden ziyade operasyonel haberler vermelidir.

6) Yapılan iş çok gizli olduğundan bu organizasyonu çok kişi bilmemelidir. Deşifre olmak ölüme eşdeğerdir. Dolayısıyla işin aslını bilen bir elin parmaklarını geçemez. Lider ve etrafındaki belki birkaç kişi yapılanlardan haberdardır, diğerleri inandırılmış/kandırılmış müritler olmalıdır. Onların deyimiyle; “bu hareketin peşinde koşan diğerleri sadece ve sadece ahmaklardır”.

7) Bu yapıda lider çok önemlidir. İnsanları peşinden sürükleyecek karizmaya sahip olmalıdır. Lider yaşlandığında, öldüğünde veya ihtiyaç duyulduğunda bayrağı bir başka kripto eleman devralmalıdır.

8) Protokoller 1900’lü yılların başında açığa çıktığına göre, söz konusu iddia doğruysa, Türkiye’de de bu yapının aşağı yukarı aynı tarihlerden itibaren faaliyet göstermesi gerekir.

Türkiye’de yukarıda sıraladığımız kriterlere uyabilecek bir tane yayın organı var; Aydınlık. Acaba Aydınlıkçılar arasında kripto birileri var mı? Yenilir yutulur cinsten olmayan bu iddiayı ispatlamak oldukça zordur. Kesin bir kanıya hiçbir zaman varılamaz. Ancak bu gerçek bizim Aydınlıkçıların kuruluşundan günümüze izlediği politikaların kime hizmet ettiğini değerlendirmekten alı koymamalıdır.

Yazının tamamını PDF formatında okuyabilirsiniz.


Yorumlar

  1. ferhat dedi ki:

    Saçma sapan bir yazı. Cia yazdırmış gibi..

    1. Levent Kağan dedi ki:

      Makalenin sonunda yer alan 27 sayfalık pdf dokümanı da okuyabilirsiniz

  2. Bozok Öncü dedi ki:

    Gelişme göstermen güzel.
    Bu arada illüminati’nin türkçe anlamı aydınlık’tır 😉

  3. Sedat dedi ki:

    Eh bu yazına da pes diyeyim kardeşim. Ben senden hem yaşça oldukça büyük, Hv. K. den ve F-4/F-16 pilotlarından ve sivil havacılıkta da uzun yıllar uçmuş ve emekli olmuş bir ağabeyin olarak hem de Vatan Partisinin bir parçası, Aydınlık gazetesi ve Ulusal Kanal’ın hemen her çalışanını ve yöneticisini tanıyan birisi olarak yazıyorum.
    Bu yazdıklarının bir kısmı doğru, Aydınlık ile yazdıkların baştan sona saçma sapan, nefret ve bilgisizlik dolu.
    Sana bunları kim yazdırıyor? Hedefindekileri kim belirliyor. Sadece sen isen herşeyini değiştir derim. Bu direk olarak kötülük amaçlı yazılmış bir yazı. Ayrıca hiçbir değeri yok.
    Gladyo elemanları yapıyor bu tarz kafa karıştırmaları bilesin.

  4. Adnan Akfırat dedi ki:

    Şaşmaz bir kural: Doğu Perinçek ve Aydınlıkçıları, CIA, MİT, Siyonizm bağlantılı göstermeye uğraşanların kendileri bizzat bu örgütlerin uzantılarıdır.

    1. Sedat Müniroğlu dedi ki:

      Adnan Bey ben bu kadar açıkca söylemek istememiştim. Askeri havacılık yazıları okunabiliyordu. Artık boyunu ve posunu aşan konulara girmiş.
      Ayrıca bu yazıdan kötü kokular yükseliyor adeta Pensilvanya’dan yazılmış gibi.
      Sedat Müniroğlu

  5. Esat Oktay Yıldıran dedi ki:

    Emekli askerlerin maocu bir partiye katılmasını aklı başında biri izah edebilir mi?

    1. Sedat Müniroğlu dedi ki:

      Mao’cu diyerek aklınızca karalamaya çalıştığınız parti Türkiye’nin en ahlâklı, en milli ve en bağımsız partisidir.
      Atatürk, Lenin ve Mao Asya-Avrasya dünyasının, mazlumlar dünyasının liderleridir. Her birisi ayrı ayrı değerlidir. Her birisi birbirinin yoldaşıdır.
      Hiç şüphesiz Vatan Partisi vatanseverlerin yuvasıdır.

      1. Esat Oktay Yıldıran dedi ki:

        Politikayı haşere ile mücadelenin bir dalı olarak gören Lenin ve Mao gibi katliamcıları Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK ile bir tutmanız tam bir akıl tutulmasıdır. Hele ki emekli bir asker olarak bu kabul edilemez kıyasınız nedeniyle sizi kınıyorum.

        Ayrıca belirtmekte yarar bulduğum bir gerçeklik var ki; amacım karalamak olsaydı teröristbaşı apo’ya çiçek veren müptezelin partisi derdim.

        Hem Lenin alçağı hem de Mao alçağı on milyonlarca insanın ölümünden doğrudan ya da dolaylı olarak sorumludur. (bizim köyde her ikisine de “bit yavrusu” derler. Beni Çin ve Rus Büyükelçiliklerine şikayet edebilirsiniz)

        Atatürk yönünü Batı’ya dönmüş ve politikalarını çağdaş batı medeniyetlerine göre düzenlemiş, Mao ise Batı karşıtı bir politika izlemiş, Batı’dan gelen politikaları reddetmiş, ülkesinde komünist bir düzen kurmaya çalışmıştır. Atatürk dış politikada barışçıl bir politika izlerken Mao çatışmacı ve savaşçı bir dış politika yürütmüştür. Mao ve Lenin katliamcıdır. Anlaşılan size göre Atatürk te “katliamcı”!

        Bir Rus atasözü şöyle der; “Tarihten alınacak tek ders tarihin bize hiçbir ders vermediğidir.”

        Her gördüğümüz sakallıyı dedemiz sanmayalım!

        1. Sedat Müniroğlu dedi ki:

          Öncelikle şunu belirleyelim. Ben kendi ismimle konuşuyorum. Cevap veren Esat Oktay Yıldıran eğer bir sahte hesap/isim veya benzerlik değilse, 80 darbesindeki davraanışları nedeniyle infaz edilen bir askere ait.
          Ama konumuz bu değil.
          Anladığım kadarıyla bu sitede atlantikçiler cirit atıyor. Atlantikçiler-Batıcılar-Nato’cular-AB ciler-FETÖ cüler arasında birer karış vardır.
          Şimdi konumuza dönelim cevaben verilen yazıya;
          Perinçek ve Öcalan çiçek olayı; Konu açık ve dergilenmiş. Yani öyle gizli falan değil. Gn. Kurmay ve hükümet bilgilendirilmiş. Peki ne konuşulmuş;
          Öcalan’ın sorgusundan;
          Soru; Perinçek’le ne konuştunuz
          Cevap; Ne konuşacağız. Perinçek geldi, nasihat etti gitti.
          Peki Perinçek ne diyor;
          Öcalan’a, ABD Irak’a girecek. Sizi kontrolüne alacak. Silahlarınızı atın, devlete teslim olun.
          Bu kadar.
          Sizin müptezelliğiniz kendinize yani.
          Bunları anlasanızda alet olmayı seviyorsunuz.
          Diğer konu;
          Çanakkale olmasaydı, Sovyet devrimi, Sovyet devrimi olmasaydı Kurtuluş savaşımız olmazdı-çok zor olurdu.
          O anlayamadığınız Lenin sayesinde Kurtuluş savaşı paramızı-silahımızı sağladık. Çarlık Rusyası olsaydı diğerlerinin yanına Çarlık Rusya’sını ekleyin. Kurtuluş savaşında M. Kemal’in arkasında-yanında Aralov var hep.
          Mao’suz Çin feodalitede/sömürgede bir ülkeydi. Hep öyle kalsın istiyorsunuz zaten.
          Son olarak:
          Atatürk hiç bir dönemde ve asla Batı’ya öykünmemiştir. Bütün hayatı batılı emperyalistlerle ve onların uzantılarıyla çatışmada geçti. Ama Atatürk’un hedefi her zaman çağdaş medeniyet olmuştur. Siz batıya öykünüp kendinizi küçük görmekte serbestsiniz tabii ki. Zaten bu oldukça açık görünüyor.

          1. Esat Oktay Yıldıran dedi ki:

            “amacım karalamak olsaydı teröristbaşı apo’ya çiçek veren müptezelin partisi derdim.” bu kadar net bir cümle için gereksiz bir sürü açıklama yapmışsınız. Konuyu Hasan Atilla Uğur Albayımdan dinlemiş biriyim.

            Ben atlantikçi değilim; Türk’üm, Türkçüyüm. Tanrı dağından başka ne dağ ne de mağara tanırım. Aynı zamanda #ErmeniSoykırımıEmperyalistYalandır derim

            Kast edilenin; Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal atatürk’ün “Medeniyete girmek arzu edip de Garp’a teveccüh etmemiş devlet hangisidir.?” sözünün temelinde yatan ana fikrin “rasyonel düşünce”, “teknoloji”, “ hukuk anlayışı” ve “rasyonel devlet yönetimi” olduğunu belirtmekte fayda var. Atatürk’ün yönünü batıya dönmüş cümlesini bir bağlamda değerlendirmek lazım. Zorlama yorumlara gerek yok.

            “Atlantikçiler-Batıcılar-Nato’cular-AB ciler-FETÖ cüler arasında birer karış vardır.” demişsiniz. Bence birer karış bile yoktur. Bu saydığınız grupların tamamı tek batında doğmuş kirli yapılardır.

            HDP kapatılmalı, 1. dereceden mahrem fetöcüler ve diğer elebaşları darağacında sallandırılmalı, firarda olanlar bulundukları yerde yargılanmalıdır*

            #VarOlsunTürkIrkı

      2. Esat Oktay Yıldıran dedi ki:

        Sayın Osman Başıbüyük Abayımın katliamcı Lenin’i de konu eden analizini okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

        https://www.sunsavunma.net/vatansiz-paranin-uc-ajani-marx-engels-lenin-gecmisten-gunumuze-mulksuzlestirme-kolelestirme-oyunu/

  6. Arslan Kılıç dedi ki:

    Aslında bu yazı, Marx, Engels, Lenin ve hatta Mao’yu, hem Yahudi hem de Yahudi sermayesinin adamları ilan eden dizi yazının bir devamıdır. Marx ve Engels’e saldırı ile başlayan bir “iş”in, en sonunda buraya geleceği kesindi. Bunu, daha Marx-Engels-Lenin-Mao’ya saldiri dizisinin ilk yazlarında yazarın kendisine de böyle söylemiştim. Bu diziyi okuyunca arkasından bunun geleceği kesindi. Benim için işin bu kadarı şaşırtıcı olmadı. Asıl merak ettiğim, yazara bu görevin ne zaman, nerede ve ne karşılığı verildiğidir.

    1. Levent Kağan dedi ki:

      Sayın Arslan Kılıç, 39 sayfadan oluşan, başvurulan kaynakları dipnotta belirtilmiş bir karşı makale yazarsanız hiçbir sansür uygulamadan seve seve yayımlarız.

    2. Esat Oktay Yıldıran dedi ki:

      Bu Tikkocu terörist İbrahim’in soyadı neden KAYPAKKAYA?

  7. ahmet dedi ki:

    Sabırsızlıkla devamını bekliyoruz.