Bu karşılaşma, Rusya’nın en gelişmiş stealth platformu ile ABD Donanması’nın “her işi yapan” güvenilir iş gücü arasındaki farkları ortaya koyuyor. F-14 vs Su-57 karşılaştırması “mekanik güç vs modern stealth” temalıyken, bu düello “olgun teknoloji vs yeni stealth” karşılaştırmasıdır.
Biri saklanıp vurmak için tasarlanmışken (Su-57), diğeri her türlü elektronik destek, mühimmat çeşitliliği ve veri ağı entegrasyonuyla savaş alanını domine etmeye odaklıdır (F-18).
Aşağıdaki tablo, 4.5+ neslin en gelişmiş örneği ile 5. neslin Rus yorumu arasındaki teknolojik uçurumu ve dengeleyici unsurları göstermektedir:
Su-57’nin en büyük kozu fiziksel tasarımıdır; radarda görünürlüğünü minimumda tutmak için aerodinamik şeklini ve gövde içi silah bölmelerini kullanır. F-18 ise Block III modernizasyonunda daha düşük bir radar kesit alanına (RCS) sahip olsa da, “saf stealth” bir uçak değildir. Ancak F-18’in gücü, “Distributed Targeting Processor-Networked” (DTP-N) ve “Tactical Targeting Network Technology” (TTNT) gibi sistemlerle entegre çalışan ALQ-214 gibi gelişmiş elektronik harp süitindedir. F-18, kendini düşman radarından gizlemek yerine, o radarı “karıştırarak” veya “aldatarak” hayatta kalır.
Bu düellonun asıl belirleyicisi veri ağıdır. F-18 Block III, savaş alanındaki diğer uçaklar (F-35, E-2D Hawkeye, SİHA’lar), gemiler ve kara radarlarıyla devasa bir veri paylaşımı yapacak şekilde tasarlanmıştır. Bu sistem, F-18’in kendi radarını hiç açmadan, başka bir platformun verileriyle Su-57’yi tespit edip vurmasına olanak tanır. Su-57’nin de veri linkleri vardır, ancak Rus doktrini henüz bu kadar kapsamlı, gerçek zamanlı ve platformlar arası bir “bulut tabanlı savaş” entegrasyonuna ulaşmamıştır.
Görsel menzilli yakın muharebede Su-57’nin 3D itki yönlendirme sistemi ona mutlak bir üstünlük sağlar. Su-57, aerodinamik olarak “imkansız” görünen manevraları havada enerji kaybetmeden icra edebilir. F-18 ise yüksek hücum açısı (AoA) kabiliyeti sayesinde burnunu hızla düşmana çevirebilir, ancak itki yönlendirme motorlarına sahip değildir. ABD doktrini bu dezavantajı JHMCS (Kaska Monteli Nişangah) ve AIM-9X gibi “yüksek açılı” füzelerle, yani düşmanın burnunu tam çevirmeden vurabilen teknolojilerle dengelemeye çalışır.
Burada F-18’in en büyük avantajı ortaya çıkar: “Lojistik Olgunluk”. Super Hornet, yıllardır binlerce sorti yapmış, savaş tecrübesi olan, bakımı ve parça tedariği oturmuş bir platformdur. Su-57 ise hala düşük üretim adetleri, Izdeliye 30 motorunun geliştirme süreci ve Rusya’nın endüstriyel kısıtlamalarıyla boğuşmaktadır. Bu, F-18’in operasyonel hazır bulunuşluk oranının Su-57’den çok daha yüksek olacağı anlamına gelir.
Gerçek bir muharebe senaryosunda, F-18 Block III’ün Su-57 karşısında hayatta kalması ve onu vurması, “ağ” desteğine bağlıdır. Eğer F-18, bir E-2D Hawkeye radarının veya bir F-35’in verileriyle beslenirse, Su-57’nin stealth tasarımını etkisiz hale getirip çok uzaklardan füzeleriyle saldırabilir. Ancak F-18 tek başına kalırsa ve radarını açmak zorunda kalırsa, Su-57 onu çok daha önce tespit edecektir.
Bu düello, savaş alanının artık sadece platformun fiziksel özellikleriyle değil, sahip olduğu “dijital ekosistem” ve veri işleme kapasitesiyle kazanılacağını göstermektedir.