Site Rengi

Savunma | Havacılık | Teknoloji | Analiz | Politika

Zaten Vuruldum

ZATEN VURULDUM

 

Özlem Uzun, Sun Savunma Net, 22 Temmuz 2020

 

Kendi sesinden dahi saklanmış halde, sessiz sakin her daim gittiği mekânın köşesine sığınmış, orta yaşlı, yüzünde geçmişin tüm izleri ayan, beyan ortada, esmer, hafif kirli sakallı, feleğin tüm ısrarlı hallerine direnmiş heybetli bir adamdı. 

Kafasındaki bin bir düşünce ile savaşmak, verdiği savaştan, ne pahasına olursa olsun hayatındaki verdiği tüm savaşlardan sağ salim çıkmanın özgüveni ile bir kez daha yenerek çıkma telaşındaydı..!

“Onca renk varken,insan neden kara kara düşünür ki..” dedi sessizce, zaman tam gece yarısını geçmişken kadehindeki son yudum rakısını yudumlamadan önce kadehine diktiği gözlerini kaldırıp, kadehiyle vedalaştı, sükunet dolu bakışlarını, yöneltip, yorgun ve bıkkın garsona göz ucuyla, hesap lütfen bakışı gönderdi…

Son kalan bir, iki masanın özel isteği duyuldu, herkes gitmiş, “elalem ne der?”in boşa çıktığı vakitlerdi.

Koskoca rock gurubu avaz, avaz türkü söylüyor, coşacak hali kalmamış müşteriler, hiç çekilesi görünmüyordu…

Hesabı ödeyip serin sokağa  çıktığında derin bir nefes aldı.

Sokağın başında bekleyen Taksiye el etti, zira acıklı Türkünün ciğerine oturuyor olması onun için yakalanmak, iç üşümesi bir savaş kaybı emaresiydi.

Sağında, solunda hiç kimsecikler olmamasına rağmen aceleyle kapıyı açıp oturması, iyi  sabahlar  demesi bir oldu.

Taksi şoförünün;

-“Nereye abi..? ” sözü o an nereye düşüncesini çoğalttı, aklı acıklı Türkü, film, kitap ve bilumum insan dertlerinin ağlak hallerinin yerine kuş sesi, toprak kokusu, badem ağaçlarının uğultusu ses veriyordu.

Kaçamadığı tek düşman bellediği yüreğinde susmayan bir özlem vardı, özlüyor, özlemek o’nu yoruyor, ufak bir replik gibi hatta Meteorolojiyi yanıltmayı seven, apansız bir yağmurlu sevda aniden bastırıyordu ciğerlerine.

“La Manchalı yaratıcı asilzade Don QUIJOTE’nin neyle savaştığını ben biliyorum, o’nu anlıyorum!” dedi farkında olmadan yüksek bir sesle.

Taksi şoförü duyduysa da anlamaz halde soruyu yineledi;

-” abi nereye? ” 

-” Sen hele bir boğazı aş” diyebildi,

Sinatra söylüyor gibi sessizce…

“Fly me to the moon” Bir batıp çıkacağım, bir batıp çıkacağım…

 

-“Suya, havaya, toprağa cemre düşsün de yıldırım düşmesin…”

 “zaten vuruldum!””

Dedi; 

Susmayan beyni mi yüreğimi kestiremiyor sürekli konuşan iç sesi hesap, kitap yapıyor daima üleşemiyordu…

Boğaz köprüsüne geldiklerinde sabahın tan ağartısı eşliğinde yanan köprü ışıklarını, arabanın camı aksinde yüzündeki özlem’i gördü.

Ah o’nun sandalyede ki hırkası, kadehteki ruj izi, annesinden kalma saat’i, parmağındaki yüzük, radyoda çalan şarkı, emanet ettiği çocukluğu, o ipek teninde ki sadece o’na mahsus kokusu….

Kim denize karşı hele de biraz da yağmurda ya da karda, ya da martı eşlikli bir yürüyüşte kendiyle hesaplaşmazdı ki;

Eğer ayakkabıları vurmuyorsa…

Ama ben yılmam, kanallarımı hep tempolu, frekanslara ayarlı tutarım, F1 pilotu edasıyla manevralar yapar, hüzün uzadığında makam kayar, Hüzzam, Hicaz’a bağlar, dertler derya olur ” zaten vuruldum” hesabındayken lafı mı olur…!

Yapbozun en son ve en  önemli parçası söz’dü, söylenir ve biter ya anlam tamamlanır ya da büsbütün sakatlanırdı……………. !

Önceki Makale  Kudüs Müftüsü: Siyonist Metal Dedektöründen Geçenlerin Namazları Geçersizdir

-“Gün ağarıyor” dedi;  taksi şoförü, sohbet açmak istercesine,,,

-“uykusuzluk yoldaşım çünkü birçoğu beni anlamıyor.” diye cevapladı

“Zaten vuruldum..!”

-Taksi şoförü merakla “afedersin de abi sen birinden mi kaçıyorsun?”

Cama vuran yağmur damlaları görüşünü zayıflatmış, fakat ilerde ki aralanan bulutun arasındaki ışık huzmesi git, gide belirginleşiyordu..

Çaresizce,

-“Özlem kovalıyor, ben kaçamıyorum!” dedi.

Taksi şoförü daha da meraklanarak  -“kaçamıyor musun..!…?”

-“evet kaçamıyorum..!”

Gözlerini dikiz aynasından yansıyan Taksi şoförünün gözlerine dikip devam etti .

-“Acıklı çağrışımları oldum olası sevmem.

Ne zaman ağlayan birini görsem sessizce uzaklaşır, teselli etmek şöyle dursun, bu tür insanlar dikkatimi dağıtır.

Daima kelimeleri özenle seçerim fakat, o tür durumları yok sayarım..

Ne zaman kenarından köşesinden dokunacak olsa zülfü yâre, derhal saklanırım.

Vedalaşmaları hiç sevmem, çünkü yakalanmam kolay oluyor, açık arazi netice de..!

Fakat özlemden kaçamıyorum..! “

-“özlem güçlü, kuvvetli bir düşman, üstelik beni çok iyi tanıyor. 

Hep karşı atakta.

Özlem hep peşimde.!”

“Zaten vuruldum.!”

Taksi şoförü durumu kavrayamamanın/anlayamamanın vermiş olduğu çaresizle

-” senin de işin pek zormuş be abi” dedi.

Başını çaresizce tekrar cama yöneltip doğan güneşi  iç çekerek izlemeye devam etti …

Bir müddet sonra;

-“Hem bilir misin..?

Rakı dünyada çift bardakla içilen tek içkidir. 

Ruhla beden gibi, iki sevgili gibi, gece ve gündüz gibi. Yan yana durup birbirinin derdini dinlermişcesine, bir dudakta birleşip sevişircesine.” 

-Bir tek rakı içerken isteyerek çağırıyorum, özlem’i 

Bir şartla diyorum;

‘’Git dediğimde gideceksin’’

Çaresiz,,,

Boynunu büküyor…

Bakma sen o’nun bu masum hallerine içinde bir ateş saklıyor, ama gidiyor

Rakıya saygısı var. 

Gelip adabıyla, oturuyor ve gidiyor…

O Müzeyyen ve Zeki’yi seviyor, 

Bir de…………!?…….

-“Zaten vuruldum..!”

-“İşim gereği her sene içindeyim bu törenlerin. Başkaları için gözyaşı sel oluyor. 

Bana rutin, rutin olmasını seviyorum. 

Kaçış yolum çok konforlu. Böylelikle bulamıyor beni özlem.

Fakat

Özlem, rutini sevmiyor.”

-“Geçenlerde hediyelik eşyacıda yakaladı beni. 

Bir başka gün burç yorumumu okurken yakaladı. 

Geçen ay şiir kitabından revolverli bir şiir çıktı misal, tam yakalanacakken sepete geri attım şiiri.!”

-“Ama en trajik yakalanışım sanırım mükemmel bir espriye gülerken oldu şu ana kadar, yapılan laf cambazlığının komikliği mi, gelişine vuruşu mu bilmiyorum.! 

Zülfü yar dedikleri sersem aparat, sürekli yer değiştirdiği için nereden yaralandığımı bilemiyorum ama gülerken ağlamaya başlamak yağmurda denize girmek gibiymiş bunu fark ediyorum.”

-Dedim ya;

-“Suya, havaya, toprağa cemre düşsün de yıldırım düşmesin !”

“zaten vuruldum.!” 

-“Sonra özlemle göz göze geliyoruz, kahkahayla ağlıyorum!.”

Taksi şoförü;

-” Abi köprüden çıkıyoruz çıkıyoruz, ne tarafa?”

-“Sür dedim sür…”

Taksi şoförü;

-“Abi biliyor musun?

İnsanları tanımak, denizlere bardak, bardak su taşımaktan zordur demiş Mevlana”

-“Doğru söylemiş,,, 

Hadi şimdi;

Bulmak istiyorsan sen de yüreğimi kazmak zorundasın içimi” 

-“Dur ahbap dur burada, dur!..”

Önceki Makale  ‘‘Kimsesizlerin Kimi ve Sessiz Yığınların Sesi’’ Donald Trump’a Karşı Protestolar Şiddete Dönüşüyor

Zaten yeterince yavaş giden araç daha da yavaşlayarak geniş caddenin sağ şeridinde bir cep bulup durdu, Taksi şoförü sağ kolunu oturduğu koltuğun arkasına kolunu sallandırıp yarı bedeni dönük adamın bitkin haline alıcı gözüyle uzun, uzun baktı

Kim bilir meslek hayatı boyunca kimleri, hangi dertleri susarak dinlemiş olmanın verdiği umursamak ile umursamazlık arası düşünmeye dalmışken,,, 

Adam cebinden gıcır bir yüzlük uzattı.

-“Üstü kalsın ” dedi 

-“Siz taksi emektarları çok büyük derttaşsınız nereden sorup nereden cevap alacağınızı iyi biliyorsunuz.

Haa son olarak, 

Bu diyeceklerimi de unutma, kim özlem’i acıyı inkâr eder, hafızasını kaybetmemişse,

İnsanlara hayat hikâyelerini sorma!

Eğer sorarsan.

Anlatmaya en mutlu anlarından değil, en acı veren anlarından başlarlar. Çünkü acı büyütür, mutluluk değil. 

Mutluluk devamı sağlar. Mutluluk, yolu yürünür yapar.”

-“İşin gerçeği sağlam acılardır. 

İşin gerçeği savaştır. 

Yaratılışın özlem’i acıdır.

O özlem ki, rüzgar, taze ekmek kokusu, ıhlamur ağacı, anne, eski oyuncakların, en çok sevdiğin o şarkı, biber dolması, mor kalem, son bakış, ilk kalp ağrısı, son el tutuş, sobalı ev ???”

-” Daha diyeyim mi ?

-” Dedirt me ahbap dedirtme özlem’i dedirt me… !..

Yavaş ve yorgun halde arabadan indi ..

Sabahın ilk ışıkları ile işe gitmek üzere soğuk havada kendilerini atkı, bere içerisine saklamış, soğuk bakışlı insanlarla göz göze gelmekten imtina ederek başı önünde kalabalıklar arasında kayboldu…

Taksi şoförü vitesi ileriye atmadan bir süre gözden kaybolan adamı düşünceler içerisinde izledi.

“Birilerinden üstün olman önemli değil; 

sen düne göre kendinden üstün müsün, önemli olan o!”

Diye düşünürken bilinçaltı konuşuyordu.

“Zaten vuruldum.

 Zaten vuruldum..! ” 

 

Yazar Profili

Özlem Uzun
Özlem Uzun
Ankara’da doğup büyüyen Sayın Uzun, Ankara Olgunlaşma Enstitüsü’nü
bitirdikten sonra Türk El Sanatları ve Sanat Öğretmenliği yapmıştır. Yüksek
lisansını Gazi Üniversitesi İnsan Bilimleri ve Ergen Pedagojisi tamamlayan Uzun; çeşitli illerde Çocuk esirgeme, yaşlı bakım evleri ve ÇYDD’de pedagoji ve sanat üzerine gönüllü eğitimler vermiştir.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi:
Devamını oku:
Sarraj Gidici – Peki, Anlaşma Ne Olacak?

Sarraj Gidici – Peki, Anlaşma Ne Olacak? ‘‘Libya’da attığımız adımlarla...

Sincan’dan İlk Yazı: Bir Durum Değerlendirmesi

Nezarethaneden Yazılar Sincan’dan İlk Yazı: Bir Durum Değerlendirmesi Müyesser Yıldız,...

RUSYA-TÜRKİYE YAKINLAŞMASI

RUSYA-TÜRKİYE YAKINLAŞMASI Yazar: F. Stephen Larrabee, 21 Kasım 2016 Çeviren:...

Rus Basınından Garip İddia

12:11:17Rus Basınından Garip İddia   Rus savaş uçakları, Türkiye’ye ait...

Ana Rotor ve Kuyruk Rotor Türbülansları ve Güçlü Çöküş

Ana Rotor ve Kuyruk Rotor Türbülansları ve Güçlü Çöküş Yazar:...

Kapat