savunmahavacılıkteknolojipolitikaanalizmevduatkriptosağlıkkoronavirüsenflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
17,3106
EURO
18,1202
ALTIN
1.023,95
BIST
2.524,98
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Parçalı Bulutlu
27°C
Ankara
27°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Az Bulutlu
24°C
Pazar Parçalı Bulutlu
27°C
Pazartesi Az Bulutlu
25°C
Salı Az Bulutlu
24°C

Vatansız Para Dünya’yı Savaşa Sürüklüyor – En büyük ortakları satılmış siyasetçiler

Vatansız Para Dünya’yı Savaşa Sürüklüyor – En büyük ortakları satılmış siyasetçiler

Vatansız Para Dünya’yı Savaşa Sürüklüyor – En büyük ortakları satılmış siyasetçiler

 

Osman Başıbüyük, Sun Savunma Net, 31 Ocak 2022 / Almatı

 

Kaynak: NEW JUNKIE POST

 

Bugün dünya ciddi bir savaş tehlikesi ile karşı karşıya. Siyasileri başıboş bırakırsak dünyayı savaşa sürükleyeceklerdir. Buna müsaade edemeyiz. Dünyada küresel bir savaşı tetikleyebilecek iki ana çatışma noktası var. Birincisi Çin-Tayvan, ikincisi Rusya-Ukrayna gerginliği. Konuyu Rusya-Ukrayna gerginliği üzerinden anlatmaya çalışacağız.

Borç demokrasisi

Dünya, adına kapitalizm denilen ancak kapitalizm ile alakası kalmamış “Borç Ekonomisi” diyebileceğimiz acayip bir ekonomik sistem ile yönetiliyor. Dünyada hane halkından şirketlere ve devletlere kadar herkes borçlu. Mesela dünyanın bir numaralı ekonomisi ABD’nin kamu borcu 26,8 trilyon dolar. Üçüncü büyük ekonomi Japonya’nın 10 trilyon dolar, dördüncü büyük ekonomi Almanya’nın 2,4 trilyon avro borcu var.[1]

Dünyanın en zengin ülkeleri dahi borçluysa akla şu iki soru geliyor: 1) Bu borç kime? 2) Bu borcu kim ödeyecek? Bu sorulara cevap bulmak çok da zor değil. Bütün dünya, küresel finans sistemini yöneten bir avuç aileye borçlu. Devletlerin borcunu ise halklar ödüyor. Devletin tek gelir kaynağı halktan topladığı vergidir. İçtiğiniz sudan, ödediğiniz elektrik faturasına kadar devlet her şeyden vergi alır. Sürekli bir şeylere zam geliyorsa bilin ki devlet borcunu ödemekte güçlük çekiyordur.

BİR GÜN, OĞLUM, BUNUN HEPSİ SENİN OLACAK.

 

Türkiye gibi borcunu çevirmekte zorlanan ülkeler, maalesef sürekli Vatansız Para (Küresel Sermaye)’ye el açmak zorunda. “Borç alan emir alır” şeklinde bir atasözümüz var. Çok doğrudur. Seçilmiş hükümet para sıkıntısı çekerse uzun süre iktidarda kalamaz. Çünkü sürekli vergileri artırmak, her şeye zam yapmak çözüm değildir. İlk seçimde halk onu alaşağı ediverir. Bu mekanizma, Vatansız Para’ya çok büyük bir fırsat tanımaktadır. Borcunu çevirmekte zorlanan bir ülkenin başına söz dinlemeyen bir lider gelirse Vatansız Para bu mekanizmayı kullanarak istemediği iktidarı kolaylıkla değiştirebilir. Buna demokrasi deniyor. Daha çok üçüncü dünya ülkeleri için geçerlidir. Batılı ülkelerde ekonomik güç, siyasi güç ve medya Vatansız Para’nın kontrolünde olduğu için bunu yapmak onlar için hiç de zor değil.

Borç ekonomisi çökmek üzere

Ancak işler Vatansız Para için zorlaşmaya başladı. Borç Ekonomisi tıkandı. Daha fazla borç üreterek sistemi çevirmek mümkün değil. İletişim araçlarının gelişmesi insanların uyanmasına sebep oluyor. Sosyal medya, halkın önemli bir kısmını uyuturken aynı zamanda uyanan küçük bir azınlığın sesini duyurmasına imkân tanıyor. Batılı insan rahata alışkın. Hayat standartlarının her geçen gün düşmesi, geleceğe yönelik umutların azalması onları da isyan noktasına doğru sürüklüyor.

İnsanlar isyan eder ve Borç Ekonomisi kontrolsüz bir şekilde çökerse, Vatansız Para tarafından atanmış siyasiler iktidarda kalamaz veya halklarını dizginleyemezler. Kontrol edilemeyen siyasetçiler iktidara gelmeye başlar ve aralarından bazıları, küresel finans sistemine olan borçlarımızı ödemeyelim derse işte o zaman dünyayı borç dizginiyle yöneten Paranın Tanrıları hâkimiyetlerini kaybederler. Benzer durum insanlık tarihinde birkaç defa yaşanmış. Şimdi o noktaya doğru hızla sürükleniyoruz.

Vatansız Para’nın hâkimiyetini korumak için yapacağı tek şey, çöküşü yönetip yeni bir sistem kurmaktır. Dünya Ekonomik Forumu’nun Başkanı Klaus Schwab bu sürece “Büyük Sıfırlama-The Great Reset” adını veriyor. Büyük Sıfırlama çoğunlukla büyük bir savaş ile noktalanır ve arkasından yeni bir dünya düzeni kurulur. 2’nci Dünya Savaşı bunun en güzel örneğidir. Anlatalım.

İnsanlık İkinci Dünya Savaşı’na nasıl sürüklendi?

Birinci Dünya Savaşı yenilgisi Almanya’nın sırtına ödeyebileceğinden çok daha büyük bir savaş tazminatı yüklemişti. Savaş para ile yapılır, borç demektir. Savaş öncesi dünyada para sistemi altın standardına dayanıyordu. Savaşın korkunç maliyetini karşılayamayan ülkeler altın standardını bir kenara bırakıp karşılıksız kâğıt para basmak zorunda kalmıştı. Doğal olarak enflasyon yükseldi. Savaşın yarattığı yıkımın üstüne bir de tazminatlar binince Almaya 1923 yılında hiperenflasyon ile karşı karşıya kaldı. Borçlarını ödemesi mümkün değildi ve öyle de yaptı, ödemedi. Birisi borcunu ödemezse diğerleri de “tek enayi ben miyim” diyerek onlar da ödemez. 1931 yılında dünya böyle bir durumla karşı karşıya kaldı. 20 Haziran’da ABD başkanı Herbert Hoover, kendi ismiyle anılan Hoover Moratoryumu’nu ilan etti. Bu moratoryum ile hükümetler arası borç ödemelerine, savaş tazminatları dahil olacak şekilde bir yıllığına ara verildi. Amaç krize giren dünya ekonomisini rahatlatmaktı.

Kara Salı olarak adlandırılan 24 Ekim 1929 tarihinde Amerikan Borsası’nın çökmesiyle başlayan Ekonomik Buhran, başta Batılı ülkeler olmak üzere tüm dünyayı derinden etkilemişti. Krizin ana nedeni, savaşın etkileri sebebiyle başta tarım olmak üzere tüm sektörlerde üretimin %42 oranında azalmasıydı. Üretimdeki azalma, dünya ticaretinin de %65 oranında küçülmesine sebep olmuştu. Milyonlarca insan işsiz kalmıştı.

Ülkeler birbirlerine olan borcunu ödeyemiyordu. 1’inci Dünya Savaşı’nın galipleri alacaklı, yenikler borçlu gibi gözüküyordu ama aslında galipler de borçluydu. Daha önce yazmıştık, savaş borç demektir. Galipler de iç borçlanmaya gitmişti. Savaşları bankerler finanse eder. Uzun lafın kısası ekonomi tıkanmış hiç kimse bankerlere olan borcunu ödeyemiyordu. Bankerler paralarını kaybetmek üzereydi. Ancak kaybedilecek paradan daha önemli şeyler vardı. Borç mekanizması, siyasal sistemi kontrol etmek için kullanılıyordu. Borç ortadan kalkarsa ülkeleri de kontrol etmek mümkün olmazdı. Üstelik bu dönemde işsizlik artmış milyonlarca insan patlamaya hazır bir bomba gibi sokaklarda dolaşmaktaydı. Kızgın kalabalıkların yıkıcı enerjisi her an küresel finans sistemine yönelebilirdi. Çünkü devletleri borcunu ödemeye zorlayarak, enflasyon ve hayat pahalılığına onlar sebep oluyordu. Vatansız Para için geriye tek kurtuluş çaresi kalmıştı, yeni bir savaş.

Savaş istihdam yaratıyordu. İnsanlar milli duygularla karın tokluğuna savaş için üretim yapan fabrikalarda çalışmaya başlıyor, askerler cephede vatan için ölüyordu. Savaşın yarattığı kayıplar, işsizlik sorununa çare olabilirdi. 2’nci Dünya Savaşı öncesi Avrupa’da 50 milyon civarında işsiz insan vardı. Savaşta 65 milyon insan öldü. Savaş, şehirleri, fabrikaları yakıp yıkmıştı. Her şeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu. Artık çok büyük iş gücüne ihtiyaç vardı. Böylece işsizlik sorunu çözülmüş oldu. Ekonominin çarkları dönmeye başlamış büyüme yeniden sağlanmıştı. Dünyayı savaşa sürükleyen Vatansız Para’nın en büyük başarısı bu değildi. Asıl başarısı ‘‘yeni dünya’’ düzenini kurmak oldu. Savaş sonrası kurulan Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, takiben gelen Dünya Ticaret Örgütü ve NATO, Vatansız Para’nın bugün dünyayı yönetmesine izim veren uluslar üstü örgütler olarak devletlerin tepesine konuldu.

Küresel sermayeyi kontrol eden bir avuç ailenin kendi ordusu yoktur. Bir ülkede kaybettiği parayı oraya askeri gücünü göndererek zorla tahsil edemez. Eskiden kullanılan yöntem, ülkeleri birbiri ile savaştırarak galip üzerinden diğerine baskı yaparak tahsilâtı tazminat yoluyla yapmaktı. 2’nci Dünya Savaşı sonrası kurulan biraz önce saydığımız uluslar üstü örgütler, Vatansız Para’nın hem işini kolaylaştırdı hem de hâkimiyetini artırdı.

Şimdi bu sistem çökmek üzere yeni bir sistem arayışı var. Bu konuya geçmeden önce insanlığın 2’nci Dünya Savaşı’na nasıl sürüklendiği konusunda bir iki cümle daha edelim.

Kaynak: GSI Exchange

 

Savaş öncesi hayat şartlarının zorlaşması yüksek enflasyon ve pahalılık halkların milli duygularını kabartmaya başlamıştı. Tabi bunda hükümetlerin de rolü büyük oldu. İçerideki kızgınlığı dışarıdan bir düşmana yönlendirmek yapılacak en akıllıca şeydi. Artık iktidarlar eskisinden çok daha milliyetçiydi. Bu tür bir hazırlık süreci olmasa insanları savaşa ikna etmek, gönüllü olarak ölüme göndermek mümkün olmazdı. Bu süreç, Almanya’da Hitler, İtalya’da Mussolini gibi diktatörleri iktidara getirdi. Daha sonra Amerikalı ve İngiliz bankerler Hitler’e savaş makinesini yaratması için finans ve askeri teknoloji desteği sağladılar.

Savaşı çıkaracak ülke, kazanacağına inanmalı ki tetiğe basabilsin. Bunun için ihtiyaç duyulan silah ve teknoloji hemen sağlanır. Bu iş bugün de böyledir. Sonuçta dünya savaşa hazır hale getirilmiş, geriye tetiği çekmek kalmıştı. Tetiği çekme kararı her zaman siyasilere aittir. Unutmayın siyasiler de her zaman Vatansız Para’nın etkisi altındadır. Savaş öncesi ABD, Almanya ve İngiltere’de savaş yanlısı liderler iktidara getirilmişti. Sonuçta halklar, kendi kontrolleri dışında savaşa sürüklendi. Onlar birbirini boğazlarken yeni dünya düzeni kuruldu.

Şimdi gelelim günümüze. 2’nci Dünya Savaşı sonrası kurulan düzen çökmek üzere ve Vatansız Para, Büyük Sıfırlama ile yeni bir sistem kurmak istiyor demiştik. Bunun için bir de savaş gerekiyordu. Acaba bu yeni kurgu için halklar ve siyasiler hazır mı? Gelin beraberce düşünelim.

Bugün olanlar 1 ve 2’nci Dünya Savaşı öncesi yaşanan ara döneme çok benziyor

2008 yılında başlayan küresel kriz hâlâ devam ediyor. Amerikan Merkez Bankası (FED), batan bankaları kurtarmak için para basma politikasını tercih etmişti. Bu politika kamu borçlarını artırdı. ABD’nin karşılıksız para basması diğer ülkeleri de bu yola itti. Böylece dünyada enflasyonist bir süreç başlamış oldu. Son iki senedir de Covid belası ile uğraşıyoruz. Ülkelerin kapanması üretim düşüşüyle birlikte enflasyonu daha da körükledi. Devletler halklarına yardım edebilmek için bir yandan kamu borcunu artırıyor diğer yandan yetmediği yerde para basmaya devam ediyorlar. Dünyanın en gelişmiş ekonomisi ABD’de bile enflasyon %7, Türkiye’de gerçek rakam %80’lere dayandı. Bütün dünya aynı yolda ilerliyor. Enflasyon halkı fakirleştiriyor, orta direk erimeye başladı, gelir dağılımındaki adaletsizlik korkunç boyutlara ulaştı. Halklarda biriken kızgınlık milliyetçi duyguları körüklüyor. Bu trend sağ hükümetleri iktidara taşıyor. Yakında halkın kızgınlığı komşuya düşmanlığa dönüştürülecektir. Her ülkenin komşusuyla olan sorunları hiç durmaksızın kaşınıyor. Medyanın şimdiki en büyük görevi bu. O ülke bize tehdit korkusu salınmaya çalışılıyor.

Peki, siyasiler bir savaş için hazır mı? Gürcistan eski Cumhurbaşkanı Mikheil Saakashvili, mekanizmayı anlamak için güzel bir örnek. Saakashvili, Columbia Hukuk Fakültesi’nde yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra ABD’de bir hukuk firmasında çalışıyordu. Vatansız Para aldı onu 2004’te Gürcistan’ın başına koydu. Saakashvili’nin liderliğini yaptığı muhalefet, 2003 yılında seçimi kazanan Eduard Shevardnadze’yi “Gül Devrimi” ile devirerek yönetime geldi. Benzer bir süreç bir sene sonra Ukrayna’da yaşandı. Rus yanlısı olarak suçlanan seçilmiş hükümet “Turuncu Devrim” ile devrilerek yine Vatansız Para’nın adamları iktidara getirildi. Sonrasında aşırı sağ Neonaziler Ukrayna’yı karıştırmaya başladı.

Saakashvili, iktidara gelir gelmez Gürcistan’ı NATO’ya sokmak için büyük çaba harcamaya başlamıştı. Aynı zamanda Gürcistan’ın kontrol edemediği Güney Osetya bölgesi üzerinde tam hâkimiyet kurmak istiyordu. Bunun için 2008 yılında yaptığı operasyon, Rus kökenlileri korumakla kendini mükellef hisseden Moskova’yı kızdırmıştı. Rusya ve Gürcistan beklenmedik bir şekilde savaşa tutuştular. Bu işten Gürcistan zararlı çıktı, topraklarını genişletmek isterken, toprak kaybetti. Rusya’nın da başka ülkelerdeki soydaşlarını korumak için askeri müdahaleden kaçınmayacağı da anlaşılmış oldu.

Gürcistan’ı savaşa sürükleyen Mikheil Saakashvili 2014’te iktidardan düştükten sonra nereye gitti dersiniz? Ukrayna’ya gitti. Kendisine vatandaşlık verildi. Devlet Başkanı Petro Poroshenko tarafından Odessa şehrinin valisi olarak atandı. IMF ile Ukrayna’nın yaptığı borç görüşmelerini yürüttü. Bir süre sonra valilikten istifa ederek “Yeni Güçler Hareketi” adlı bir parti kurarak Ukrayna’nın liderliğine oynamak istedi. Küresel Sermaye ile içli dışlı olup birden fazla ülkede siyaset yapabilenler genelde Yahudiler arasından çıkar. Saakashvili de Yahudi asıllıydı.

Lafı şuraya getirmeye çalışıyorum. Ukrayna’da Vatansız Para tarafından dizayn edilmiş bir yönetim var. Bunlar tetiğe basmaya çoktan hazırlar ama halklarından çekindikleri için bir türlü cesaret edemiyorlar. Peki diğer liderlerden ne haber? Biden kimin adamı dersiniz? Mesela NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “Rusya silahlı çatışmayı seçerse yanıt vermeye hazırız” diyor. Sanki NATO’nun böyle bir kararı alması kolaymış gibi! NATO Genel Sekreterlerini o koltuğa kimin oturttuğu belli değil mi? NATO’nun en yüksek komutanı SACEUR konuşamadığı için şimdi emekli komutanları konuşturuyorlar. Wesley Clark’a göre, savaşı Rusya kaybedecek ve Putin’i, Miloseviç gibi yargılayacaklarmış!

Belki bu günlerde Ukrayna ile Rusya savaşmaz ama şunu unutmayın: Vatansız Para, yeni dünya düzenini kurmak için dünyanın herhangi bir yerinde en azından bölgesel bir savaş çıkarmak için var gücüyle durmaksızın çalışacaktır.

Ankara çok dikkatli olmalı

Şimdi gelelim bize. Türkiye kendisini olası bir savaşın tam göbeğinde bulabilir. Bu bizim savaşımız değil dışında kalmamız gerekiyor. Ancak Türkiye ekonomik olarak çok kırılgan bir ülke, AKP ise iktidara mahkûm bir parti. Şartlar “borç alan emir alır” atasözünü dikte ettirecek kadar kötü. Eğer muhalefet iktidarın arkasında durmaz ortak bir dış politika izlenemezse Türkiye siyasi operasyonlara açık hale gelir.

Bir ülkenin iktidarıyla muhalefetiyle ortak dış politika izlemesi, dışarıdan yapılacak siyasi operasyonların önündeki en büyük engeldir. Örneğin dönemin küresel sermayesi tarafından 1856 Kırım Savaşı hazırlanırken Rus Prensi Merçikof, İstanbul’a gelmiş ve savaşı önlemek için Osmanlı hükümetine baskı yaparak Hariciye Nazırı Keçecizade Fuat Paşa’nın görevden uzaklaştırılmasını sağlamıştı. Ama onun yerine gelenler de aynı yolun yolcusu olduğu için Osmanlı savaştan kaçamadı.

Bugün bakıyoruz birileri İngiliz Büyükelçisi ile kapalı kapılar arkasında yemek yiyor! Olayı deşifre eden mobese (Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu) görüntülerini medyaya Rusların servis ettiği dedikodusu dolaşıyor. Yoksa bizim imamın oğlu zannettiğimiz, başka birinin oğlu mu?

İngilizler son birkaç hafta içinde Ukrayna’ya binlerce güdümlü tanksavar silahı hibe etti. AKP Hükümetinin izlediği politikaya bakarsak onların da birçok yerde İngilizlerle paralel hareket ettiği görülüyor. Ukrayna’ya SİHA sattığımıza göre gönüllü veya borç boyunduruğunun etkisiyle ABD’nin tarafında Rusya’nın karşısında olası savaşı destekler yönde tavırlar sergiliyoruz. Muhalefet bu konuda sağlam durmazsa AKP, “onların yapacağını ben yaparım, böylece iktidarda da kalırım” diyerek, daha fazla taviz verebilir. Böylece kendimizi patlayan bir savaşın içinde buluveririz. Zaten olası bir savaşta Karadeniz’e açılacak müttefik gemilerinin Boğazlardan geçmek zorunda olması, Türkiye’yi yeterince açmazda bırakacaktır. 1856 Kırım Savaşı’nda benzer bir tezgâha düşmüştür. İnşallah bu sefer düşmeyiz.

Bu savaş bizim savaşımız değil. Bırakalım Vatansız Para şansını başka diyarlarda denesin. Bunun için yapılması gereken ilk şey Ukrayna’ya yapılan silah satışlarının derhal durdurulmasıdır.

Bir tespit ile bitirelim: Marksist kökenden gelip, geçmişte Maocu, şimdi ulusalcı geçinen bazıları, bir türlü küresel sermaye tehdidini ağzına alamıyor. Onlara “kahrolsun Amerikan emperyalizmi” demek serbest ama dünyadaki bütün gelişmeleri yönlendiren asli güç Vatansız Para’nın adını ağza almak yasak. Korkmayın! Söyleyin! “Vatansız Para, devletlerden çok daha güçlüdür, parayı yaratma gücünü ellerinde bulunduranlar asıl sömürüyü yapanlardır” deyin. İnsanlığın kaderi, kendini Tanrı zanneden bir avuç insana bırakılamaz. Gördüğümüzü söylemeye devam etmeliyiz.

 

[1] https://commodity.com/data/debt-clock/

Yorumlar

  1. Bozok Öncü dedi ki:

    Sözkonusu para vatansız falan değil. Siyonist Yahudiler ve işbirlikçilerinin yani Yahudiler’in emrinde.
    Borçlandırma/yoksullaştırmadaki amaç, politika da Yeni Dünya Düzeni Projesine yani Tek Dünya Devleti hedefine hizmettir.

  2. Erol Güçlü dedi ki:

    Harika bir yorum. Candan kutluyorum.

  3. Oytun AKÇAY dedi ki:

    Kaleminizdeki anlatım dinamikleri makale tanımını bir üst noktaya taşıyor. Yine haber gibi bir yazı. Dile getirdiğiniz unsurlar ise çarpıcı şekilde gerçekliği ortaya döküyor..
    Elinize emeğinize kaleminize sağlık..

  4. Atis dedi ki:

    Turkiye Rusya isbirligi hem tarihin hem cografi nedenlerden zoruludur. Zaten siyasi planda bunun Basil bir gereklilik oldugu s400 konusunda acikca goruldu. Kimseye özel bir gicigimiz yok; Ukrayna’yi da col seviyoruz. Ama IS hala décoratif olarak uyesi oldugumuz Nato’nun aklina uyup silah satmaya gelince isin rengi degisir. Bu bindigimiz Dali kesmek olur. Kureselcilerin kan ihtiyaci icin Turk askeri ve ekonomisi Rusya’ya karsi gonderilemez. Bir an Once Rusya île iliskiler acikliga kavusturulmali, isbirligi genisletilmeli, Turkiye safini belirtmelidir. Ülkemizden, bolgeden ve karadenizden kurelciler ve onlarin basrol oyuncusu Abd emperyalistleri cekilmelidir.