savunmahavacılıkteknolojipolitikaanalizmevduatkriptosağlıkkoronavirüsenflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
16,7832
EURO
17,4971
ALTIN
976,05
BIST
2.443,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
27°C
Ankara
27°C
Açık
Pazartesi Açık
27°C
Salı Açık
28°C
Çarşamba Açık
30°C
Perşembe Az Bulutlu
29°C

Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO Üyeliklerini Engelleme Tehdidi Kürt Sorununu Yeniden Gündeme Getirdi

Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO Üyeliklerini Engelleme Tehdidi Kürt Sorununu Yeniden Gündeme Getirdi

Seçime Kadar Dokunmayalım!

Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO Üyeliklerini Engelleme Tehdidi Kürt Sorununu Yeniden Gündeme Getirdi

Birleşik Devletler ve Avrupa, Ankara ile fırtınalı ilişkilerini seçimlere kadar erteleyebilirler, ancak bu, Erdoğan’ın kesin olmayan bir yenilgisi ve bunun Türk dış politikasında ani bir değişiklik olacağı düşüncesine dayanmaktadır.

Ercan Caner, Sun Savunma Net, 11 Haziran 2022

Türkiye’nin Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesinin ardından İsveç ve Finlandiya’nın Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO – North atlantic Treaty Organization) katılmalarına karşı çıkması uluslararası sahnede Kürt sorununu yeniden gündeme getirmiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kürdistan İşçi Partisi üzerindeki baskıyı artırarak, Batı caydırıcılığını güçlendirme ihtiyacının aciliyetinden yararlanmaya çalışmaktadır.

Türkiye’deki Kürtlere daha fazla haklar sağlamak için elli yıldır Türk devletiyle savaşmakta olan isyancı PKK, Washington’un İslami Devlet Terör Örgütü’nün yenilmesi için kardeş örgütü olan YPG’yi 2014 yılında destekleme kararı alması ve Suriye iç savaşının başlamasıyla hızlı bir yükselme yaşanmıştır.

PKK uzun bir süreden beri Türkiye’nin Avrupa ve ABD ile olan ilişkilerinin önemli bir bileşeni konumundadır ve Erdoğan, PKK’nın kardeş örgütü olan Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG), iç savaşın sürdüğü bir ortamda oluşturduğu özerk yerleşim bölgesini baskı altına almak maksadıyla Suriye’nin kuzeydoğusuna birkaç askeri harekat düzenlemiştir. Batı’nın desteğini almak maksadıyla Kuzey ülkelerinin NATO üyelik müzakerelerini kullanan Türkiye, PKK’ya karşı sınır ötesi operasyonlar düzenleme konusunda uzun bir geçmişe sahiptir ve Erdoğan, Türk savunma sanayiine yönelik ambargoların kaldırılması da dahil olmak üzere başka tavizler koparmaya çalışıyor olabilir.

Ancak Ankara’nın, PKK üyeleri ve darbe girişimini kışkırtmakla suçladığı İslam dinsel adamı Fethullah Gülen’in takipçilerini iade etmeyi reddetmelerini dayanak göstererek İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerine karşı çıkması, Kürt sorununun Batı’nın güvenlik çıkarlarının ayrılmaz bir parçası olduğunun önemini ortaya koymaktadır. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana küresel güvenlik düzeninde meydana gelen tektonik kaymalar, İslami Devlet Terör Örgütü’ne karşı yürütülen savaşa tali etkileri ve Kürt sorununun ABD ve Avrupa güvenlik çıkarlarına yakınlığı, bu soruna Batı dünyasında yeniden öncelik verilmesini gerektirmektedir.

Bu Pennsylvania’nın ne olduğunu, kim olduğunu sizler zaten anladınız, onu zaten tanıdınız. Kardeşlerim, geçenlerde ne diyor? Benimle ilgili söylediği ifade şu; yazıklar olsun, yazıklar olsun. Bu uzun diyor, bize çok hainlik yaptı, nasıl hainlik yaptıysak? 17 üniversite kurmak için geldiler, hepsini onadım. Bu muydu hainlik be? Bu ne vicdandır be? Okullar için yer istedi verdik, uluslararası camiada davet ettiler, devlet başkanlarına, hükümet başkanlarına bunları biz refere ettik. Olimpiyat dediler, her türlü desteği verdik. Ne nankörlük bu ya? Ne istediniz de alamadınız? Recep Tayyip Erdoğan, Temmuz 2016, Trabzon.

Kriz Odaklı İlişkiler

Türkiye’nin PKK ile çatışması ABD ve Avrupalı müttefikleriyle ilişkilerini uzun süreden beri karmaşıklaştırmaktadır. İlişkiler, 2011 Arap ayaklanmaları ve İslami Devlet Terör Örgütü’nün ortaya çıkmasının ardından Orta Doğu’daki fay hatlarının kayması nedeniyle sürekli değişmekte ve ya güçlenmekte ya da alabora olmaktadır. Türk devleti ile PKK arasındaki 2013 barış süreci, soruna kalıcı çözüm umutlarını artırsa da, 2015 yılında YPG’nin Suriye’deki yükselişi, Assad rejiminin devrilmesine öncelik vermeyi reddetmesi ve köklü husumetler nedeniyle kırılgan ateşkes bozulmuştur. Ateşkesi bozulmasının ardından ortaya çıkan sonuç; iç çatışmanın çoklu ulusötesi boyutlarda yenilenmesi ve tarifsiz insani krizlerin ortaya çıkması olmuştur.

Ankara on yıllardır Avrupa’nın Türkiye’nin güvenlik endişelerini giderme konusundaki kararlılığını sorgulamaktadır. Yunanistan ve İtalya, 1990’lı yıllarda PKK terör örgütünün kurucusu şu an hapiste olan kurucusu Abdullah Öcalan’a sığınak sağlamış ve PKK, İsveç dâhil olmak üzere, Avrupa ve Türkiye’deki destekçilerini ve kaynaklarını harekete geçirmesini sağlayan geniş bir altyapı kurmuştur. Avrupalı liderler, Türkiye’nin insan hakları sicilini iyileştirmek maksadıyla Türkiye’nin AB üyelik sürecinden yararlanmayı ummuşlar, ancak müzakereler on yıldan fazla bir süre önce duraklamış ve her iki taraf da fiili olarak bundan vazgeçmiştir.

“Türkiye milli varlığını korumak için ne gerekiyorsa yapmalıdır. AKP hükümeti korkmasın, pısmasın, alttan almasın. Davutoğlu, Dışişleri Bakanıyken de stratejik derinlikte boğulduğunu hiç anlamadı. Sınırlarımızı Sayın Metin Akpınar ve merhum Kemal Sunal’ın oynadığı Propaganda filmine benzeten, duvarların yanlış örüldüğünü söyleyen yine Davutoğlu’ydu. Madem Kemal Sunal ve Metin Akpınar’dan konu açılmıştır, o halde Sayın Davutoğlu’na Köyden İndim Şehire ve Sahte Kabadayı filmlerini izlemesini, kendisiyle bire bir örtüşen rolleri böylelikle görmesini içtenlikle öneriyorum. Ya da Kibar Feyzo’daki Maho Ağa’yı dikkatle incelemesini tavsiye ediyorum. AKP çuvallamış, iç politikada olduğu gibi dış politikada da şanzımanı dağıtmıştır.’’ Devlet Bahçeli.

Benzer şekilde ABD’nin YPG’yi desteklemesinin yanı sıra Pennsylvania’da yaşayan Gülen’i iade etmeyi reddetmesi Erdoğan’ın öfkesini kabartmış ve Washington papaz Andrew Brunson’un serbest bırakılması için iki ülke arasında varılan anlaşmanın 2018 yılında suya düşmesinin ardından Türk çeliği ve alüminyumuna tarifeler uygulamıştır. Rus hava savunma sistemi satın alan Ankara ABD-Türkiye ilişkilerine hiçbir iyilik yapmamış ve Washington Türkiye’ye yaptırım uygulama kararı almıştır.

Türkiye’nin Batı ile ilişkileri, Libya’daki çatışma, Doğu Akdeniz krizi, Türkiye’deki üç milyon Suriyeli mültecinin geleceği konusunda AB ile yaşanan gerilimler ve Rusya’nın saldırganlığına karşı NATO’nun Türkiye’deki genişlemesi de dâhil bir dizi süren gerginliğin yaşandığı ortamda kriz odaklı olmaya devam edecektir. Türkiye’nin mevcut durumla ilgili sorumluluğunu bir kenara bırakan trans-Atlantik ittifakı, Türkiye’nin Orta Doğu bölgesindeki kargaşaya ileriye dönük yaklaşımlar oluşturamamak ve bunun yerine PKK çatışması ve daha büyük Kürt siyasi sorunları ikinci plana atan tutarsız ve tepkisel angajmanları yeğlemekten suçludur.

Dün Habur sınır kapısında yaşanan manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü? Bu bir umuttur. Türkiye’de bir şeyler oluyor; iyi, güzel şeyler oluyor; umut verici gelişmeler oluyor.” Recep Tayyip Erdoğan

İslami Devlet Terör Örgütü gibi güvenlik tehditlerini ele almak maksadıyla tasarlanan politikaların tali etkilerinin hafifletilmemesi, Ankara’nın Batı’nın cihatçıların yenilgisini güvence altına alma zorunluluğunu Türkiye gibi bölgesel aktörlerin güvenlik çıkarlarını yönetme ihtiyacı ile dengelemedeki başarısızlığını istismar etmesine fırsat sağlamıştır. NATO üyeliği konusundaki mevcut anlaşmazlık ve ilişkilerdeki gerilemenin ve YPG’nin Suriye’deki hâkimiyetine ilişkin anlaşmazlıkların bir sonucu olarak NATO’nun karşılaştığı baskının da kanıtladığı gibi, bunun ciddi stratejik sonuçları olmuştur.

Avrupa İçin Fırsat mı?

Washington’un Rusya, Çin ve İran ile meşgul olması, Erdoğan’ın Batı’ya yönelik mücadeleci yaklaşımı ve Türkiye’nin dış politikası hakkındaki daha büyük yorgunlukla birleşmesi, Biden yönetiminin NATO’nun genişlemesine destek sağlamak maksadıyla Ankara’ya taviz vermesi gerekse dahi, Türkiye ile kötüleşen ilişkilerini düzeltebilecek proaktif bir ABD’yi mümkün kılabilecek bir siyasi iklim öngörmenin zor olduğu anlamına gelmektedir.

Dolmabahçe Mutabakatı – Tabii silahların bırakılması çağrısı bizler için çok çok önemli bir beklenti idi. Bu demokratik açılım süreci ile başlayan bir çağrıdır. Milli birlik ve kardeşlik projesi ile başlayan bir şimdi de çözüm süreci ile devam eden ve bunu artık noktalayalım diye hasretle beklediğimiz bir çağrıdır.” Recep Tayyip Erdoğan

 

Bununla birlikte bu, Avrupa’nın stratejik kırılma hatlarını hafifletmesi için iyi bir fırsat olabilir. Fransa gibi bazı Avrupa ülkeleri YPG’yi benimsemiş olsalar da ABD’nin ihaneti gibi algılar Türkiye’de çok daha derinlere inmektedir ve 2011 yılındaki Arap ayaklanmalarından bu yana süren10 yıllık kargaşa esnasında daha da gelişip keskinleşmiştir. Avrupa Türkiye’ye çok farklı bir dinamikler seti sunmaktadır. Avrupa Birliği, açık ara ile Türkiye’nin en büyük ticaret ortağıdır. 2020 yılında Türkiye’nin ithalatının %33.4’ü AB ülkelerinden gelmiştir ve ülke ihracatının %41.3’ü de AB ülkelerine yapılmıştır. AB ile Türkiye arasındaki 2020 yılı ticaret hacmi 132,4 milyar Euro’ya ulaşmıştır. Bu nedenlerle, özellikle Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu zor koşullar göz önüne alındığında, Türkiye-AB ilişkilerinin gerileme sınırları bulunmaktadır.

Türk halkının %58’i ABD’nin Türkiye için en büyük tehdit olduğuna inanmaktadır ve %60’ı Avrupa birliği ile daha yakın ilişkilerden yanadır ve Türkler, AB’nin küresel sorunları çözmedeki etkinliğinin daha olumlu sonuçlar doğuracağına inanmaktadır. Bu tür dinamikler, Avrupa’ya NATO üzerindeki gerilimi azaltma ve PKK’nın, içinde bir dizi Avrupa ülkesinin kilit oyuncular olduğu ABD liderliğindeki İslami Devlet Terör Örgütü karşıtı koalisyonla ilişkisinin geleceğine yönelik sorunları ele alma yetkisi verebilir.

Entegre Politikaları

Batı, 2023 seçimlerine yaklaşan Türkiye’yi ülkenin siyasi ortamının sınırları içinde ele almalıdır. Yaklaşan seçim ortamında, Türkiye’nin zor bir NATO müttefiki statüsü olma durumunu veya Erdoğan’ın mücadeleci yaklaşımını ele alma ve PKK ile barış sürecini yeniden canlandırma gibi şeyler için hiçbir alan olmayacak.

ABD’li bir general kuzey Suriye’deki Derik kasabasında YPG militanları ile görülürken. 25 Nisan 2017. Foto: Reuters

 

Birleşik Devletler ve Avrupa, Ankara ile fırtınalı ilişkilerini seçimlere kadar erteleyebilirler, ancak bu, Erdoğan’ın kesin olmayan bir yenilgisi ve bunun Türk dış politikasında ani bir değişiklik olacağı düşüncesine dayanmaktadır. Alternatif olarak, ABD ve Avrupa, gerilimi azaltmak için YPG hakkındaki krizi yönetme ve Batı’nın İslami Devlet Terör Örgütü’ne karşı Kürt savaşçılara bağımlılığını, Türkiye’nin güvenlik endişeleriyle dengeleyen, güven artırıcı önlemler oluşturmanın yollarını düşünmeye başlamalıdır.

Bu, Washington’un Suriye’nin kuzeydoğusuna yabancı yatırıma izin verme kararı ışığında, Avrupa’nın, Türkiye ve ABD ile koordineli olarak, ateşkes ve barışı izleme, güç paylaşımı formülleri ve gelir paylaşımı dâhil olmak üzere çatışma çözme mekanizmalarını yürütme konusunda deneyime sahip personeli içeren bir görev gücü oluşturması için liderlik yapmasını gerektirecektir. Bu görev gücünün oluşturulması, Ankara’ya Batı’nın endişelerini ciddiye aldığı yönünde bir sinyal verebilir ve aynı zamanda özerk bölgedeki bütün paydaşlar için karşılıklı yararlı sonuçların bulunabileceği bir alan sağlayabilir.

31 Mart 2019 tarihinde gerçekleştirilen yerel seçimlerde, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazandıklarını açıkladıktan sonra sabahın erken saatlerinde İstanbul BŞB ekipleri tarafından kentin her yerindeki ilan tahtalarına asılan pankartlar. AKP daha sonra seçimin yenilenmesi talebinde bulunmuş, YSK tarafından iptal edilen seçimde rakibine küçük bir fark atan ve ‘‘Ben sadece gönül hırsızlığını bilirim’’ diyen Ekrem İmamoğlu, yenilenen seçimde rakibini açık farkla hezimete uğratmıştır. Erdoğan’ın 2023 seçimlerini kaybedebileceğini gören Avrupa, seçimler tamamlanana kadar bütün sorunları buzdolabında saklamayı ve Erdoğan’a çok istediği sağlamaya hazır görünmektedir.

YPG, meşruiyetini artırmak için Avrupa’nın desteğine güvenirken, Avrupa başkentlerindeki taban ağını muhafaza etmek isteyen PKK bu destekten yararlanmış ve Türkiye ile Batı arasındaki ilişkilerin iyice gerilmesine neden olmuştur. İşte bu nedenle Avrupa, YPG’ye verdiği sürekli desteği, yerel Kürt rakiplerine siyasi alan açma koşuluna bağlamak için yeterli güce sahiptir. YPG’yi sorumlu tutmak ve Suriye’nin kuzeydoğusunun geleceği üzerinde Türkiye’nin siyasi nüfuzuna imkân sağlamak, Türkiye’nin daha fazla askeri harekât yapma pozisyonunu zayıflatacaktır. Bununla birlikte, YPG ve PKK kendi zor kararlarını kendileri vermelidir. Bu, ABD’nin onları IŞİD karşıtı mücadelenin ayrılmaz bir parçası olarak, sağladıkları fayda giderek azalan ve vazgeçilebilir organizasyonlar olarak görmeyi bırakmasına kadar olan bir zaman meselesidir. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali Batı dünyasının önceliklerini değiştirmiştir.

Jeopolitik olarak, Türkiye ve Irak ordusu, PKK’nın İranlı vekâlet gruplarla ortaklığı ve Irak Kürdistan’ının iktidar partisi KDP ile rekabetinin IŞİD karşıtı koalisyon ve ABD’nin İran’ı kontrol altında tutmasını engelleyen PKK’yı kuzey Irak’taki Sinjar kasabasından çıkarmak maksadıyla askeri operasyonlar düzenlemiştir. Birleşmiş Milletler destekli bir anlaşma uyarınca PKK’nın Sinjar’dan çekilmesi halledilmesi gereken sorunların sayısını bir azaltacaktır.

Kürtler, Orta Doğu’da kendilerine ait bir devlet isteyen en büyük etnik gruptur ve 40 milyon Kürt insanının yarısı Türkiye’de yaşamaktadır. Batılı politika yapıcılar için Kürt meselesine yeniden öncelik vermek, NATO’nun kuzey kanadını ve Rusya’ya karşı caydırıcılığını güçlendirirken, Türkiye, Suriye, Irak ve Ukrayna’daki farklı, ancak birbirine geçmiş durumdaki krizleri yönetebilmek için politikaları bütünleştirme fırsatı sunmaktadır.

Turkey’s threat to derail Swedish and Finnish NATO accession reraises the Kurdish question

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.