savunmahavacılıkteknolojipolitikaanalizmevduatkriptosağlıkkoronavirüsenflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
14,7838
EURO
15,8509
ALTIN
901,96
BIST
2.482,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
25°C
Ankara
25°C
Açık
Salı Parçalı Bulutlu
24°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
25°C
Perşembe Az Bulutlu
24°C
Cuma Hafif Yağmurlu
17°C

Rusya-Ukrayna Savaşının Olası Sonuçları ve Çin’in Seçimi

Rusya-Ukrayna Savaşının Olası Sonuçları ve Çin’in Seçimi

Analiz

Rusya-Ukrayna Savaşının Olası Sonuçları ve Çin’in Seçimi

 

Çin Halk Cumhuriyeti sadece Vladimir Putin’in yanında yer almamakla kalmamalı, bunun yanı sıra onun olası maceralarını engellemek için somut adımlar da atmalıdır. Dünyada bu yeteneğe sahip tek ülke Çin Halk Cumhuriyeti’dir ve bu eşsiz ve benzersiz avantajdan yararlanılmalıdır.

 

 

Yazar: Hu Wei, US-China Perception Monitor, 05 Mart 2022

 İngilizce Çeviri: Jiaqi Liu, 12 Mart 2022

 Türkçe Çeviri: Ercan Caner, Sun Savunma Net, 16 Mart 2022

 

 

Rusya-Ukrayna Savaşı İkinci Dünya Savaşı’ndan bugüne kadar yaşanan en ciddi jeopolitik savaştır ve 11 Eylül saldırılarından[i] çok daha büyük küresel sonuçlara neden olacaktır. Çin Halk Cumhuriyeti, içinde bulunduğumuz bu kritik anda, savaşın hangi yönde ilerleyeceğini ve uluslararası alandaki potansiyel etkisini doğru şekilde analiz etmek ve değerlendirmek zorundadır. Bunun yanı sıra, kendisi açısından nispeten daha elverişli bir dış ortam için mücadele edebilmek maksadıyla da Çin’in esnek bir tepki vermesi ve uzun vadeli stratejik çıkarlarına uygun seçimler yapması gerekmektedir.

Rusya Federasyonu’nun Ukrayna’ya karşı başlattığı ‘‘özel askeri operasyonu’’  destekleyenleri ve karşı çıkanları amansız bir şekilde iki karşıt tarafa böldüğü Çin’de büyük tartışmalara neden olmuştur. Çin’in en yüksek karar alma mekanizması için bir değerlendirme ve referans özelliğindeki bu makale, herhangi bir tarafı temsil etmemektedir ve olası savaş sonuçlarına karşılık gelen karşı önlem seçenekleri üzerinde tarafsız bir analiz yapmaktadır.

I. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Geleceğini Tahmin Etmek

  1. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin[ii], Rusya’yı oldukça zor bir durumda bırakacak olan, beklenen hedeflerine ulaşmayı başaramayabilir. Putin’in saldırısının maksadı; Ukrayna problemini tamamen çözmek ve Ukrayna’yı bir yıldırım harbiyle yenerek, liderliğini değiştirip, Rusya yanlısı bir hükümet kurarak dikkatleri Rusya’nın ülke içindeki krizinden uzaklaştırmaktı. Ancak yıldırım harbi başarısız olmuştur ve Rusya uzun süreli bir savaşı ve getireceği yüksek maliyetleri karşılayabilecek durumda değildir. Nükleer bir savaş başlatmak, Rusya’nın bütün dünyayı karşısına almasına neden olacağından kazanılamayacak bir savaştır.

Hem ülke içinde hem de ülke dışındaki durumlar Rusya açısından giderek daha da elverişsiz hale gelmektedir. Rus ordusu, Ukrayna’nın başkenti Kyiv’i işgal etse ve yüksek bir bedelle kukla bir hükümet kurmayı başarsa dahi bu Rusya için nihai bir zafer anlamına gelmeyecektir. Gelinen noktada Putin’in en iyi seçeneği; Ukrayna’nın önemli tavizler vermesini de gerektiren, barış görüşmeleri yoluyla uygun bir şekilde savaşı sona erdirmektir. Ancak savaş alanında elde edilemeyenleri müzakere masasında elde etmek de hiç kolay değildir. Nereden bakılırsa bakılsın Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri harekâtı geri dönülmesi mümkün olmayan bir hatadır.

  1. Çatışma daha da tırmanabilir ve Batı’nın son tahlilde savaşa dâhil olabileceği ihtimali de göz ardı edilemez. Savaşın tırmanması oldukça maliyetli olsa da karakteri ve gücü göz önüne alındığında Putin’in kolayca pes etmeyeceği yüksek bir olasılıktır. Rusya-Ukrayna savaşı, Ukrayna kapsam ve bölgesi dışına taşabilir ve hatta nükleer bir saldırı olasılığı dahi içerebilir. Böyle bir durum gerçekleştiğinde, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa çatışmadan uzak kalamayacak ve bu durum, bir dünya savaşını ve hatta bir nükleer savaşı tetikleyebilecektir. Sonuç insanlık açısından bir felaket ve Rusya ile ABD arasında nihai bir hesaplaşma olacaktır. Rusya’nın askeri gücünün NATO (North Atlantic Treaty Organisation – Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) ile boy ölçüşemeyeceği göz önüne alındığında, bu nihai çatışmanın sonuçları Putin açısından çok daha kötü olacaktır.

Grafik: Pragatti Srivastava

  1. Rusya Federasyonu bu umutsuz kumarda Ukrayna’yı ele geçirmeyi başarsa dahi, siyasi açıdan hâlâ başa çıkılması zor bir durumda olacaktır. Rusya çok ağır bir yükün altına girmiş olacak ve bunalacaktır. Bu şartlar altında Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodymyr Zelensky hayatta olsun ya da olmasın, Ukrayna uzun vadede Rusya’ya karşı koymak maksadıyla büyük bir olasılıkla bir sürgün hükümeti kuracaktır. Rusya, hem Batı dünyasının yaptırımlarına hem de Ukrayna topraklarında isyanlara maruz kalacaktır. Savaş hatları çok uzayacak, iç ekonomi sürdürülemez hale gelecek ve önünde sonunda yıkılacaktır. Bütün bunların gerçekleşmesi de birkaç yılı aşmayacaktır.
  2. Rusya’daki siyasi durum Batı dünyasının kontrolünde değişebilir veya parçalanabilir. Putin’in yıldırım harbinin[iii] başarısız olmasının ardından Rusya’nın zafer umudu iyice zayıflamış ve Batı yaptırımları tarihte görülmemiş bir seviyeye ulaşmıştır. İnsanların geçim kaynaklarının ciddi şekilde etkilendiği ve savaş karşıtları ile Putin karşıtı güçlerin bir araya geldiği bir ortamda, Rusya’da meydana gelebilecek siyasi bir isyan olasılığı da göz ardı edilemez.

Rus ekonomisinin bir çöküşün eşiğinde olduğu göz önüne alındığında, Rusya-Ukrayna savaşını kaybetmese dahi Putin’in bu tehlikeli durumdan çıkması çok zor olacaktır. Putin, iç çekişme, darbe veya başka bir nedenle iktidardan düşürülecek olsaydı, Rusya’nın Batı ile karşı karşıya kalma olasılığı çok daha düşük olacaktı. Rusya, önünde sonunda Batı’ya boyun eğecek, hatta daha da parçalanacaktır ve Rusya’nın büyük bir güç olma statüsü sona erecektir.

II. Rusya-Ukrayna Savaşının Uluslararası Alanda Etkisinin Analizi

  1. Amerika Birleşik Devletleri Batı dünyasında liderliği yeniden ele geçirecek ve Batı dünyası artık çok daha birleşmiş olacaktır. Şu anda kamuoyu, Ukrayna savaşının ABD hegemonyasının tamamen çöktüğü anlamına geldiğini sanmaktadır, ancak bu savaş, her ikisi de ABD’den ayrılmak isteyen Fransa ve Almanya’yı NATO’nun savunma çerçevesine geri döndürerek, Avrupa’nın bağımsız diplomasi oluşturma ve kendini savunma rüyasını yok etmiştir. Almanya askeri bütçesini önemli ölçüde artıracak, İsviçre ve İsveç ile diğer ülkeler tarafsızlık statülerini bırakacaklardır. Nord Stream II doğal gaz boru hattının süresiz olarak askıya alınmasının bir sonucu olarak, Avrupa’nın ABD doğal gazına olan bağımlılığı kaçınılmaz olarak artacaktır. ABD ve Avrupa, ortak bir gelecek için birbirlerine çok daha yakın bir topluluk oluşturacak ve Batı dünyasında ABD liderliği geri gelecektir.
  2. ‘‘Demir Perde’’[iv] bu sefer sadece Baltık Denizinden Karadeniz’e kadar değil, Batı egemenliğindeki kamp ile rakipleri arasındaki nihai yüzleşmeye kadar inecektir. Batı, Rusya ile olan bölünmeyi demokrasi ve diktatörlük arasındaki bir mücadele olarak tanımlayarak, demokrasiler ve otoriter devletlerin arasına net bir çizgi çekecektir. Yeni demir perde, artık ne sosyalizm ve kapitalizm arasına çekilecek ne de Soğuk Savaş ile sınırlı kalacaktır.

Batı demokrasisini savunanlar ve karşı olanlar arasında bir ölüm kalım savaşı yaşanacaktır. Demir Perde karşısındaki Batı dünyasının birliğinin diğer ülkeler üzerinde bir domino yaratması nedeniyle, ABD Hint-Pasifik stratejisi güçlenecek ve Japonya gibi diğer ülkelerin de ABD’ye daha da yakınlaşmasıyla tarihte eşi görülmemiş derecede geniş bir demokratik birleşmiş cephe oluşacaktır.

Kaynak: Small Wars Journal

  1. Batı’nın gücü önemli ölçüde artacak, NATO genişlemeye devam edecek ve ABD’nin Batı dışında kalan dünyadaki nüfuzu artacaktır. Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan sonra, Rusya siyasi dönüşümünü nasıl gerçekleştirirse gerçekleştirsin, dünyadaki Batı karşıtı güçleri büyük ölçüde zayıflatacaktır. 1991 Sovyet ve Doğu ayaklanmalarının ardından yaşanan sahneler tekrar görülebilecek, ‘‘ideolojinin sonu’’[v] üzerine teoriler yeniden ortaya çıkabilecek, üçüncü demokratikleşme dalgasının[vi] yeniden canlanması ivme kaybedecek ve daha fazla üçüncü dünya ülkesi Batı ile kucaklaşacaktır. Batı dünyası hem askeri güç hem de değerler ve kurumlar açısından daha fazla üstünlüğe sahip olacak ve Batı’nın sert ve yumuşak gücü yeni zirvelere ulaşacaktır.
  2. Çin Halk Cumhuriyeti, kurulacak bu yeni düzende daha izole bir hale gelecektir. Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı, Çin tepki göstermek için proaktif önlemler almaz ise, ABD ve Batı’dan gelen bir çevreleme politikasına maruz kalacaktır. Rusya Devlet başkanı Vladimir Putin iktidardan düştüğünde, ABD’nin karşısında artık iki stratejik rakip olmayacak, sadece Çin’i stratejik bir sınırlama içine sokmak zorunda olacaktır.

Batı medya organları Rusya savunma Bakanı Sergei Shoigu’nun Putin’e karşı bir darbe yapabileceğini ileri sürmektedir. Fotoğraf: Andrey Rudakov.

Avrupa, kendini Çin’den daha da uzaklaştıracak, Japonya Çin karşıtlığında öncü ülke olacak, Güney Kore iyice ABD’nin kollarına düşecek, Tayvan Çin karşıtı koroya katılacak ve dünyanın geri kalanı da sürü zihniyeti altında bir tarafı seçmek zorunda kalacaktır. Çin yalnızca ABD, NATO, QUAD (Quadrilateral Security Dialogue – Dörtlü Güvenlik Diyaloğu ‘‘ABD, Avustralya, Hindistan, Japonya) ve AUKUS (Avustralya, Birleşik Krallık, ABD) tarafından askeri olarak kuşatılmakla kalmayacak, Batı değer ve sistemleri tarafından da zorlanacaktır.

III. Çin’in Stratejik Seçimi

  1. Çin, kendisini Putin’e bağlamamalıdır ve bir an önce Putin’den kendisini koparması gerekmektedir. Rusya ile Batı arasındaki çatışmanın tırmanmasının, ABD’nin dikkatini Çin’den başka yöne çevirmesine yardımcı olması açısından bakıldığında, Çin Halk Cumhuriyeti’nin sevinmesi ve hatta Putin’i desteklemesi gerektiği sonucuna varılabilir, ancak bu olasılık sadece Rusya Federasyonu’nun yıkılmaması durumunda geçerlidir.

Birleşmiş Milletler barışı koruma kuvvetine katılmak üzere Güney Sudan Juba Uluslararası Havaalanına inen Çinli askerler, 08 Nisan 2015. Fotoğraf: VCG

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile aynı gemide olmak, iktidarı kaybetmesi durumunda Çin’i de etkileyecektir. Putin, Çin Halk Cumhuriyeti’nin desteğiyle bir zafer elde edemezse ki bu şu anda sevimsiz bir ihtimal gibi görünmektedir, Çin’in Rusya’yı destekleyecek bir gücü bulunmamaktadır.

Uluslararası siyaset yasası, ‘‘ebedi müttefikler veya daimi düşmanlar’’ olmadığını, ancak çıkarların ‘‘ebedi ve daimi’’ olduğunu söylemektedir. Mevcut uluslararası koşullarda Çin, ancak kendi çıkarlarını koruyarak, iki kötüden daha az kötü olanı seçerek ve mümkün olan en kısa sürede Rusya’nın omuzlarına bindirdiği yükten kendisini kurtararak ilerleme sağlayabilir. Şu anda, Çin’in manevra imkân ve kabiliyetini kaybedene kadar, bir veya iki hafta süresi olduğu tahmin edilmektedir. Çin Halk Cumhuriyeti kararlı hareket etmek zorundadır.

  1. Çin Halk Cumhuriyeti aynı gemide iki tarafa da oynamaktan kaçınmalı, tarafsızlıktan vazgeçmeli ve dünyadaki asıl yerini seçmelidir. Şu anda Çin, her iki tarafı da gücendirmeme politikası izlemekte ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Genel Kurul oylamalarında çekimser kalmak da dâhil olmak üzere uluslararası açıklamalar ve tercihlerinde orta bir yol izlemektedir. Bununla birlikte, Çin’in bu tutumu Rusya’nın gereksinimlerini karşılamamakta ve Ukrayna ile destekçilerinin yanı sıra sempatizanlarını da çileden çıkararak, Çin’in dünyanın büyük bölümünde yanlış tarafta konumlanmasına neden olmaktadır.

Bazı durumlarda, görünürde tarafsızlık mantıklı bir seçimdir, ancak bu yaklaşım Çin’in kazanabileceği hiçbir şey olmayan bu savaş için geçerli değildir. Çin Halk Cumhuriyeti’nin her zaman ulusal egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı duyulmasını savunduğu göz önüne alındığında, yalnızca dünyadaki ülkelerin çoğunluğunun bulunduğu tarafta yer alarak daha fazla izolasyondan kurtulabilir. Çin’in bu tutumu, Tayvan sorununun çözümüne de yardımcı olacaktır.

  1. Çin, mümkün olan en büyük stratejik atılımı gerçekleştirilmeli ve Batı dünyası tarafından daha fazla izole edilmemelidir. Putin ile bağlantıyı koparmak ve tarafsızlık politikasını bırakmak, Çin’in uluslararası ortamda barışı koruyan bir ülke imajı oluşturmasına ve ABD ve Batı ile arasındaki ilişkilerin rahatlamasına yardımcı olacaktır. Bu tutum her ne kadar zor ve büyük bilgelik gerektiriyor olsa da gelecek için en iyi seçenektir.

Avrupa’daki Ukrayna savaşının tetiklediği jeopolitik mücadelenin, ABD’nin Avrupa’dan Hint-Pasifik bölgesine doğru stratejik kaymasını önemli ölçüde geciktireceği görüşüne de aşırı bir iyimserlikle yaklaşılmamalıdır. Amerika Birleşik Devletleri’nde, Avrupa’nın önemli olduğuna dair sesler zaten mevcuttur, ancak Çin de önemlidir ve ABD’nin asıl hedefi Çin’in Hint-Pasifik bölgesinde hâkim güç olmasını engellemektir. Bu koşulların hüküm sürdüğü bir ortamda Çin’in en büyük önceliği; uygun stratejik ayarlamalar yaparak Amerika’nın Çin’e yönelik düşmanca tutumunu değiştirmek ve kendisini tecritten kurtarmak olmalıdır. Çin açısından asıl önemli olan; ABD ve Batı dünyasının Çin’e yönelik ortak yaptırımlar uygulamasını engellemektir.

  1. Çin, dünya savaşları ve nükleer savaşların çıkmasını engellemeli ve dünya barışına eşsiz ve yeri doldurulamayan katkılar sağlamalıdır. Rusya Devlet Başkanı Putin’in, Rusya’nın stratejik caydırıcı nükleer güçlerinin özel savaşa hazırlık durumuna geçmesini açık bir şekilde emrettiği göz önüne alındığında, Rusya-Ukrayna savaşının her an kontrolden çıkma olasılığı bulunmaktadır. Haklı bir neden, çok fazla destek görürken, haksız olanın destekçileri ise çok azdır.

Rusya Federasyonu’nun elinde kullanılmaya hazır 1,450’den fazla stratejik nükleer harp başlığı bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu sayı ABD’nin stratejik nükleer başlıklı füze sayısından 100 adet daha fazladır.

Rusya Federasyonu bir dünya savaşı, hatta bir nükleer savaş başlatır ise dünyayı kesinlikle tehlikeli bir duruma sokacaktır. Sorumlu büyük güç olarak rolünü göstermek maksadıyla Çin Halk Cumhuriyeti sadece Putin’in yanında yer almamakla kalmamalı, bunun yanı sıra onun olası maceralarını engellemek için somut adımlar da atmalıdır. Dünyada bu yeteneğe sahip tek ülke Çin Halk Cumhuriyeti’dir ve bu eşsiz ve benzersiz avantajdan yararlanılmalıdır.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Çin’in desteğinden mahrum kalması savaşı büyük bir olasılıkla sona erdirecek veya en azından savaşı daha da tırmandırmasının önüne geçecektir. Sonuç olarak Çin Halk Cumhuriyeti, kendi izolasyonuna engel olmanın yanı sıra Birleşik Devletler ve Batı dünyası ile ilişkilerini geliştirmesine de yardımcı olabilecek, dünya barışını koruyan bir ülke olarak yaygın uluslararası bir övgü kazanacaktır.

Çevirenin Notları: Sayın Hu Wei tarafından Çince olarak kaleme alınan ve 05 Mart 2022 tarihinde US-China Perception Monitor haber sitesinde paylaşılan yazı, Sayın Jiaqi Liu tarafından İngilizceye 12 Mart 2022 tarihinde çevrilmiştir. İngilizce metin, Rusya-Ukrayna savaşına Çin Halk Cumhuriyeti’nden bir uzmanın bakış açısını aktarmak maksadıyla aslına sadık kalınarak çevrilmiştir ve yazarın düşüncelerini yansıtmaktadır. Orijinal metne aşağıdaki link üzerinden erişebilirsiniz.

Makaleyi kaleme alan Hu Wei, Devlet Konseyi Kamu Politikası Araştırma Merkezi başkan yardımcısı, Shanghai Kamu Politikası Araştırma Derneği başkanı, Chahar Enstitüsü Akademik Komitesi başkanı, profesör ve doktora danışmanıdır.

https://uscnpm.org/2022/03/12/hu-wei-russia-ukraine-war-china-choice/

 

[i] Binlerce mimar, mühendis ve pilot, güvenlik profesyoneli, gazeteci ve kaygılı vatandaşların tamamı, 7 Numaralı Bina dâhil, Dünya Ticaret Merkezi kulelerinin önceden planlanmış kontrollü bir imha ile yerle bir edildiğine yönelik ayrıntılı ve bilimsel kanıtlar olduğuna dikkat çekerek, yıllardır federal hükümetin saldırılar hakkındaki gerçekleri açıklamasını talep etmektedir.9/11 Gerçeği Hareketi, yıllardır oldukça aktif ve ısrarcı olmasına rağmen, ana akım medya hiçbir zaman hikâyenin aslına değinmemiş ve birçok Amerikalı da saldırının hükümet tarafından düzenlenen bir iç operasyon olma ihtimalini düşünmeyi dahi reddetmiştir. Kontrollü yıkım teorisini destekleyen gerçek kanıtlar o kadar ikna edicidir ki sonunda yasal bir federal büyük jüri bu meseleyi ele almaya karar vermiştir. https://www.sunsavunma.net/federal-buyuk-juri-9-11-saldirisinin-kontrollu-yikim-olduguna-yonelik-kanitlari-dinleyecek/

[ii] Rusya Devlet başkanı Vladimir Putin’in düşünceleri ve Rusya vizyonu hakkındaki düşüncelerini,  Sun Savunma Net sitesinde 14 Nisan 2018 tarihinde paylaşılan ‘‘Vladimir Putin & Büyük Rusya Projesi’’ başlıklı yazıda okuyabilirsiniz. https://www.sunsavunma.net/vladimir-putin-buyuk-rusya-projesi/

[iii] Blitzkrieg (Yıldırım Harbi); Almanya’nın II. Dünya Savaşı’nda düşmana uçaklar ve tanklarla aniden saldırıp, yarma harekâtı düzenleyip, planlanan alanları hızlı biçimde ele geçirme ile uyguladığı savaş stratejisi-doktrinidir. Almanların tarihe geçmiş savaş taktik biçimidir. Bu doktrin, Almanlar tarafından modern bir savaş taktiği olarak geliştirilmiş olması ile birlikte tarihte de örnekleri görülmemiş şey değildir. Bu örnekler Blitzkrieg’in geliştirilmesine ilham kaynağı olmuştur. Bu taktiği geliştiren, modern bir savaş doktrini haline getiren, bir Alman taktiği olarak anılmasını sağlayan kişi ise strateji ustası General Heinz Guderian’dır. http://www.sessiztarih.net/2020/06/yildirim-harbi-blitzkrieg-doktrini-ve.html

[iv] İkinci Dünya Savaşı’nın sona erdiği 1945 yılından Soğuk Savaş’ın bittiği 1991 yılına kadar Avrupa’yı ikiye bölen ideolojik çatışma alanları ve fiziksel sınırları tanımlayan terimdir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ve uydu devletlerinin, batı ülkeleri ve SSCB kontrolünde olmayan ülkelerle açık temasını engellemek için sürdürdüğü çabaları sembolize eder. Demir perde’nin doğusunda kalan ülkeler SSCB liderliğinde Karşılıklı Ekonomik Yardımlaşma Konseyi ve Varşova Paktı’nı, batısında kalan ülkeler ise ABD liderliğinde NATO ve Avrupa Topluluğu’nu kurmuştur.

[v] Kavram olarak ideolojinin doğuşu Aydınlanma ile çağdaştır. Diğer bir deyişle “ideoloji” kavramı Fransız devriminden öncesine kadar götürülebilse dahi Fransa’da 1789 yılında gerçekleşen devrim sonrası gelişme imkânı bulmuştur. Kavramın kendisini dünyaya duyuran da aslında Karl Marx olmuştur. Kavram inişli çıkışlı bir tarihi serüven sonrası II. Dünya Savaşı ile birlikte artık sonunun geldiği tezi işlenmeye başlanmıştır. 1950’li yıllarda ortaya atılan “ideolojinin sonu” tezi aslında Batı toplumlarının refah yönelimli ekonomik düzeydeki gelişmelerinin sınıf farkını ortadan kaldırdığı, ideolojilere temel olan ekonomik eşitsizliklerin bir nevi artık ortadan kalktığı iddiasına dayanmaktaydı. Bu teze göre, artık bütün insanlık için geçerli olan bir tek yaşama tarzı, bir tek ekonomik sistem vardır: Batı liberalizmi ve ona bağlı serbest piyasa ekonomisi. Bu görüşün savunucularına göre iletişimin, teknolojinin gelişmesi ve ekonomik eşitsizliklerin azalmasıyla ideolojilere gerek kalmamış ve bütün ideolojiler ölmüştür. Şeyhmus DEMİR, Mutlu SESLİ, İdeolojinin Sonu Tartışmaları Üzerine Bir Analiz, Dicle Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, yıl: 2020, Sayı:19

[vi] Demokrasi düşüncesi, durağan ve bir anda gerçekleşen olgu olarak görülmemekte, adeta eşyanın doğası gereği “demokratikleşme” olarak tanımlanan bir süreç çerçevesinde ele alınmaktadır. Bir yönüyle otoriter/totaliter rejimlerden demokrasiye geçiş ve diğer yönüyle de demokrasinin sürekli yenilenmeyle ideal bir hale gelme süreci olarak tanımlanan demokratikleşme, günümüzün en popüler kavramlarından birisi haline gelmiştir. Birçok çalışmaya konu olmakla birlikte, kavramdan bahis söz konusu olduğunda, özellikle Huntington’un “Üçüncü Dalga: Geç Yirminci Yüzyılda Demokratikleşme” çalışmasının öne çıktığı görülmektedir. 1992’de yayımladığı kitabında Huntington, demokratik kazanımların kolay bir şekilde elde edilmediğini, sadece yakın tarihimiz açısından bakıldığında dahi bugünkü noktaya iki yüzyıla yakın bir sürecin sonunda gelindiğini belirtmiştir. 90lara kadar dünyada üç demokratikleşme dalgası yaşandığını ileri süren Huntington, son iki yüzyıldır yaşanan demokrasinin gelişimini yani demokratikleşmeyi üç ileri ve iki ters dalga kapsamında incelemiştir. Gürbüz ÖZDEMİR, Sakarya İktisat Dergisi, Cilt 7, Sayı:1, 2018, SS. 27-51 HUNTİNGTON’UN DEMOKRATİKLEŞME DALGALARI BAĞLAMINDA TÜRK DEMOKRATİKLEŞMESİNE BAKIŞ VE 15 TEMMUZ’UN ÖNEMİ.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.