savunmahavacılıkteknolojipolitikaanalizmevduatkriptosağlıkkoronavirüsenflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
17,3106
EURO
18,1202
ALTIN
1.023,95
BIST
2.524,98
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Parçalı Bulutlu
27°C
Ankara
27°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Az Bulutlu
24°C
Pazar Parçalı Bulutlu
27°C
Pazartesi Az Bulutlu
25°C
Salı Az Bulutlu
24°C

Rusya – Ukrayna Krizi

Rusya – Ukrayna Krizi

Rusya – Ukrayna Krizi

 

Rusya’nın bu konudaki hassasiyetlerini anlamak için Rusya Federasyonu’nun tarihte yaşadıklarına kısaca bir göz atmak gerekmektedir.

 

Yazar: Yoav J. Tenebaum, THE JERUSALEM POST, 02 Şubat 2022

 Ercan Caner, Sun Savunma Net, 04 Şubat 2022

 

Savur-Mohyla Tepesi’nde bulunan ve zengin kömür kaynakları bakımından zengin Donbas bölgesinin, Nazi işgalinden kurtuluşunun 78’inci yılını simgeleyen, Ukrayna hükümet güçleriyle yapılan son mücadelede zarar gören savaş anıtı. Fotoğraf: Valentin Sprinchak/TASS via Getty Images.

Rusya ile ABD arasında Ukrayna konusunda yaşanan mevcut kriz daha geniş bir kavramsal ve tarihsel perspektifle bakıldığında çok daha iyi anlaşılabilir. Rusya’nın 1991 yılından beri değişen Soğuk Savaş sonrası uluslararası düzeni değiştirmek istediğine yönelik hiç şüphe bulunmamaktadır.

Rusya’nın bu bağlamdaki siyasetinin kavramsal kökenleri Şubat 2007’den itibaren görülebilir. Almanya’nın Münich kentinde yapılan Güvenlik Politikası Konferansı’nda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD’nin askeri gücünü aşırı kullandığını ve bir hâkimiyet kurma eğiliminde olduğunu savunarak sürmekte olan uluslararası düzeni eleştirmiştir.

 

Berlin Duvarı 09 Kasım 1989 tarihinde yıkılmış ve iki Almanya 1990 yılında birleşmiştir. Yıkılması öncesinde en az 171 kişi Doğu ve Batı Almanya’yı bölen duvarı geçmeye çalışırken öldürülmüştür. Kaynak: Apple

Rusların perspektifinden bakıldığında Rusya’nın sürdürdüğü politikanın reaktif bir siyaset olduğu söylenebilir. ABD ve Avrupalı müttefikleri, Soğuk Savaş sona erdiğinde NATO’nun (North Atlantic Treaty Organization – Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) Almanya’nın ötesine, doğuya doğru genişlemeyeceği konusunda söz vermişlerdir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve ardından Rusya, Almanya’nın birleşmesi, eski Komünist ülkelerde parlamenter demokratik sistemlere yol açan sürece ve sonuç olarak Varşova Paktı’nın (Warsaw Pact) ortadan kalkmasına, bazı diğer nedenlerin yanı sıra, NATO’nun Doğu Avrupa ülkelerine doğru genişlemeyeceği yönündeki güvencesine dayanarak rıza göstermiştir.

ÇN: Uzun süreden beri yanlış olduğu kanıtlanan bu hikâyeye göre Batı, Berlin Duvarı’nın yıkılması sonrasında NATO’nun doğuya doğru genişlemeyeceği yönünde Sovyetler Birliği’ne söz vermiştir. Olayın Rus versiyonuna göre ise ABD Dışişleri Bakanı James Baker, 1990 yılında Sovyet lider Mikhail Gorbachev’e, Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesine izin vermesi durumunda NATO’nun doğuya doğru hareket etmeyeceği yönünde söz vermiştir. Arşiv dokümanlarına göre böyle bir söz kesinlikle verilmemiş, hatta Gorbachev’in kendisi dahi Ekim 2014 tarihinde böyle bir konunun gündeme gelmediğini ifade etmiştir. Genel olarak bakıldığında; 1990’lı yılların başlarında hiç kimsenin Warsaw Pact (Varşova Paktı) ülkelerinin teorik olarak NATO üyeliğine öykündükleri olasılığını düşünmediğinden, Rusya’ya böyle bir sözün verilmediği mantıklı görünmektedir. Aksine o yıllardaki NATO genişlemesine yönelik tartışmalarda söz konusu olan sadece Doğu Almanya’dır.

NATO’nun doğuya doğru genişlemeyeceğine dair verilen bu söz tutulmamıştır. ABD’nin öncülüğünde Doğu Avrupa’daki birçok ülke NATO’ya katılmış ve Ukrayna ile Gürcistan’a da zamanı gelince NATO’ya üyeliklerinin ele alınacağı sözü verilmiştir. (ÇN: Romanya’nın başkenti Bükreş’te 2008 yılında yapılan bir zirvede NATO; Ukrayna ve Gürcistan’ın gelecekte bir gün NATO üyesi yapılacağını net bir şekilde ifade etmiştir. İttifak bunun yanı sıra iki ülkenin Üyelik Eylem Planlarına (MAP-Membership Action Plan) başvurularını da desteklemiş ve bunun karşılıklı atılacak adımlar doğrultusunda bir sonraki adım olacağını kararlaştırmıştır.)

Bu süreç Rusya tarafından tehlikeli olarak algılanmıştır. NATO’nun Rusya’ya karşı düşmanca bir niyetinin olmadığını belirtmek önemli değildir, önemli olan Rusya’nın gelişmeleri nasıl algıladığıdır. Gerçekten de Rusya açısından meseleye bakıldığında; yalnızca verilen önemli bir söz çiğnenmekle kalmamış, Rusya’ya görüşleri rahatlıkla dikkate alınmayan ikinci sınıf bir güç muamelesi de yapılmıştır.

 

  Rus istilacıları; soldan sağa; alman İmparatoru Kaiser Wilhelm II, Fransa imparatoru Napoléon Bonaparte ve Almanya Nazi Partisi lideri Adolf Hitler.

Rusya’nın bu konudaki hassasiyetlerini anlayabilmek için Rusya’nın tarihsel deneyimi üzerinde kısaca durmak gerekmektedir. Rusya, 19’uncu yüzyılın başında Napolyon’un Fransa’sı, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında Alman işgalleri dâhil Batılı güçler tarafından birkaç kez istila edilmiştir. Rusya kendisini her zaman savunmasız hissetmiştir. Rusya için savunulabilir sınırlar,  daima güvenli bir coğrafi etki alanı anlamına gelmiştir.

Bu, Sovyetler Birliği zamanında olduğu gibi doğrudan kontrol altına alma veya Soğuk Savaş sonrası dönemde beklendiği gibi, dolaylı etki şeklinde olabilir. Dolayısıyla, Rusya’nın komşularının ona karşı herhangi bir düşmanca niyet beslemediklerini iddia etmek, Batı’dan gelen acılarla dolu tehditler ve istilalar tarihiyle şekillenen Rusya’nın bakış açısını yok sayma anlamına gelmektedir.

Öte yandan, Rusya’nın yüzyıllardır sürdürdüğü yıldırma ve boyun eğdirme siyasetine alışmış olan komşuları, Rusya Federasyonu’nun eylemlerini tehditkâr ve istikrarsızlaştırıcı olarak algılamaktadır. Rusya, güvenliğinin teminat altına alınmasından ziyade, kendi dünya görüşüne aykırı bütün siyasi hareketi engellemeyi hedefleyen bir genişleme politikası izlemektedir.

 

Uluslararası Kadınlar Günü (08 Mart) kutlamalarına katılan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin. Kaynak: NDTV

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin çöküşünü bir trajedi olarak nitelendiren Putin, Rusya’nın uluslararası arenada yeniden önemli bir güç olmasını arzulamaktadır. Bu, onun Sovyetler Birliği, Nazi Almanya’sı veya Napolyon Fransa’sı gibi devrimsel bir güç olma niyetinde olduğu anlamına gelmemektedir. Putin’in Rusya’sı, devrimsel güçlerin karakteristik özelliği olan güçlü bir ideolojik vizyondan yoksundur.

Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin sürekli olarak yineledikleri gibi, her ülkenin NATO’ya katılmak isteyip istemediğine karar vermekte özgür olması gerektiğini söylemek, kulağa mantıklı bir politikadan ziyade içi boş bir palavra olarak gelmektedir. Ukrayna ve Gürcistan’ın yakın bir gelecekte NATO üyesi olma şansları oldukça zayıftır. Aksini iddia eden ağdalı ve tumturaklı ifadeler mantıksızdır ve iki ülkeye faydadan ziyade zarar vermektedir.

Bu krizdeki sorun; ABD ve NATO’nun zayıf görünme riskini göze almadan pes edememesidir. Bu krizde karar vericilerin düştüğü ikilem; caydırıcılık ve baskı arasındaki hassas dengenin nasıl kurulacağı, Rusya’ya meşru güvenlik kaygılarının ciddi bir şekilde ele alınacağına dair bir güvence mesajı verirken, acımasız ve saldırgan taktiklerinin bedelini ödemeyeceğinin nasıl söyleneceğidir.

Tarihsel olarak bakıldığında her ne kadar Rusya’nın politikası anlaşılabilir olsa da, Avrupa ülkelerinin korkması gerektiğini teyit etmeye ve NATO’ya katılma kararları konusunda kendilerini güvende hissetmelerine hizmet ettiğinden ters tepmektedir. Bütün bu olan bitenlerden sonra bugün nerede olmak isterdiniz? Varşova’da mı yoksa Kiev’de mi?

Çevirenin Notları: Yazar Yoav J. Tenebaum tarafından kaleme alınan ve 02 Şubat 2022 tarihinde THE JERUSALEM POST çevrimiçi haber sitesinde paylaşılan yazı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir. Metnin orijinaline aşağıdaki link üzerinden erişebilirsiniz.

Mayıs 2021 itibarıyla; 4,500’den fazla Ukrayna askeri, 5,700 ayrılıkçı savaşçı ile tahmini olarak 500 kadar Rus askeri çatışmalarda hayatlarını kaybetmiştir. Çatışmalarda 3,375 sivil ölürken 1.4 milyondan fazla insan da yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalmıştır.

https://www.jpost.com/opinion/article-695316

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.