savunmahavacılıkteknolojipolitikaanalizmevduatkriptosağlıkkoronavirüsenflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
14,7863
EURO
15,8440
ALTIN
901,93
BIST
2.482,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
25°C
Ankara
25°C
Açık
Salı Parçalı Bulutlu
25°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
24°C
Perşembe Az Bulutlu
24°C
Cuma Çok Bulutlu
17°C

Oynatalım Uğurcum Serisi-15 Ülkem Sadık Müttefikiniz ve Dostunuzdur

Oynatalım Uğurcum Serisi-15 Ülkem Sadık Müttefikiniz ve Dostunuzdur

Oynatalım Uğurcum Serisi-15

Ülkem Sadık Müttefikiniz ve Dostunuzdur

ABD ile yakın işbirliğimizi sürdürmekte kararlıyız. Ayrıca, kahraman genç erkek ve kadınların vatanlarına mümkün olan en az kayıpla dönmelerini ve Irak’taki acıların bir an önce sona ermesini ümit ediyor ve dua ediyoruz.

T.C. Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, The Washington Post, 31 Mart 2003

Ercan Caner, Sun Savunma Net, 09 Nisan 2022

ANKARA – Türkiye, Orta Doğu ile tarihi, kültürel ve geleneksel bağlara sahiptir ve bölgenin bütün ülkeleri ve halkları ile samimi ilişkiler geliştirmiştir. Bölgede istikrarsızlık ve endişe kaynağı, komşumuz Irak’taki durumdur. Kuveyt’in özgürlüğe kavuşmasının[i] üzerinden 10 yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen, Irak sorunu hâlâ çözülmemiş durumdadır.

Türkiye, özellikle son altı yıldan beri, Irak krizine daha yakından bakmak zorunda kalmıştır. Geçtiğimiz Kasım ayında yapılan seçimlerin[ii] ardından kurulan 58’inci Türk hükümeti, çalışmalarının çoğunu Irak meselesine ayırmıştır. Yeni başbakan olarak atandığım 59’uncu hükümet[iii] de Irak ile kelimenin tam anlamıyla gece-gündüz meşgul olmaktadır. Partim Adalet ve Kalkınma Partisi’nin oluşturduğu hükümet, Irak sorununun bir savaşa yol açmaması ve yeni acıların önüne geçilmesi maksadıyla her türlü çabayı göstermiştir.

ABD Başkanı Bush, 19 Mart 2033 tarihinde ABD ve koalisyon güçlerinin Irak’a karşı askeri faaliyete geçtiğini duyurmuştur.

Birleşmiş Milletler (BM) müfettişleri, her ne kadar Irak’ın işbirliğinin giderek arttığını raporlarında kabul ediyor olsalar da, sahip olduğu bilinen kimyasal ve biyolojik silahlar[iv] hakkında Irak’ın bilgi vermekten kaçındığının da altını çizmişlerdir. Bunun sonucu olarak, Irak’ın işbirliğinin esas itibarıyla BM Güvenlik Konseyi’nin 1441 sayılı kararında[v] belirtilen gerekliliklerin çok uzağında kaldığı sonucuna varılmıştır.

Irak’a yaptığımız en üst düzeydeki önerilerimizde, sahip oldukları kimyasal ve biyolojik malzemeler konusunda açıklık gerektiğini bugüne kadar defalarca vurguladık. Küçük ve ara sıra atılan bazı adımların savaşı engellemeyeceğini de defalarca vurguladık. Endişelerimiz ne yazık ki haklı çıkmıştır.

Irak ile ilgili olarak, Türk hükümeti, tam üç kez Ulusal Meclisimizden (TBMM) harekete geçme yetkisi istemiştir. 06 Şubat 2013 tarihinde alan hazırlığıyla ilgili karar[vi] TBMM’de onaylanmıştır. ABD liderliğinde icra edilecek askeri harekât yaklaşırken, 01 Mart 2013 tarihinde Türk askerlerinin yurt dışına gönderilmesi ve yabancı askerlerin Türkiye’de konuşlandırılmasına izin veren ikinci tezkere (ÇN: Ünlü 01 Mart Tezkeresi)[vii], anayasanın gerektirdiği çoğunluğu elde edememiştir. Bu karar ve nedenleri demokratik bir ortamda kamuoyunda geniş çaplı tartışılmıştır. Görünüşe göre Türk milletvekilleri tarafından paylaşılan ortak endişe, Türk kamuoyunun yanı sıra bir savaşta maruz kalacağımız kayıpların da hesaba katılması ihtiyacı olmuştur.

Ardından gelen gelişmeler, savaşın yakın olduğunu açıkça göstermiştir. Bu açıdan, Türkiye’nin seçimi savaş ya da barış olmamıştır, aksine ülke stratejik müttefikimiz ABD’yi desteklerken, yakın çevremizde böyle bir savaşın olumsuz etkilerini en aza indirgemeyi seçmek zorunda kalmıştır.

Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler köklü bir dostluğa dayanmaktadır. Irak krizinin başından beri, sadece müttefikimiz değil, aynı zamanda stratejik ortağımız olan Washington ile yakın istişare halindeyiz. Nitekim ABD, icra edeceği operasyonuna destek için bizden birçok taleplerde bulunmuştur. Türkiye, bu talepleri görmezden gelmemiş, iki ülke arsındaki yakın ilişkilerin dokusuna uygun bir şekilde çok ciddi şekilde değerlendirmiştir.

ABD medyası ve bir ölçüde de Türk basınında yer alan bazı haberlerin aksine, müzakerelerimiz hiçbir noktada dolar pazarlığına sürüklenmemiştir. Aksine, kötü günlerde iki müttefikin omuz omuza hareket etmesi anlayışını hep muhafaza ettik. Türkiye, Kore’den Körfez Harbi’ne, Bosna’dan Somali, Kosova ve Afganistan’a kadar nerdeyse her büyük çatışmada ABD’nin yanında yer almıştır.

19 Mart 2013 günü ABD’nin acil talebi üzerine, Türk hava sahasının ABD liderliğindeki koalisyon güçlerine açılması maksadıyla yetki almak için TBMM’ne yeniden başvurduk. TBMM, Irak’ta savaşın başladığı gün olan 20 Mart 2013 tarihinde[viii] bu tezkereyi onaylamıştır. Türk hava sahası hemen ertesi gün koalisyon güçlerinin kullanımına açılmıştır.

TBMM ayrıca hükümetime, Türk Silahlı Kuvvetlerini kuzey ırak’ta konuşlandırma yetkisi de vermiştir. Bu konudaki bazı şüphelere, Kuzey Irak’ta bazı çevrelerde, ABD’de ve bazı Avrupa ülkelerinde bir tedirginliğe tanık olmaktayız. Bu tedirginlikler tamamen gereksizdir. Türkiye’nin tek kurşun atmak şöyle dursun, Kuzey Irak’ta savaşmaya asla niyeti yoktur. Komşumuzun doğal kaynakları üzerinde de hiçbir arzumuz yoktur. Yine de son Körfez Harbi’nde Saddam Hüseyin[ix] vahşetinden kaçan 500,000 mülteci akınını daha dün gibi hatırlıyoruz. Aynı deneyimi yeniden yaşamak istemiyoruz.

Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, ABD Başkanı George W. Bush’un Irak’a ‘vur emri’ vermesi durumunda Türkiye’ye hemen 8,5 milyar dolarlık köprü kredisi geleceğini söylemiştir. ABD ile varılan ekonomik mutabakatı AKP grubuna anlatan Babacan, Türkiye’nin kullanacağı miktara ABD Kongresi’nden onay gerektiğini ve bunun iki aylık bir süreci kapsayabileceğini de belirtmiştir.

Sınırımız boyunca, ırak tarafına yaptığımız sınırlı konuşlandırmanın maksadı, etkili bir şekilde insani yardım sağlarken, bu tür bir mülteci akınını kontrol altında tutmaktır. Ayrıca bölgede yoğunlaşan PKK/KADEK[x] teröristlerinin olası sızmalarına karşı da önlem almamız gerekmektedir. Özetle, Türkiye’nin kuzey Irak’taki askeri varlığı, ABD ve bölgedeki Kürt gruplarla tam bir işbirliği ve koordinasyon içinde planlanmaktadır.

Türkiye’nin Irak politikası açıklık ve samimiyet üzerine kuruludur ve Türkiye’nin politikası açık ve nettir. Irak’ın toprak bütünlüğü ve ulusal birliği korunmalıdır. Irak’ın siyasi sistemi, Irak halkının demokratik katılımı ve rızasıyla belirlenmelidir. Ayrıca,  Irak’ın doğal kaynakları, bir bütün olarak Irak ulusunun zenginliği ve malıdır. Bu kaynaklar hiçbir şekilde halk grupları arasında paylaştırılmamalıdır.

Irak’ı oluşturan Arap, Kürt, Türkmen ve diğer halklar Türkiye’ye akrabalık bağları ile bağlıdırlar. Onlara özgürlük, demokrasi, insan hakları ve müreffeh bir gelecek diliyoruz. Türkiye yarım asırdan fazla bir süredir stratejik ortağı ve müttefiki ABD ile bölgede barış ve kalıcı istikrar için çaba göstermektedir. ABD ile yakın işbirliğimizi sürdürmeye kararlıyız. Kahraman genç erkek ve kadınların vatanlarına mümkün olan en az kayıpla dönmeleri ve Irak’taki acıların bir an önce sona ermesini ümit ediyor ve dua ediyoruz.

Çevirenin Notları: Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve AKP Lideri Recep Tayyip Erdoğan tarafından kaleme alınan mektup aslına sadık kalınarak çevrilmiştir. Mektubun orijinal metnine aşağıdaki link üzerinden erişebilirsiniz.

Copyright ©2022 Dow Jones & Company, Inc. All Rights Reserved. 87990cbe856818d5eddac44c7b1cdeb8

https://www.wsj.com/articles/SB104907941058746300

 

[i] Körfez Savaşı Saddam’ın Kuveyt’i işgali sonrasında, Irak kuvvetlerinin Kuveyt’ten çıkarılmasını amaçlayan, “Operation Desert Shield – Çöl Kalkanı Harekâtı”dır. Körfez Savaşı İran-Irak Savaşı’nın sona ermesinden kısa bir süre sonra, Irak’ın Kuveyt’e saldırması ile ortaya çıkmıştır. 2 Ağustos 1990‘da Irak Kuveyt’i ilhak etmiştir ve bu ilhak sonrası bir dizi olay ve gerilim meydana gelerek birçok olaya zemin hazırlamıştır. Nihayetinde de bir kriz savaşa dönüşmüştür. 1988’de İran-Irak Savaşı’nın bitmesiyle beraber Irak silahlanmaya devam etmiş ve komşusu Kuveyt üzerinde, o bölgenin eskiden Basra vilayetine bağlı bir kaza olduğunu dolayısıyla şimdi kendisine bağlı olması gerektiğini öne sürmüş ve hak iddia etmeye başlamıştır. Irak tarihten gelen haklarının arkaik bir biçimde hatırlayarak, Kuveyt üzerinde hak iddia edip bu ülkeyi ilhak etmeye girişince, tarihin sonu tezinin nasıl bir dünya düzenine teorisyenlik yapmış olduğu uygulamalı olarak gösterime sokuldu. Bu vizyonda kurulu cennet düzeni, bunun adil muhafızları, bu küreselliğin diğer insanlara yansıtılma biçimleri ve sair detaylar göz önüne getiriliyordu. Sonuç bütün dünya için hisseler çıkarılacak bir durumdu: Yeni dünyada artık yeni bir şey olmayacaktı, herkes elindekine razı olacaktı ve herkese hak ettiği zaten “big brother”lar tarafından veriliyordu. https://www.tuicakademi.org/birinci-korfez-savasi-1991/

[ii] 3 Kasım 2002 günü Türkiye genelinde yapılan erken genel seçimdir. Bu genel seçim ile Türkiye Büyük Millet Meclisi 22. dönem milletvekilleri seçilmiştir.

Yüzde 10 ülke barajlı d’Hondt sistemi uygulanan seçimde, yalnızca Adalet ve Kalkınma Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi bu barajı aşarak meclise milletvekili sokmayı başarmışlardır. Oyların yüzde 34,3’ünü alarak kazandığı 363 milletvekilliği ile tek başına iktidar olan AK Parti, TBMM’nin üyelik sayısının yaklaşık yüzde 66’sını alarak liste usulü çoğunluk sisteminin uygulandığı 1950’li yıllardan sonra TBMM’deki en büyük temsil gücünü elde eden siyasi parti oldu. 2002 genel seçimlerinde verilen oyların yüzde 46.33’ü mecliste temsil edilememiştir.

https://tr.wikipedia.org/wiki/2002_T%C3%BCrkiye_genel_se%C3%A7imleri

[iii] Seçim sonrasındaki 58. Hükûmet, Abdullah Gül başbakanlığında kuruldu. Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın, Adalet ve Kalkınma Partisi‘nin genel başkanı olarak 9 Mart 2003 Siirt Milletvekili Yenileme Seçimi’nde parlamentoya girmesinden sonra, Ak Parti Kayseri Milletvekili Abdullah Gül başkanlığındaki 58. Hükûmet 11 Mart’ta istifa etti. Siyasi yasağı bulunduğu için seçimlere giremeyen ve milletvekili seçilemeyen 58. Hükûmet döneminde Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasağının kaldırılması için TBMM’ye yasa teklifi sunuldu. Bu yasa değişikliği TBMM tarafından oy çokluğuyla kabul edilse de onuncu Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer yasayı “öznel, somut ve kişisel” olduğu gerekçesiyle veto etti. Daha sonra aynı yasa değiştirilmeden mecliste tekrar kabul edildi ve cumhurbaşkanına iade edilen aynı yasa Sezer tarafından bu kez onayladı. Bu yasanın kabulüyle Erdoğan’ın milletvekili seçilmesi için yasal bir engel kalmadı.

https://tr.wikipedia.org/wiki/59._T%C3%BCrkiye_H%C3%BCk%C3%BBmeti

[iv] Duelfer Raporu, 30 Eylül 2004 tarihinde Iraq Survey Group (ISG) tarafından yayınlanan rapordur. 2003 yılındaki Irak’ın işgalinden sonra ülkede faaliyet göstererek kitle imha silahları arayan grup hazırladığı raporda, ABD Başkanı George W. Bush başta olmak üzere ABD hükûmeti tarafından iddia edilenin aksine Irak’da kitle imha silahı bulunmadığını açıklayacaktır.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Duelfer_Raporu

[v] Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1441 sayılı kararı, 8 Kasım 2002 tarihinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından alınan ve Irak’taki Saddam Hüseyin rejiminin daha önce alınan kararların gereği olarak silahsızlanma yükümlülüklerini getirmesi için son uyarı niteliğini taşıyan karardır. 1441 sayılı karara göre Irak, 1990 yılında Kuveyt’i işgal etmesinin ardından çıkan Körfez Savaşı‘nın ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu tarafından 3 Nisan 1991 tarihinde alınan 687 sayılı kararın gereklerini yerine getirmiyordu.[2] Buna göre Irak’ın kitle imha silahlarıyla ilgili olarak Birleşmiş Milletler ile iş birliği yapmadığı, silah sanayisinde yatırım yaptığı ve Kuveyt’e ödemesi gereken savaş tazminatlarını ödemediği iddia ediliyordu. https://tr.wikipedia.org/wiki/Birle%C5%9Fmi%C5%9F_Milletler_G%C3%BCvenlik_Konseyinin_1441_say%C4%B1l%C4%B1_karar%C4%B1

[vi] TBMM’nin 6 Şubat 2003 tarihinde yapılan kapalı oturumunda, yaşanan olumsuz gelişmeler ışığında her ihtimale karşı hazırlıklı olunması bakımından gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması amacıyla Hükümete yetki verilmiş ve Irak’a karşı muhtemel bir askeri harekatta kullanılabilecek askeri üs ve tesisler ile limanlarda alt yapı geliştirme çalışmaları için Amerika Birleşik Devletleri’ne mensup teknik ve askeri personelin 3 ay süreyle Türkiye’de bulunmasına, Anayasanın 92’nci maddesi uyarınca izin verilmesi kararlaştırılmıştır.

[vii] 1 Mart tezkeresiIrak krizi konusunda hükûmet tarafından 25 Şubat 2003’te TBMM‘ye sunulup genel kurulda reddedilen ve tam adı “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması için Hükûmet’e yetki verilmesine ilişkin başbakanlık tezkeresi” olan tezkere. TBMM‘den, gereği, kapsamı, sınırı ve zamanı Anayasanın 117’nci maddesine göre millî güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Yüce Meclise karşı sorumlu bulunan hükûmet tarafından belirlenecek şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri‘nin Kuzey Irak’a gönderilmesine; etkili bir caydırıcılığın sürdürülmesi amacıyla Kuzey Irak’ta bulunacak bu kuvvetlerin gerektiğinde belirlenecek esaslar dairesinde kullanılmasına ve muhtemel bir askeri harekat çerçevesinde yabancı silahlı kuvvetlere mensup hava unsurlarının Türk hava sahasını Türk makamları tarafından belirlenecek esaslara ve kurallara göre kullanmaları için gerekli düzenlemelerin Hükümet tarafından yapılmasına, Anayasanın 92’nci maddesi uyarınca 6 ay süreyle izin verilmesi istendi. Tezkerede, en fazla 62 bin yabancı askeri personelin 6 ay süreyle Türkiye’de bulunması öngörülüyordu. Yabancı kuvvetlerin hava unsurları 255 uçak ve 65 helikopteri aşamayacaktı. https://tr.wikipedia.org/wiki/1_Mart_tezkeresi

[viii] 19 Mart tezkeresi, başbakan Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla 19 Mart 2003 Çarşamba günü saat 23.00 sıralarında TBMM’ye sevk edilen Hükûmet tezkeresi, 20 Mart Perşembe günü Genel Kurul’da görüşüldü ve kabul edildi. 763 sayılı TBMM Kararı, 21 Mart’ta Resmi Gazete‘de yayımlandı. Kabul edildikten yaklaşık 5 saat sonra ABD tarafından Bağdat bombalanmıştır. Tezkerede, TBMM‘den, “gereği, kapsamı, sınırı ve zamanı Anayasanın 117’nci maddesine göre milli güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Yüce Meclise karşı sorumlu bulunan hükûmet tarafından belirlenecek şekilde Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kuzey Irak’a gönderilmesine; etkili bir caydırıcılığın sürdürülmesi amacıyla Kuzey Irak‘ta bulunacak bu kuvvetlerin gerektiğinde belirlenecek esaslar dairesinde kullanılmasına ve muhtemel bir askeri harekat çerçevesinde yabancı silahlı kuvvetlere mensup hava unsurlarının Türk hava sahasını Türk makamları tarafından belirlenecek esaslara ve kurallara göre kullanmaları için gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından yapılmasına”, Anayasanın 92’nci maddesi uyarınca 6 ay süreyle izin verilmesi istendi.

 https://tr.wikipedia.org/wiki/19_Mart_tezkeresi

[ix] Saddam Hüseyin Abdülmecid et-Tikriti, 28 Nisan 1937; Tikrit – 30 Aralık 2006; Bağdat), Iraklı siyasetçi. Irak‘ın beşinci cumhurbaşkanıdır.

Arap milliyetçiliği ile Arap sosyalizminin bir karışımı olan Baasçılığı benimsemiş olan Baas Partisi‘nin ve daha sonra Baas Partisi Irak Kolu’nun önde gelen bir üyesi olarak bu partiyi iktidara taşıyan 1968 darbesinde anahtar rol oynamıştır. Saddam Hüseyin 1979’da resmen Irak’ın devlet başkanı olmasına rağmen aslında bu tarihten çok daha önce de facto anlamda ülkede iktidar sahibiydi. Sağlığı iyi durumda olmayan Cumhurbaşkanı Ahmed Hasan el Bekir‘in yardımcısı olarak, Baas hükümetini yıkabileceğini düşündüğü ülke içindeki pek çok güç odağına karşı doğrudan kendisi tarafından yönetilen güvenlik güçleri oluşturdu. 1970’lerin başlarında petrol ve diğer endüstrileri millileştirdi. 1970’li yıllar boyunca petrol gelirleriyle Irak hızlı bir ekonomik büyüme yaşarken Saddam Hüseyin de devlet mekanizmaları üzerindeki otoritesini giderek sağlamlaştırdı. Bu dönemde Irak nüfusunun yalnızca beşte birini oluşturmalarına rağmen Sünni Araplar ülke yönetiminde pek çok kilit kademeye getirildi. Hükûmeti devirmeye çalışan veya bağımsızlık çabasına girişen Şiiler ve Kürtlere karşı pek çok kez sindirme girişiminde bulundu. Saddam Hüseyin, İran-Irak ve Körfez savaşlarından sonra iktidarını korumayı başardı. İsrail‘e karşı olan tutumuyla özellikle Arap dünyasında belirli bir saygınlık kazanmış olmakla birlikte, özellikle Batı dünyasında genel olarak zalim bir diktatör olarak tanımlandı. Irak’ta çeşitli katliamlar ve tasfiyeler sonucunda Saddam hükûmeti altında ölen kişi sayısının 250.000 olduğu tahmin edilmektedir. Saddam Hüseyin altında gerçekleşmiş, Kuveyt ve İran’ın işgali de yüz binlerce kişinin ölümü ile sonuçlandı.2003 yılında Amerika Birleşik Devletleri başkanı George W. Bush ve Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair, Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğunu ve Saddam’ın El-Kaide ile ilişkileri olduğunu iddia etti.  Ardından Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık öncülüğündeki koalisyon güçleri Irak’ı işgal etti. https://tr.wikipedia.org/wiki/Saddam_H%C3%BCseyin

[x] KADEK (Kürtçe: Kongreya Azadî û Demokrasiya Kurdistanê, Türkçe: Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi). https://tr.wikipedia.org/wiki/PKK

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.