savunmahavacılıkteknolojipolitikaanalizmevduatkriptosağlıkkoronavirüsenflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
33,0793
EURO
36,0923
ALTIN
2.599,63
BIST
11.139,46
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Parçalı Bulutlu
32°C
Ankara
32°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Açık
32°C
Cumartesi Açık
32°C
Pazar Parçalı Bulutlu
33°C
Pazartesi Az Bulutlu
33°C

OTTAWA SÖZLEŞMESİNE KATILIM

OTTAWA SÖZLEŞMESİNE KATILIM
A+
A-

Mayınlı Zihinler

OTTAWA SÖZLEŞMESİNE KATILIM

Ya işsizlik diyorsun. İşte buyurun adam yatırım yapacak. Bu yatırımı yapınca kim çalışacak. Burada İzak çalışmayacak Ahmet-Mehmet çalışacak. Bizim milletimizden değil siz bunu peşkeş çekiyorsunuz, çünkü o George. Bak kardeşim o George olsun. Gelsin yatırımını yapsın. Kim yanında istihdam edilecek Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma. Ürettiğini de o pazara satacak. Bırak gelsin arkadaş. Bu bağnaz zihniyetlerle biz aydınlık yarınların Türkiye’sine bunlarla yürünmez.

Ercan Caner, Sun Savunma Net, 22 Haziran 2024

Dünyanın her tarafında çeşitli nedenlerle yerleştirilen anti-personel mayınlar, her yıl başta çocuklar olmak üzere masum ve savunmasız yüzlerce insanın yaralanmasına, sakat kalmasına neden olmakta, ekonomik gelişme ve yeniden yapılanmayı engellemekte, mülteciler ve yerlerinden edilmiş insanların ülkelerine dönmelerine mani olmakta ve yerleştirilmelerinden yıllar sonra dahi ağır sonuçlara neden olmaktadır.

Taraf devletler; anti-personel mayın kullanmamayı, geliştirmemeyi, üretmemeyi, depolamamayı, envanterlerinde bulundurmamayı, başkalarına transfer etmemeyi kabul ederler.

Sözleşmenin 4.Maddesine göre depolanmış bütün anti-personel mayınları imha edilecek, 5.Maddeye göre ise mayınlı alanlardaki bütün anti-personel mayınlar imha edilecektir.

Sözleşmeye imza koyan bütün ülkeler sınırlarını koruyan mayınları temizlemekle mükelleftir. Türkiye de 25 Eylül 2003 tarihinde Ottowa Sözleşmesine katılır ve sözleşme gereği imzaladıktan sonraki 10 yıl içinde bütün anti-personel mayınları temizlemeyi taahhüt eder. Suriye, Irak ve İran sınırımızdaki mayınlar temizlenir. Kiç kimse, yıllar sonra ülkeye AKP iktidarı tarafından doldurulacak olan mültecilerin sınırlarımızı kolayca geçmesi için gerekli hazırlıkları yaptığını fark edememiştir.

Üstüne üstlük AKP hükümeti yıllar sonra Suriye sınırındaki mayınların beş yıl içinde temizlenmesi ve mayınlardan temizlenen bölgenin 44 yıllığına İsrailli bir şirkete verilmesi maksadıyla özel bir yasayı TBMM’den geçirmeyi de deneyecektir.

AKP hükümeti tarafından geçirilmek istenen özel yasaya Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi karşı çıkar, Genelkurmay başkanlığı taraf olmadığını açıklar ve başta bölge halkı olmak üzere bütün önemli kesimler reddederken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bütün karşı çıkanları faşistlikle suçlayacaktır.

YAP-İŞLET-DEVRET SİSTEMİ & SINIRLARIMIZDAKİ TOPRAKLAR – 03 Haziran 2009

Durum oldukça ciddidir. Başbakanlık görevini yürüten Recep  Tayyip  Erdoğan, mayınlı arazilerin temizlenmesi ile ilgili yabancı yatırımcı karşısında ‘‘Eyvah Türkiye elden gidiyor’’ denilmesini eleştirmektedir ve ‘‘Türkiye bu kadar cüce değil’’ demektedir.

Muhalefet hükümetin sınırda mayınlardan temizlenen arazileri Yahudilere peskeş çekeceğini iddia etmektedir.

İstanbul Milletvekili Ahmet Tan TBMM genel kurulunda Suriye sınırındaki mayından temizlenecek alanın kullanılmasında kiraya verme yönteminin yaratacağı sıkıntıya ilişkin gündem dışı bir konuşma yapmak üzere kürsüye çıkar.

Günlerdir mayın yasasını konuşuyoruz, yine konuşacağız. Tabii, mayın yasasının ucu işsizliğe ve tarıma dayandığı için konuşmamda kaçınılmaz olarak -bu üç yüz saniye içinde tabii- tarıma da değineceğim.

Dün Sayın Mesut Yılmaz’la birlikte otururken kendisine mayın yasasıyla ilgili ne düşündüğünü sordum. Dedi ki: “Yap-işlet-devret sistemini biz getirdik ama sınırlardaki topraklarımızın yarım yüzyıllığına devredileceği o zaman hiç aklımıza gelmemişti.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Sayın Başbakan dün temizlenecek ve kiralanacak topraklardan söz ederken Kıbrıs’tan da bahsetti. Bunu tabii “Allah söyletti.” gibi bir polemik için söylemiyorum. “İzak çalışmayacak, Ahmet, Mehmet çalışacak.” Zaten konu da o: Kendi ülkesinin topraklarında bir başka ülkenin ırgatı gibi çalıştırılması. Buna, bu yönteme burada karşı çıkılıyor.

Tabii, Kıbrıs’tan söz ettiğini söyledim Sayın Başbakanın. “Kıbrıs” deyince şairin dediği akla geliyor: “Tarihi ibret diye tarif ediyorlar, ibret alınsa tekerrür mü ederdi?” Ne yazık ki ibret alınmadığı için tekerrür ediyor gibi olacak. “İnşallah, olmayacak” diyeceğiz ama belli ki işi çok sıkı tutuyorsunuz, büyük bir çoğunlukla geldiniz.

Kıbrıs Antlaşması – 04 Haziran 1878

“Batum, Ardahan, Kars veya bunlardan herhangi biri Rusya tarafından (Türkiye’ye) geri verilmezse ve Rusya, Haşmetlû Padişahın Asya’da kesin Barış Antlaşmasınca saptanan ülkelerinden bir bölüğünü bile ileride herhangi bir tarihte ele geçirmek deneyinde bulunursa, İngiltere, bu ülkeleri silâh gücüyle savunmada Haşmetlû Padişaha (Abdülhamit) yardımda bulunmayı üstlenir. Buna karşılık olarak, Haşmetlû Padişah, yönetimde gerekli devrimleri daha sonra iki Devlet arasında anlaşmaya varılacağı biçimde uygulayacağı ve Bâbıâli’nin söz konusu bölgelerdeki Hıristiyan ve öteki uyruklarını koruyacağı yolunda İngiltere’ye söz verir. Haşmetlû Padişah, ayrıca, İngiltere’nin kendi üstlenmelerini yerine getirmesi için gerekli ölçemleri (tedbir) alabilmesi için, Kıbrıs Adasının İngiltere’ce işgal edilerek yönetilmesini kabullenir”.

Şimdi, tarih tekerrür ediyor. Niye ediyor? Yarın 4 Haziran. Bundan yıllar önce bir başka 4 Haziranda Kıbrıs adasını İngilizlere kiralamıştık. Devlet kontratıyla kiralamıştık ve Kıbrıs adasından yılda 92.799 sterlin kira aldık. Fakat otuz altı yıl alabildik, otuz yedinci yılda “savaş başlıyor” bahanesiyle İngilizler kira kontratını feshettiler ve Kıbrıs’ı da ilhak ettiklerini bildirdiler. Yıllar sonra, yavru vatanımızın bir ucunu kurtarabilmek için tankla, tüfekle, topla girdik ancak kenarına dokunabildik, hâlâ kurtarabilip kurtaramadığımız da belli değil.

Değerli arkadaşlar, kiralamak gözden çıkarmaktır, kiralamak satıştan önceki son adımdır. Kiralarsanız karşı tarafa “Satsan kaça satarsın?” diye sorma hakkını da dolaylı olarak vermiş olursunuz. Bu sorunun sorulması ise eskilerin deyimiyle, şüyuu vukuundan beter bir hâldir. Kira, özel hukukta da kamu hukukunda da çok riskli bir işlemdir. Hele kira süresi uzadıkça risk daha da artar. İngiltere’de toprak mülkiyeti devlete aittir, doksan dokuz yıllık kiralarla devredilir binalar, topraklar. Sayın Maliye Bakanı (Kemal Unakıtan 19 Kasım 2002-01 Mayıs 2009) çok iyi bilir eş durumundan dolayı. Bu uzun dönemli kira işinin sakatlığı çıkmıştır ortaya çünkü kiranın sonunda yani doksan dokuz yılın sonunda kiralayana yeniden vermek zorunluluğu diye mahkemeler karar almaktadır. Benzer uygulamanın burada olmasından korkarım.

Sayın arkadaşlar, Sayın Başbakan, dün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliğimizden söz etti. Tabii ki çok sevindirici bir şey ama yirmi dört aylık bir geçici süre bu.

Birleşmiş Milletlerden hazır söz etmişken Birleşmiş Milletlerin başka bir örgütü de var. O örgüt, Gıda ve Tarım Örgütü. Gıda ve Tarım Örgütü Başkanı geçen hafta “The Economist” dergisine verdiği demeçte, ülkelerin toprak kiralama dolayısıyla yeni sömürgecilik -evet, yeni sömürgecilik- başlattığını ifade etti. Ne yazık ki bu, talihsiz bir rastlantı gene. Birleşmiş Milletlerin hem Güvenlik Konseyi üyesi olmak hem de Gıda ve Tarım Örgütü Başkanının dikkat çektiği tehlikeye düşmek… Çünkü bu, küme düşürtecektir Türkiye’ye. Türkiye toprak kiralayarak Mali’yle, Etiyopya’yla, Sudan’la aynı lige düşecektir. Toprak kiralayan ülke olmak hiç de yüz ağartıcı bir şey değildir.

Bir başka nokta da -fazla uzatmayayım- fiziki ve fiilî imkânsızlıktır. Buradan İzmir’e kadar olan bir sahada, kilometrelerce uzun, 510 kilometre sahada, bu salonun çapraz genişliği kadar bir arazide kırk dokuz yıllığına tarım yapılması, arazinin temizlenmesi mümkün değildir. İlave topraklara ihtiyacı olacaktır alacak yabancı ülkenin. Hangisi olursa olsun, İsrail diye bir takıntı yok, yöntem burada yanlış. O yüzden, ilave topraklar derken de ekipmanı için, teçhizatı için, yatıp kalkmaları için 510 kilometrelik uzunluğa ilave toprak talep edeceklerdir.

O yüzden, yatıp kalkmaları ve yerleşmeleri kaçınılmaz olacaktır. Nasıl ki 1 Mart tezkeresi burada reddedildiyse bu mayın meselesinin de yasanın da kendini imha etmesi gerekiyor.

Son sözüm, geçen hafta tasarının geri çekilir gibi yapılıp da çekilmediği sırada, oturduğum yerden belirttiğim bir konu: Sayın Cumhurbaşkanı, bugüne kadar hiçbir cumhurbaşkanının göstermediği bir ilgiyi gösterdi, bir müdahalede bulundu, görüşülmekte olan bir kanunla ilgili görüş açıkladı, dedi ki: “Kutuplaşma olursa buradan bir şey çıkmaz.” Bu, Sayın Cumhurbaşkanının diplomatik nezaket içinde “Bu yasadan hayır çıkmaz, geri çekin.” imasıydı çünkü “Veto ederim.” imasıydı. “Veto” lafını da kullandı. Sayın Cumhurbaşkanının çok dikkatli halkla ilişkiler, basın bürosu var, vetoyla ilgili bir açıklama yapmadılar. Bu, veto imasıdır. Gerçekten çok tehlikeli bir gidiş bu.

Burdur milletvekili Ramazan Kerim Özkan da aynı gün konuşmasının bir bölümünde mayınlı arazi meselesine değinir ve Bakın, iki köy. Aynı coğrafyanın iki köyü. Hepimiz kırsaldan geldik veyahut da şehir. Yanınızdaki köye, kendi köyünüzün harman yerini kullanma iznini verir misiniz, bir düşünün. Sadece harman yeriniz. O köy muhtaç. Sizin köyün arazisi veyahut da sizin beldenin arazisi, sizin ilçenin arazisi. O araziyi, arazisi olmayan yanınızdaki komşu köye emanet, kırk dört yıllığına verir misiniz? Vermezsiniz değerli arkadaşlar. Ama burada günlerdir o yasayla mayınlı arazinin temizlenip tekrar tarıma kazandırılmasıyla ilgili, Ottawa Sözleşmesi gereği günlerdir burada konuşuyoruz. Havanda su dövüyoruz. Hâlbuki bu sorunu mayınların temizlenmesi anlayışı içerisinde getirseniz, mayınlarımız temizlense, bu göçerlerin yaşadığı o arazileri terk edip gittikleri oranın vatandaşına, bu arazileri tarım yapma anlayışı içerisinde, “Gelin, bakın, burası sizin yurdunuz; Sayın Beritanlı Aşireti’nin yetkilileri, bakın, siz göçüyorsunuz ama oralarda sorunlar yaşanıyor, yollarda sorunlar yaşıyorsunuz, gelin bu arazinin bir kısmını siz kullanın; gelin buranın halkı, buranın arazisini siz değerlendirin, biz sizin önünüzde devlet olarak ışık tutmaya, aydınlatmaya, teknolojiyle sizi buluşturmaya hazırız.” desek, bu sorunu çözsek olmaz mı? Aynı sorunlar, bu sorunlar yumağı büyüyor, büyüyor, büyüyor, ülkede sanki başka sorun kalmadı, işsizlik bitti, yoksulluk bitti, yolsuzluk bitti; üç haftadır havanda su dövüyoruz.

Tunceli milletvekili Kamer Genç de söz alır ve aşağıdaki konuşmayı yapar.

Değerli milletvekilleri, tabii, Türkiye Büyük Millet Meclisi çok saygıdeğer, ülkenin gözbebeği bir kurumudur. Bu kurumun çok sağlıklı işlemesi lazım. Ülkenin menfaatlerini en iyi sezmesi, görmesi, tespit etmesi ve problemleri çözmesi gerekir. Türkiye Büyük Millet Meclisine gelen insanların hepsi, buraya geldikleri zaman Anayasa’da belirlenen ilkeler üzerine, namusu ve şerefi üzerine yemin ederler. Şimdi, böyle olunca da, burada, artık, benliklerini kaybetmemeleri lazım, köle olmamaları lazım; tek hedefleri, ülkenin birlik ve bütünlüğü, laik cumhuriyetin temel ilkelerini korumaları lazım. Bana göre, bunun dışına çıkan her kim olursa olsun, o zaman o yeminine ihanet etmiş oluyor.

Şimdi, maalesef, yedi senedir Türkiye’de AKP iktidarda ama bu iktidar o kadar büyük bir zulüm yaptı ki, o kadar büyük haksızlıklar yaptı ki bu memlekette. Bakın, geçen gün Tayyip Erdoğan Brüksel’e gidiyor. Orada “Büyük Buluşma” diye bir toplantı yapıyor, diyor ki, orada şu sözü veriyor: “Yeşil sermayeye para kaptıranlar, bu parayı verdiklerine dair belgesi olanlara, ben talimat veririm, bu parayı ödetirim.” Ben, bir Denizlili ailenin size bir… Denizlili bir aileyi anlattılar. Üç tane, Almanya’da okuyan, tıpta, bilgisayarda ve hukukta okuyan, bir ailenin 600 bin markını almışlar. Tabii bu parayı tahsil etme imkânı yok olunca, çocukların hepsi de okullarını bırakmış; şimdi birisi zihinsel özürlü hâle gelmiş, 200 kilo ağırlığında, çıkamıyor, ötekisi hukuku bırakmış, öteki tıbbı bırakmış diyorlar. Şimdi, bu kadar zulüm yapan bu yeşil sermayenin koruyucusu kim? İşte AKP Hükûmeti. Çünkü o Yimpaş’la, öteki yeşil sermayenin yanında, camilerde beraber, omuz omuza namaz kılan kimlerdi? Aranıyordu bu adamlar.

Şimdi, Tayyip Bey dün diyor ki… Biz, buradaki mayınlı arazilere karşı olmadığımızı, mayının temizlenmesi gerektiğini her vesileyle söyledik yani bunu artık herhâlde sağır sultan da duydu. Efendim “Bunların zihinleri mayınlı.” diyor, “Sığ dünyalarında şey ediyor…” Ya Tayyip Bey, bizim mi zihnimiz mayınlı, senin mi zihnin mayınlı? Biz gidip de devletin iki bankasından 750 milyon doları alıp da kendi damadımızın şirketine verdik mi? Bunun mu zihni mayınlı, yoksa bu memleketin menfaatini koruyanların zihni mi mayınlı?

Bizim burada yüzlerce soru önergemiz var Tayyip Bey. Senin, oğlunun bacanağının babası Ziya Karaman, İstanbul Belediyesinde 260 trilyon liralık ihaleler almış mı, almamış mı? Daha bu bir tanesi. Eğer sen hakikaten dürüstsen, ülkenin menfaatini düşünüyorsun, gel bakalım, bunları çıkaralım ortaya. Niye kaçıyorsun, niye? Niye kaçıyorsun Tayyip Bey? Bir de çıkıp da “Efendim, bu devletin, milletin bir akçesine dil uzatanlara ben gönül bağlarım.” diyor. Yahu, sen milyonlarca akçesini yandaşlarının zimmetine geçirdin. Şimdi, politikacıların, sözüne güvenilir insan olması lazım.

İşte, dün size burada bir gazete gösterdim. Size dört sene Başbakan Yardımcılığı yapan en yakın arkadaşınız diyor ki: “AKP dönemi en karanlık ve en kirli dönem.” Şimdi, bunu eğer birisi söylüyorsa, Başbakan Yardımcılığını yapan birisi söylüyorsa o zaman sizin ya ona hesap sormanız lazım ya da bu lafın altında ezilmeniz lazım ve iktidardan çekilmeniz lazım.

Şimdi, ne diyor arkadaşımız: “Efendim, Özelleştirme İdaresinde en önemli ihalelere Tayyip Bey gidiyor da başta… Özelleştirme Yüksek Kurulu kurallarına göre en son Başbakanın imza atması lazımken gidiyor, daha bazı ballı, kaymaklı ihalelerin, özelleştirmelerin altına imzayı atıyor ki ondan sonraki bakanlar artık buna itiraz etmesinler. Ben şimdi soruyorum size Tayyip Bey: Acaba o ballı, kaymaklı ihaleler hangileridir? Senin Başbakan Yardımcın söylüyor. Çık, bunu kamuoyu karşısında konuş kardeşim. Şimdi, böyle çıkıp da kuru gürültüyle, laflarla, “Ben dürüstüm.” demekle insanlar dürüst olmuyor. Sen İstanbul Belediye Başkanıyken hakkındaki soruşturma önergelerine hesap verdin mi? Belediyeden aldığın ihalelerin hesabını verdin mi?

Bakın, devri iktidarınızda, özellikle bu son dönemde İstanbul Belediyesinde 5 bin tane yeşil alana, kamu arazilerine tahsisi olan imar planlarında değişiklik yaparak özel rantlara teşekkül etmiş ve 250 milyon dolar para almışsınız. Bu paralar nereye gitti? Gel, bunun hesabını ver. Çıkıp da “Bunların zihinleri mayınlıdır.” demek bir şey ifade etmez. Bizim zihinlerimiz mayınlıysa senin vicdanın mayınlı. 

Recep Tayyip Erdoğan Neler Diyordu?

Suriye bunu yaptı, biz de yapalım istedik. Hemen yakıştırmalar başladı. ‘Siz burayı İsrail’e, Yahudilere peşkeş çekeceksiniz.’ Hep aynı şeyler. On yıllar önce ne deniyorsa bu zihniyet değişmedi.

Bu ülkede yatırım yapan küresel sermaye ‘şu dinden bu dinden geldi’ diye ‘Eyvah Türkiye elden gidiyor’ demek, bu kadar kolay mı? Yıllarca bu ülkede bir şeyler yapıldı. Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Acaba kazandık mı? Bu hatalara zaman zaman biz de düştük. Ama aklı selimle bunlar düşünülmedi. Bu faşizan bir yaklaşımın neticesiydi.

Ve bu iddiaların içinde bulunanların hepsi, “Görüşmeyin” dedikleri ülkelerle anlaşmalar yaptılar geçmişte. Cemaziyel evvellerine bakın “Amerika’yla nasıl bir araya geliriz” diye hep bunun gayreti içine girmişlerdir. İsrail’e taan eder, bakın dosyalarına İsrail’le ne tür anlaşmalar içinde olduklarını görürsünüz.

Eğer kendinize güveniyorsanız rahat olun. Ama yok siz kendinize güvenmiyorsanız ondan sonra ufacık bir topluluk bile sizi terbiye eder. Kusura bakmayın Türkiye Cumhuriyeti bu kadar cüce bir ülke değildir.

Paranın dini, milleti, ırkı olmaz. Ama ne yazık ki öyle olduğunu zannedenler var. Birileri çıkıyor diyor Yahudi sermayesi. Olmaz arkadaş. Gelip ülkemde 1 milyar dolarlık yatırım yapacak. İstemezük, olmaz.

Ya işsizlik diyorsun. İşte buyurun adam yatırım yapacak. Bu yatırımı yapınca kim çalışacak. Burada İzak çalışmayacak Ahmet-Mehmet çalışacak. Bizim milletimizden değil siz bunu peşkeş çekiyorsunuz, çünkü o George. Bak kardeşim o George olsun. Gelsin yatırımını yapsın. Kim yanında istihdam edilecek Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma. Ürettiğini de o pazara satacak. Bırak gelsin arkadaş. Bu bağnaz zihniyetlerle biz aydınlık yarınların Türkiye’sine bunlarla yürünmez.

TBMM’de 15 saat süren görüşmeler sonrası yasa tasarısı oylanır ve KP’nin 255 kabul oyu ile yasa tasarısı meclisten geçer. Sadece 91 milletvekili red oyu vermiştir.

Hakkı Süha Okay ve Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte 194 milletvekili Anayasa Mahkemesine iptal davası açar. Anayasa Mahkemesi taşınmazların temizleme karşılığı tarımsal faaliyetlerde kullanılması süresi”ne ilişkin hükmün yürürlüğünü durdurur, diğer yürürlüğü durdurma istemlerini ise reddeder.

Millî Mayın Faaliyet Merkezi

Milli Savunma Bakanlığı bünyesinde bir MAFAM (Millî Mayın Faaliyet Merkezi) Dairesi Başkanlığı kurulur. Dairenin temel amacı Türkiye Cumhuriyeti sınırları dâhilinde insani amaçlı mayın ve/veya patlamamış mühimmat faaliyetlerine yönelik politikaları belirlemek, bu faaliyetleri planlamak, yönetmek, belirlenen esaslara uygun olarak gerçekleştirilmesini takip etmek, yurtiçi ve yurtdışı kurum ve kuruluşlarla gerekli koordinasyon ve işbirliğini sağlamaktır.

MAFAM VİZYON

Türkiye’yi kara mayınları ve patlamamış mühimmattan arındırılmış, insanların mayın ve/veya patlamamış mühimmat riskine maruz kalmadan yaşayacağı bir ülke haline getirmektir.

MAFAM MİSYON

Türkiye Cumhuriyeti sınırları dâhilinde gerçekleştirilecek insani maksatlı mayın ve/veya patlamamış mühimmat temizliğine yönelik faaliyetlerin güvenli ve etkin şekilde, ulusal ve uluslararası standartlar doğrultusunda zaman ve maliyet baskısı olmaksızın gerçekleştirilmesini sağlamaktır.

İNSANÎ MAKSATLI MAYIN VE PATLAMAMIŞ MÜHİMMAT TEMİZLİĞİ

Mayın ve patlamamış mühimmatın bulunduğu teyit edilmiş veya şüpheli alanın herhangi bir amaçla (tarım, hayvancılık, sanayi, kamu yatırımları vb.) kullanıma açılmasına yönelik, zaman ve maliyet baskısı olmadan, çalışanların ve üçüncü şahısların can güvenliğine öncelik verilerek sürdürülen temizlik faaliyetleri, mayın stoklarının imha edilmesi, mayın ve patlamamış mühimmat risk eğitimi verilmesi, mayın mağdurlarına yardım ve mayın karşıtı faaliyetlerin tamamını ifade eder. Mayın faaliyetleri ile bu riskten vatandaşlarımızın uzak tutulması, vatan toprağının (metal, kimyasal vb. maddelerden) temizlenmesi ve bu riske karşı farkındalığın sağlanması amaçlanmaktadır.

MAYIN FAALİYETLERİ & TÜRKİYE

Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle değişen güvenlik ihtiyaçları neticesinde, anti-personel mayınların kullanılmasına karşı oluşan ulusal ve uluslararası kamuoyuna olumlu yaklaşan Türkiye, mayın sorununun çözümüne ilişkin 17 Ocak 1996 tarihinde anti-personel mayınların kullanılmasını yasaklayan bir bildirge yayımlamıştır. 1996 yılında anti-personel mayınların kullanılmaması yönünde iradesini ortaya koymuş ve 26 Ocak 1998 tarihinde ise Türk Silahlı Kuvvetleri yayımladığı emirle anti-personel mayınların kullanılmasını tamamen yasaklamıştır. 1982 yılında imzalanan “Aşırı Derecede Yaralayan ve Ayırım Gözetmeyen Etkileri Bulunan Belirli Konvansiyonel Silahların Kullanımının Yasaklanması veya Sınırlandırılması Sözleşmesi’nin (BKSS Sözleşmesi)” 1’inci, tadil edilmiş 2’nci ve 4’üncü protokollerini 21 Ekim 2004 tarihinde kabul etmiştir. Aynı yıl Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası Sözleşmesi’ne (Ottava Sözleşmesi) taraf olan Türkiye, 2015 yılında, 6586 sayılı Millî Mayın Faaliyet Merkezi Daire Başkanlığının (MAFAM) kurulmasına ilişkin Kanun’u kabul ederek bu konudaki kararlılığını ortaya koymuştur. Türkiye, 01 Mart 2004 tarihinde taraf olduğu Ottava Sözleşmesi kapsamında, sınırları içerisindeki mayınla kirletilmiş alanları 01 Mart 2014 tarihine kadar temizlemeyi taahhüt etmiştir. 5903 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Devleti İle Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri İle İhale İşlemleri Hakkında Kanun” kapsamında özel firmalar vasıtasıyla mayın temizliği projesi oluşturulmuştur. Ancak, Türkiye’nin yakın coğrafyasında meydana gelen siyasi istikrarsızlık nedeniyle mevcut proje 17 Haziran 2013 tarihinde iptal edilmiştir. Bu nedenle Ottava Sözleşmesi’nin 5’inci madde yükümlüğünün yerine getirilmesi maksadıyla 01 Mart 2022 tarihine kadar süre verilmiştir. 15-19 Kasım 2021 tarihinde yapılan 19’ncu Ottava Sözleşmesi Taraf Devletler Toplantısında mayın ile kirletilmiş alanların temizlenmesi konusunda 2025 yılı sonuna kadar ek süre alınmıştır. Bu kararlılık doğrultusunda Türkiye, “2025 Yılı Mayınsız Dünya” hedefine paralel olarak toprağa gömülü mayınların tamamını temizleme ve ülkeyi mayın ve patlamamış mühimmattan arındırılmış, insanların mayın riskine maruz kalmadan yaşayacağı ülke haline getirmeyi amaçlamaktadır.

MAYIN VE PATLAMAMIŞ MÜHİMMAT FAALİYETLERİNİN KATKILARI

Ülkemizde yürütülen insanî maksatlı mayın temizliği ile ilkel bir savunma aracı olan mayınlar ülkemiz topraklarından temizlenerek kurumlarımızın işbirliğinde sınır boyunca, yasa dışı geçişleri engelleyecek modüler duvar, zırhlı araçlar ve kulelerden oluşacak ileri teknolojiye sahip, gelişmiş ve insanî bir güvenlik sistemi kurulacak, bu teknoloji yoğun modern Entegre Sınır Fiziki Güvenlik Sistemi Türkiye’nin sınırlarının etkin şekilde korunmasına katkı sağlayacaktır. Patlamamış mühimmat ile kirletilmiş alanların temizlenmesi ile bu alanların tarım, sanayi, kamu yatırımları vb. alanlarda değerlendirilmesi sağlanmaktadır. Temizliği yapılan alanlar, erişilebilir olması ile ülkemiz sosyal ve ekonomik faaliyetlerinde değerlendirilecektir.

KİRLETİLMİŞ ALANLARIN YERLERİ

Anti-Personel kara mayınları ülkemizde; 1956 yılından itibaren Türkiye-Suriye sınırında soğuk savaş savunma stratejisi, güvenlik ve kaçakçılığın önlenmesi amacıyla kullanılmaya başlanmış, 1993-1997 yılları arasında gerçekleşen terör eylemleri sonrasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde askerî bölgelerin güvenliğinin sağlanması ve sınır güvenliğini güçlendirmek maksadıyla döşenmiştir. Patlamamış mühimmat ile kirletilmiş alanlar, güvenlik güçlerinin geçmişte eğitim/tatbikat amacıyla kullandığı ve artık kullanımına ihtiyaç kalmayan, mühimmat tehdidinden arındırılarak sosyal ve ekonomik amaçlı kullanılmasının uygun olacağı değerlendirilen alanlardır. Tüm bu alanlar ülkemiz insanı ve doğal yaşamına karşı tehlike oluşturmakta, kimyasal olarak toprağımızı kirletmektedir.

KİRLETİLMİŞ BÖLGELERİN GETİRDİĞİ KISITLAMALAR

Ülkemizde bulunan mayın ve patlamamış mühimmat ile kirletilmiş bu alanların varlığı başta can güvenliğini tehdit etmekle beraber; uluslararası alanda Türkiye’yi baskı altında bıraktığı gibi ülke içerisinde de pek çok olumsuzluğu beraberinde getirmektedir. Bu kapsamda;

(1) Terör tehdidi ve sınır güvenliği sebebiyle döşenmiş mayınlar, tarım ve hayvancılık faaliyetleriyle uğraşan bölge halkının can ve mal güvenliğini tehdit etmekte,

(2) Mayın ve patlamamış mühimmatla kirletilmiş alanlar, tarihi zenginliklerimizin bulunduğu bölgelerde yürütülecek faaliyetlere engel olarak bu alanların değerlendirilmesinin ve kültürel mirasımıza dâhil olmasının önüne geçmekte,

(3) Millî Park/Tabiat Parkı statüsü olduğu halde içerisinde kirletilmiş alan bulanan bölgeler doğal yaşamı tehdit etmekte,

(4) Zamanla yerleşim bölgeleri içerisine dâhil olan kirletilmiş alanlar, söz konusu bölgenin kentleşmesini engelleyerek ekonomik kalkınmanın önüne geçmekte,

(5) Sondaj ve sismik araştırma yapılacak bölgelerdeki mayın kirliliği, yeraltı zenginliklerimizin (petrol, doğalgaz vb.) ülke ekonomisine kazandırılmasına ve böylece dışa bağımlılığın azaltılmasına engel olmakta,

(6) Enerji santrali (RES, GES vb.) kurulmasına elverişli olan bölgelerdeki mayın kirliliği, yatırımların gerçekleştirilmesine mani olarak enerji konusunda millî kaynakların kullanılmasının önüne geçmekte,

(7) Mayın ve patlamamış mühimmat temizliğinin tamamlanmaması, askerî maksatlarla kullanımına ihtiyaç kalmayan arazilerin içerisinde yapılacak madencilik faaliyetlerine yönelik arama, işletme, ölçüm vb. çalışmaları engelleyerek ülke ekonomisine katkı sağlayacak faaliyetlere mani olmaktadır.

TÜRKIYE-SURIYE SINIRINDAKI MAYINLI ALANLAR

Türkiye-Suriye sınırında, soğuk savaş savunma stratejisi, güvenlik ve kaçakçılığın önlenmesi amacıyla 1956-1961 yılları arası mayınlı alanlar oluşturulmuştur. Aradan geçen süre boyunca, doğa olayları (arazi yangını, su baskını, taşkın, toprak kayması vb.), ilkel bir engel olması ve günümüzde sınır güvenliği fonksiyonunu yerine getirememesinden dolayı mayınlı alanların temizlenmesi ve Entegre Sınır Fiziki Güvenlik Sistemlerinin kurulması kararlaştırılmıştır. Engel vasfı kalmayan mayınların temizlenmesi mayın sorununun ortadan kaldırılması niyetini 1996 yılında ilk olarak beyan eden ülkemizin ve taraf olduğumuz “Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası Sözleşmesi” (Ottava Sözleşmesi) gereği de sorumluluğundadır. 2009 yılında 5903 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Devleti İle Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri İle İhale İşlemleri Hakkında Kanun” kapsamında özel firmalar vasıtasıyla mayın temizliği projesi oluşturulmuştur. Ancak, Türkiye’nin yakın coğrafyasında meydana gelen siyasi istikrarsızlık nedeniyle mevcut proje 17 Haziran 2013 tarihinde iptal edilmiştir. Dere ıslahı projeleri, tarım alanı oluşturma projeleri ve Sınır Fiziki Güvenlik Sistemi projeleri kapsamında yapılan modüler beton duvar güzergâhı ile sınırlı olmak üzere Millî Savunma Bakanlığı bağlısı Özel Mayın Arama ve Temizleme (ÖMAT) birlikleri tarafından mayın temizliği faaliyetleri gerçekleştirilmektedir. Türkiye-Suriye sınır hattında 1956-1961 yılları arasında tesis edilen mayınlı alanların tamamı askeri yasak bölge statüsünde ve halen aktif olarak tehlike oluşturmaktadır. Yukarıda bahsedildiği gibi Türkiye-Suriye sınırında mayınlı alanlar bulunmaya devam etmektedir. Mayın temizliği yapılan bölgeler ilgili bakanlıklar tarafından kullanılmaktadır ve milli menfaatlerimize aykırı hiçbir oluşuma devredilmemiştir.

Mayın sorununa yönelik çalışmalar 1996 tarihine dayanmaktadır. Sorunun ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar “Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası Sözleşmesi ”ne (Ottava Sözleşmesi) taraf olduğumuz günden itibaren ivme kazanmıştır. 2021 tarihi itibariyle ülkemizde doğu ve güney sınırları ile iç bölgelerde yaklaşık 3800 adet alanda, yaklaşık 850 bin mayın bulunmaktadır. Bunların büyük bir bölümünü anti-personel kara mayınları oluşturmaktadır. Mayın ile kirletilmiş alanların büyüklüğü yaklaşık 145 milyon metrekaredir. Bu rakam gün geçtikçe azalmaktadır. Rakam büyük gibi gözükse de emniyet payları ile hesaplandığından gerçek “teyit edilmiş tehlikeli alan” miktarı daha azdır. 2021 yılında başlayan “Türkiye Mayınlı Alanları Teknik Olmayan Keşif Projesi” ile tüm mayınlı alanlar ziyaret edilecek “teyit edilmiş tehlikeli alanlar” belirlenerek net metrekare bilgisi ortaya çıkacaktır. Netleşecek olan “teyit edilmiş tehlikeli alanların” temizliği; zaman, personel ve maliyet etkin olarak planlanarak en kısa sürede mayın sorunundan ülkemiz arındırılacaktır.

BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.