savunmahavacılıkteknolojipolitikaanalizmevduatkriptosağlıkkoronavirüsenflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
14,7767
EURO
15,8424
ALTIN
901,53
BIST
2.482,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
25°C
Ankara
25°C
Açık
Salı Parçalı Bulutlu
25°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
24°C
Perşembe Az Bulutlu
24°C
Cuma Çok Bulutlu
17°C

Otokrasi Sağlığa Zararlıdır

Otokrasi Sağlığa Zararlıdır

Seçimli Otokrasi

Otokrasi Sağlığa Zararlıdır

‘‘Yüksek Seçim Kurulu’nun mühürsüz oy pusulalarının kabulü[i] yönünde verdiği kararın altında, seçmene önceden verilen zarfların geçerli sayılması vardır.’’ Eski MHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan

Yazarlar:  Thomas J. BollykyTara Templin ve Simon Wigley, Council on Foreign Relations, 04 Aralık 2019

Çeviren: Ercan Caner, Sun Savunma Net, 20 Nisan 2022

ARCHYDE online haber sitesinde, 24 Şubat 2021 tarihinde paylaşılan ‘‘In a world of autocrats, Europe must learn to show its teeth – Otokratların dünyasında Avrupa dişlerini göstermeyi öğrenmek zorundadır’’ başlıklı makaleden alıntıdır (https://www.archyde.com/in-a-world-of-autocrats-europe-must-learn-to-show-its-teeth/)

Demokrasi geçmişte olduğu gibi artık karanlıkta o kadar sık ölmüyor. Demokrasi, her seçimde, sandık başına giderek, demokrasinin sağlayamadığı çok daha iyi bir hayat sunmayı vaad eden popülistler ve otokratlara inanan ve onlara oy veren seçmenlerle birlikte, tamamen gün ışığında ve aydınlıkta ölmeye devam ediyor.

Dünya otokrasi saflarına katılan eski demokratik ülkeler Nikaragua, Türkiye ve Venezuela’da, güçlü adamları iktidara getiren, gece yarısı askeri darbeleri ya da karanlık arka oda anlaşmaları değildi. Sağlık hizmetlerinin yüksek maliyetleri, yetersiz eğitim sistemi ve yozlaşmış politikacılar nedeniyle yaşadıkları büyük hayal kıırıklıkları, bu ülkelerde seçmenleri popülist politikacıları seçmeye adeta itmiştir. Bu popülist liderler bir kez iktidarı ele geçirdiklerinde, sonuçlara aç olan destekçilerinin alkışları arasında, demokrasinin en ayırıcı özellikleri ve vazgeçilmezleri olan adil seçimler, özgür basın  ile yasama, yargı ve yürütme gibi kendilerini kısıtlayan kurumların altını aleni ve istikrarlı bir şekilde oymuşlardır.

Bu trendin sonucu ise ne yazık ki otokratikleşen ülke sayısında küresel bir artış ya da demokrasilerin kalitesindeki önemli düşüşler olmuştur. Bunun yanı sıra, Soğuk Savaş’ın hemen ardından 1994 yılında zirveye ulaşan demokratikleşen ya da demokrasilerinin kalitesinde önemli gelişmeler yaşayan ulusların sayısı, o zamandan beri düşmektedir.

Nikaragua ve Türkiye gibi bazı ülkelerde bu otokratikleşmenin boyutu o kadar ilerlemiştir ki, bu ülkeler artık; seçimlerin hâlâ yapıldığı, ancak muhalefet partilerinin adil bir kampanya yürütmesinin ve seçmenlerin özgürce oy kullanmasının engellendiği ve oyların doğru bir şekilde sayılmadığı, seçimli otokrasi[ii] olarak kabul edilmektedir.

Götheborg Üniversitesi’nin Demokrasi Türleri (V-Dem) Projesini yürüten Anna Luhrmann ve Staffan I. Lindberg’in yakın tarihli bir araştırmasının sonuçlarına göre, seçim otokrasilerinde görülen bu artışın üçte ikisinden fazlası eski demokratik ülkelerin kademeli bir şekilde bozulmasından kaynaklanmaktadır. V-Dem Projesi verilerine göre 2019 yılında, aralarında Amerika Birleşik Devletleri’nin de olduğu tam 24 adet ülke demokrasisi otokratlaşmıştır.

Seçmenler daha iyi bir yaşam vaadi karşılığında otokrasiye yönelebilirler, ancak en azından sağlık açısından seçmenlerin bu beklentileri karşılanmaktan çok uzaktır. Yakın zamanda otokrasiye geçiş yapan Honduras, Nikaragua, Venezuela ve Türkiye gibi ülkelerde, aşağıdaki grafikte de görüldüğü gibi, ortalama yaşam süresi %2 oranında azalmıştır. Çöken sağlık sistemiyle Venezuela hariç, ekonomik farklılıklar hesaba katıldığında dahi otokrasinin sağlıksız etkileri net bir şekilde görülmekte ve ağır bir şekilde hissedilmektedir.

Adil seçim rekâbeti ya da özgür basına ve halka hesap verme baskısının olmadığı kendi  yarattıkları ortamda orokratik liderler, demokratik liderlere nazaran sağlık hizmeti altyapısını güçlendirme ve kronik hastalıkların tedavisini iyileştirme gibi zorlu işleri başarmak için çok daha az motivasyona sahiptir. Türkiye gibi ülkelerdeki otokratlar, halkın sağlığını iyileştirmeye yönelik önlemler almak yerine, etnik ve sınıfsal ayrımcılıkları istirmar etmiş ve iktidarlarını korumak için adam kayırmalara başvurmuştur.

Otokratlaşan bir iktidar insan sağlığına zararlıdır. Otokratlaşmanın uzun ömür üzerindeki olumsuz etkisinin bir kısmı, demokrasinin birçok düşük ve orta gelirli ülkede hızla artan bulaşıcı olmayan hastalıklardan ölenlerin sayısını azaltmak için sağlayabileceği faydaların elde edilememesinden kaynaklanıyor olabilir. Bir ülkenin ne kadar ve ne kadar süreden beri demokratik olduğunun bir ölçüsü olan, bir ulusun demokratik deneyimi, kardiyovasküler hastalıklar[iii], ulaşım esnasındaki yaralanmalar, kanserler ve diğer bulaşıcı olmayan hastalıklardan kaynaklanan ölüm sayılarını azaltmada, gayri safi yurtiçi hasıladan (GSYİH) çok daha önemlidir.

2015 yılında 17 milyondan fazla insanın ölümüne neden olan kardiyovasküler hastalıklar dünya genelinde önde gelen bir ölüm nedenidir. Felç, kanser ve diğer bulaşıcı olmayan hastalıklar, daha yoksul ülkelerdeki 60 yaşın altındaki sekiz milyon insan da dahil olmak üzere, dünya genelindeki ölümlerin üçte ikisinden sorumludur. 2040 yılına kadar, bulaşıcı olmayan hastalıklar, pek çok düşük ve orta gelirli ülkede, tıpkı ABD’de olduğu gibi, yaklaşık olarak aynı oranda nüfusu etkileyecektir.

Geçmişte yapılan araştırmalara göre, ülkelerin demokratik deneyimlerinde yaşanan artışların, 1995 ile 2015 yılları arasında dünya genelinde yalnızca kardiyovasküler hastalıklardan kaynaklanan 16 milyon ölümü engellediği tahmin edilmektedir. Aşağıdaki şekil, demokrasiyle bağlantılı sağlık iyileştirmelerinden hangi ülkelerin yararlandığını göstermektedir. Sağlık alanındaki en büyük gelişmeler, Baltık ülkeleri, Brezilya, Moğolistan, Polonya ve Güney Afrika’da yaşanmıştır. Baltık ülkeleri, Brezilya, Moğolistan, Polonya ve Güney Afrika, demokratikleşme alanında attıkları adımların sonuçlarını sağlık alanında görmüşlerdir. Trajik bir şekilde, ne yazık ki Brezilya ve Polonya da dâhil olmak üzere bu ülkelerden bazıları günümüzde otokrasiye doğru sürükleniyor olabilirler.

Özgür ve adil seçimler, büyük olasılıkla hükümetlerin hesap verebilirliğini ve yanıt verme yeteneğini artırdığından, gelişmiş yetişkin sağlığı sonuçları açısından özellikle önemli görünmektedir. Gerçek bir seçim rekabetinin olduğu ve en az bir kez iktidar devrinin yaşandığı ülkelerde demokrasinin insan sağlığına sağladığı faydalar çok daha fazladır. Bostvana ve Güney afrika gibi 1995 ve 2015 yılları arasında çok partili seçimler yapan, ancak iktidar partilerinde bir değişiklik yaşamayan ülkeler, kardiyovasküler hastalıklardan kaynaklanan ölümleri azaltmada Uruguay ve Zambiya gibi en az bir iktidar değişikliğine tanıklık eden ülkeler kadar başarılı olamamışlardır. Sonuçlar için aşağıdaki grafiğe bakınız. Bununla birlikte, iktidar partisinin birden fazla kez değişmesi de en az bir iktidar devri yaşamış olmanın olumlu veya olumsuz etkilerini artırmamıştır.

Kaynaklar

Kaynaklar: Institute for Health Metrics and Evaluation, Global Burden of Disease Study 2017; University of Gothenburg, Varieties of Democracy (V-Dem) Project (Version Nine). Not: Her bir baloncuğun boyutu o ülkede 2015 yılında kardiyovasküler hastalıklardan ölenlerin sayısına ölçeklenmiştir.Her iki eksen de 1995-2015 yılları arasındaki değişimleri göstermektedir. Rejim değişikliği, çok partili seçimlerin olduğu ülkelerde iktidardaki partinin değiştiği anlamına gelmektedir..

Seçimler ve bir ulusun halkının sağlığı giderek birbirinden ayrılamaz hale gelmektedir. Demokratik kurumlar ve süreçler, özellikle özgür ve adil seçimler, başta kardiyovasküler ve diğer bulaşıcı olmayan hastalıklar açısından nüfusun sağlığını iyileştirebilirler. Seçmenler, demokrasinin gerektirdiği hesap verebilirlik ve uzlaşma yerine daha iyi sağlık hizmetleri sunacaklarını vadeden popülist politikacılara karşı uyanık olmak zorundadırlar.

Çevirenin Notları: Yazı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir ve yazarların görüş ve iddialarını yansıtmaktadır. Yazının çevrilerek paylaşılması ifade edilen görüş ve ileri sürülen iddiaları Sun Savunma net sitesi  ve çevirenin paylaştığı anlamına gelmemektedir.

Yazının orijinal metnine ve sunulan grafiklerin interaktif örneklerine aşağıdaki link üzerinden erişebilirsiniz.

https://www.cfr.org/article/autocracy-hazardous-your-health

 

[i] YSK Kararı – 16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleşmekte olan oy verme işlemleri sırasında, münferit de olsa bazı sandıklarda, Yüksek Seçim Kurulunca gönderilen ve sahte olarak benzerlerinin üretilmesinin engellenmesi amacıyla sandık kurullarına filigranlı olarak teslim edilen oy zarfları ve oy pusulalarının sandık kurullarınca mühürlenmeden seçmenlere verildiği, kullanılan oy zarfları ve oy pusulalarının Yüksek Seçim Kurulunca gönderilen filigranlı oy pusulası ve zarfları olduğu, oy pusulası ve zarflarının mühürlenmemesinin sandık kurulunun ihmali veya hatasından kaynaklandığı, bu sorunun yaşandığı sandıkların bağlı olduğu bazı ilçe seçim kurulları tarafından Kurulumuza şifahi olarak iletilmiştir.

Münferit de olsa bazı sandık kurullarının 298 sayılı Kanunun 77. maddesinin dördüncü fıkrasındaki görevini yapmaması, netice itibariyle yukarıda özetlenen usule uygun olarak sandık kurullarına ulaştırılan oy pusulası ve zarf kullanılmak suretiyle gerçekleşen oylamada, seçmene yüklenebilecek bir kusur olmamasına rağmen Anayasal hakkını kendisinden beklenen yükümlülüklere uygun olarak kullanan seçmenin oyunun geçerli sayılmamasının, yönetime katılma hakkının özünü ortadan kaldıracak bir sonuç yaratacağı açıktır.

Oy kullanma işleminin; seçim güvenliğini sağlamaya yönelik ve sahte oy kullanılmasını engellemek amacıyla getirilen kontrol mekanizmalarına uygun olarak, Yüksek Seçim Kurulunca üretildiğinden kuşku bulunmayan oy pusulası ve zarf kullanılarak gerçekleşmesi halinde, sandık kurulunca mühürleme işleminin yapılmaması tek başına seçmenin oyunun geçersiz sayılması için yeterli değildir. Aksine bir uygulama, bu hakkı korumak için getirilen ve araç niteliğinde olan usul kurallarından sadece birinin ihlalinin, hakkın özünü ortadan kaldıracak şekilde uygulanması sonucunu doğurur ki; bu sonuç, beklenilen amaca aykırıdır.

Bu nedenledir ki, Yüksek Seçim Kurulunca geçmiş yıllarda istikrarlı olarak, Yüksek Kurul tarafından gönderildiğinde şüphe bulunmayan hallerde, sandık kurullarının hata veya ihmali sonucu mühürlenmeyen oy zarfı ve oy pusulası ile seçmene kullandırılan oyların geçerli olduğu kabul edilmiştir.

Anılan karar, sandık kurulunca mühürlenmeyen zarf ve oy pusulası ile kullandırılmış olan oyların belirli şartların gerçekleşmesi halinde geçerli sayılmasını öngören bir karar olup, diğer kontrol mekanizmaları ile sahih olduğu teyit edilmeyen oyların geçerli sayılması sonucunu doğurmamaktadır.

Sandık seçmen listesinde yazılı herkesin oy kullanma hakkı bulunmaktadır. Anayasanın 67 ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 No.lu Protokolün 3. maddesi serbest seçim hakkı bakımından birlikte değerlendirildiğinde, sandık kurullarının hata veya ihmali sonucu mühürlenmeyen oy zarfı ve oy pusulası ile kullandırılan oyların geçerli kabul edilmesi anılan Kanun ve Genelge hükümlerinin amacına aykırılık oluşturmamaktadır. Bu karar, mevcut olan yasa hükmünün değiştirilmesi mahiyetinde olmayıp, oylamanın devam ettiği sırada muhtelif ilçe seçim kurullarından somut olarak intikal ettirilen vakıa ile sınırlı biçimde önceki uygulamalara ve kararlara uygun olarak alınmıştır.

Diğer taraftan 298 sayılı Kanunun 14. maddesinin 10. bendinde; “İl seçim kurulları başkanlıklarınca seçim işlerinin yürütülmesi hakkında sorulacak hususları derhal cevaplandırmak ve seçimin bütün yurtta düzenle yapılmasını sağlayacak tedbirleri almak ve bu hususta gereken genelgeleri zamanında yapmak,” görevi Yüksek Seçim Kuruluna verilmiştir. Bu görev kapsamında, kanuna uygun olarak düzenlenen Genelgede, sandık kurulu başkan ve üyelerinin -10- T.C. YÜKSEK SEÇİM KURULU Karar No: 573 görevleri arasında mühürleme işlemini yapmaları gerektiği belirtilmiş, aynı husus verilen eğitimler sırasında tekrarlanmış, teslim edilen malzemeler arasında bulunan kontrol listesinde de (check list) bu hususa yer verilmiş ve oy verme günü sabahı oy verme başlamadan gönderilen SMS mesajı ile sandık kurulu başkanları oy zarfları ve oy pusulalarının mühürlenmesi için uyarılmıştır. Buna rağmen, oy verme günü bazı sandıklarda bu görevin ihmal edildiği bilgisinin Kurulumuza ulaşması üzerine bu somut durumla sınırlı olarak tedbir almak ve seçim sonuçlarının oy kullanan seçmenlerin iradesine uygun olarak belirmesi amacıyla söz konusu karar alınmıştır.

Bu karar, 11 üyeden oluşan Yüksek Seçim Kurulunca dört siyasi parti (Ak Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, Halkların Demokratik Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi) temsilcisinin de hazır bulunduğu kesintisiz devam eden toplantıda ve henüz hiçbir sandık sonucu Kurula ulaşmadan alınmıştır. Henüz sandık sonuçları belirmeden ve tercihler üzerindeki olası etkisi bilinmeden alınan bu karar, eşitlik ve tarafsızlık ilkesine de uygun objektif bir karardır. Bu itibarla Kurul kararının seçimin neticesine tesir eden bir müdahale olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. https://www.ysk.gov.tr/doc/karar/dosya/5060/2017-573.pdf

[ii] Kâzım Güleçyüz, YENİ ASYA, 26 Temmuz 2019. Rejim tiplerini, demokrasi endeksinde aldıkları puana göre ‘liberal demokrasi,’ ‘seçimli demokrasi,’ ‘seçimli otokrasi’ ve ‘kapalı otokrasi’ olmak üzere dörde ayıran rapora göre 179 ülkenin 99’u ‘demokrasi,’ 80’i ‘otokrasi’ kategorisinde. Türkiye ‘seçimli otokrasi’ rejimine sahip ülkeler arasında yer alıyor.

Türkiye’de son 10 yılda demokraside aşamalı bir ‘erozyon’ yaşandığı belirtilen raporda “15 yıllık popülist yönetimin sonucunda otokratlaşma, demokrasinin bütün yönlerinde geriye gidişe sebep oldu” deniliyor.

Rapora göre son 10 yılda Türkiye’nin demokrasi endeksi puanı yüzde 35 oranında düştü ve bu düşüş  ülkemizi 179 ülke arasında 142. sıraya geriletti. Ukrayna, Afganistan, Irak, Pakistan gibi ülkeler bizden daha ileri.

Raporda, dünya genelinde demokrasiye yönelik en önemli üç tehdit (1) medya, hukukun üstünlüğü ve seçimler üzerinde devletlerin manipülasyonu; (2) yükselen kutuplaşma; (3) dijitalleşmeyle birlikte dezenformasyonun hızla yayılması olarak sıralanıyor. https://www.yeniasya.com.tr/kazim-gulecyuz/secimli-otokrasi_499267

 

[iii] Kardiyovasküler hastalıklar Dünyada ve Türkiye’de en önemli ölüm nedeni olarak bilinmektedir. Ülkemizde her yıl 150.000 – 200.000 insanımız kalp krizi nedeniyle ölmektedir. Bu rakam trafik kazalarından ölenlerin sayısının 2-3 katıdır. Bunların % 20’si kalp krizi geçirdiği anda ölmektedir. Batı ülkeleri ile karşılaştırıldığında ülkemizde kalp krizi sık görülmektedir. Türkiye’de kalp krizi geçirme yaşı erkeklerde 40, kadınlarda 50 yaşlarında artmaktadır. Genç ve seyrek olarak çocuklarda görülmekte ve çoğunlukla ölümle sonlanmaktadır. Özel Rumeli Hastanesi, https://rumelihospital.com.tr/saglik-rehberi/kardiyoloji-saglik-rehberi/kardiyovaskuler-hastaliklar/

 

[1] YSK Kararı – 16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleşmekte olan oy verme işlemleri sırasında, münferit de olsa bazı sandıklarda, Yüksek Seçim Kurulunca gönderilen ve sahte olarak benzerlerinin üretilmesinin engellenmesi amacıyla sandık kurullarına filigranlı olarak teslim edilen oy zarfları ve oy pusulalarının sandık kurullarınca mühürlenmeden seçmenlere verildiği, kullanılan oy zarfları ve oy pusulalarının Yüksek Seçim Kurulunca gönderilen filigranlı oy pusulası ve zarfları olduğu, oy pusulası ve zarflarının mühürlenmemesinin sandık kurulunun ihmali veya hatasından kaynaklandığı, bu sorunun yaşandığı sandıkların bağlı olduğu bazı ilçe seçim kurulları tarafından Kurulumuza şifahi olarak iletilmiştir.

Münferit de olsa bazı sandık kurullarının 298 sayılı Kanunun 77. maddesinin dördüncü fıkrasındaki görevini yapmaması, netice itibariyle yukarıda özetlenen usule uygun olarak sandık kurullarına ulaştırılan oy pusulası ve zarf kullanılmak suretiyle gerçekleşen oylamada, seçmene yüklenebilecek bir kusur olmamasına rağmen Anayasal hakkını kendisinden beklenen yükümlülüklere uygun olarak kullanan seçmenin oyunun geçerli sayılmamasının, yönetime katılma hakkının özünü ortadan kaldıracak bir sonuç yaratacağı açıktır.

Oy kullanma işleminin; seçim güvenliğini sağlamaya yönelik ve sahte oy kullanılmasını engellemek amacıyla getirilen kontrol mekanizmalarına uygun olarak, Yüksek Seçim Kurulunca üretildiğinden kuşku bulunmayan oy pusulası ve zarf kullanılarak gerçekleşmesi halinde, sandık kurulunca mühürleme işleminin yapılmaması tek başına seçmenin oyunun geçersiz sayılması için yeterli değildir. Aksine bir uygulama, bu hakkı korumak için getirilen ve araç niteliğinde olan usul kurallarından sadece birinin ihlalinin, hakkın özünü ortadan kaldıracak şekilde uygulanması sonucunu doğurur ki; bu sonuç, beklenilen amaca aykırıdır.

Bu nedenledir ki, Yüksek Seçim Kurulunca geçmiş yıllarda istikrarlı olarak, Yüksek Kurul tarafından gönderildiğinde şüphe bulunmayan hallerde, sandık kurullarının hata veya ihmali sonucu mühürlenmeyen oy zarfı ve oy pusulası ile seçmene kullandırılan oyların geçerli olduğu kabul edilmiştir.

Anılan karar, sandık kurulunca mühürlenmeyen zarf ve oy pusulası ile kullandırılmış olan oyların belirli şartların gerçekleşmesi halinde geçerli sayılmasını öngören bir karar olup, diğer kontrol mekanizmaları ile sahih olduğu teyit edilmeyen oyların geçerli sayılması sonucunu doğurmamaktadır.

Sandık seçmen listesinde yazılı herkesin oy kullanma hakkı bulunmaktadır. Anayasanın 67 ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 No.lu Protokolün 3. maddesi serbest seçim hakkı bakımından birlikte değerlendirildiğinde, sandık kurullarının hata veya ihmali sonucu mühürlenmeyen oy zarfı ve oy pusulası ile kullandırılan oyların geçerli kabul edilmesi anılan Kanun ve Genelge hükümlerinin amacına aykırılık oluşturmamaktadır. Bu karar, mevcut olan yasa hükmünün değiştirilmesi mahiyetinde olmayıp, oylamanın devam ettiği sırada muhtelif ilçe seçim kurullarından somut olarak intikal ettirilen vakıa ile sınırlı biçimde önceki uygulamalara ve kararlara uygun olarak alınmıştır.

Diğer taraftan 298 sayılı Kanunun 14. maddesinin 10. bendinde; “İl seçim kurulları başkanlıklarınca seçim işlerinin yürütülmesi hakkında sorulacak hususları derhal cevaplandırmak ve seçimin bütün yurtta düzenle yapılmasını sağlayacak tedbirleri almak ve bu hususta gereken genelgeleri zamanında yapmak,” görevi Yüksek Seçim Kuruluna verilmiştir. Bu görev kapsamında, kanuna uygun olarak düzenlenen Genelgede, sandık kurulu başkan ve üyelerinin -10- T.C. YÜKSEK SEÇİM KURULU Karar No: 573 görevleri arasında mühürleme işlemini yapmaları gerektiği belirtilmiş, aynı husus verilen eğitimler sırasında tekrarlanmış, teslim edilen malzemeler arasında bulunan kontrol listesinde de (check list) bu hususa yer verilmiş ve oy verme günü sabahı oy verme başlamadan gönderilen SMS mesajı ile sandık kurulu başkanları oy zarfları ve oy pusulalarının mühürlenmesi için uyarılmıştır. Buna rağmen, oy verme günü bazı sandıklarda bu görevin ihmal edildiği bilgisinin Kurulumuza ulaşması üzerine bu somut durumla sınırlı olarak tedbir almak ve seçim sonuçlarının oy kullanan seçmenlerin iradesine uygun olarak belirmesi amacıyla söz konusu karar alınmıştır.

Bu karar, 11 üyeden oluşan Yüksek Seçim Kurulunca dört siyasi parti (Ak Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, Halkların Demokratik Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi) temsilcisinin de hazır bulunduğu kesintisiz devam eden toplantıda ve henüz hiçbir sandık sonucu Kurula ulaşmadan alınmıştır. Henüz sandık sonuçları belirmeden ve tercihler üzerindeki olası etkisi bilinmeden alınan bu karar, eşitlik ve tarafsızlık ilkesine de uygun objektif bir karardır. Bu itibarla Kurul kararının seçimin neticesine tesir eden bir müdahale olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. https://www.ysk.gov.tr/doc/karar/dosya/5060/2017-573.pdf

[1] Kâzım Güleçyüz, YENİ ASYA, 26 Temmuz 2019. Rejim tiplerini, demokrasi endeksinde aldıkları puana göre ‘liberal demokrasi,’ ‘seçimli demokrasi,’ ‘seçimli otokrasi’ ve ‘kapalı otokrasi’ olmak üzere dörde ayıran rapora göre 179 ülkenin 99’u ‘demokrasi,’ 80’i ‘otokrasi’ kategorisinde. Türkiye ‘seçimli otokrasi’ rejimine sahip ülkeler arasında yer alıyor.

Türkiye’de son 10 yılda demokraside aşamalı bir ‘erozyon’ yaşandığı belirtilen raporda “15 yıllık popülist yönetimin sonucunda otokratlaşma, demokrasinin bütün yönlerinde geriye gidişe sebep oldu” deniliyor.

Rapora göre son 10 yılda Türkiye’nin demokrasi endeksi puanı yüzde 35 oranında düştü ve bu düşüş  ülkemizi 179 ülke arasında 142. sıraya geriletti. Ukrayna, Afganistan, Irak, Pakistan gibi ülkeler bizden daha ileri.

Raporda, dünya genelinde demokrasiye yönelik en önemli üç tehdit (1) medya, hukukun üstünlüğü ve seçimler üzerinde devletlerin manipülasyonu; (2) yükselen kutuplaşma; (3) dijitalleşmeyle birlikte dezenformasyonun hızla yayılması olarak sıralanıyor. https://www.yeniasya.com.tr/kazim-gulecyuz/secimli-otokrasi_499267

 

[1] Kardiyovasküler hastalıklar Dünyada ve Türkiye’de en önemli ölüm nedeni olarak bilinmektedir. Ülkemizde her yıl 150.000 – 200.000 insanımız kalp krizi nedeniyle ölmektedir. Bu rakam trafik kazalarından ölenlerin sayısının 2-3 katıdır. Bunların % 20’si kalp krizi geçirdiği anda ölmektedir. Batı ülkeleri ile karşılaştırıldığında ülkemizde kalp krizi sık görülmektedir. Türkiye’de kalp krizi geçirme yaşı erkeklerde 40, kadınlarda 50 yaşlarında artmaktadır. Genç ve seyrek olarak çocuklarda görülmekte ve çoğunlukla ölümle sonlanmaktadır. Özel Rumeli Hastanesi, https://rumelihospital.com.tr/saglik-rehberi/kardiyoloji-saglik-rehberi/kardiyovaskuler-hastaliklar/

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.