13° Az bulutlu

Osmanlı İmparatorluğu ve Gelibolu Savaşı

ANALİZ - 23 Nisan 2021 17:06 A A

ANZAK Günü

Osmanlı İmparatorluğu ve Gelibolu Savaşı

 

Çıkarmaların yapıldığı 25 Nisan; ‘‘ANZAK Günü’’ olarak anılmaktadır. Avustralya ve Yeni Zelanda ülkelerinde askeri kayıplar için düzenlenen önemli anma günüdür.

 

Yazar: Tim Beck, Steemit.

Çeviren: Ercan Caner, Sun Savunma Net, 23 Nisan 2021

 

 

Kayzer Gelibolu’da, Ekim 1917: soldan sağa Osmanlı Ordusu üniforması giyen Alman Amirali Guido von Usedom, İmparator Wilhelm II, Enver Paşa, Koramiral Johannes Merten. Kaynak: Bilinmiyor.

 

Britanya’nın Korsanlık Eylemi

Birinci Dünya Savaşı kapıya dayandığında bir zamanların güçlü Osmanlı İmparatorluğu çöküşün eşiğindedir. Halkı demoralize olmuş ve yorgundur. İmparatorluk bu dönemde yaşanan birçok savaştan büyük acılar çekmiştir. Topraklarını kaybetmiştir ve ekonomisi de sendelemektedir. Bununla birlikte Türk halkı, Britanya tarafından imal edilecek olan iki adet Dreadnought savaş gemisinin alımı için düzenlenen yardım kampanyasına büyük katkı sağlar. İçinde günah olduğu için şampanya yerine gülsuyunun bulunduğu şişelerin kırılarak denize indirildiği gemilere Sultan Osman ve Reşadiye adlarının verilmesi planlanır. İlk gemi 03 Eylül 1913 tarihinde denize indirilir, fakat ikinci geminin inşasından fon eksikliği nedeniyle vaz geçilir. Brezilya sipariş ettiği bir savaş gemisinin parasını ödeyemeyince, bu gemi parasını önceden ödeyen Türklere teklif edilir. Bu gemiye Sultan Osman adı verilir. Türk halkının büyük umutlarla beklediği gemiler, 29 Temmuz 1917 tarihinde sefer için hazırdır. Fakat son dakikada Britanya Donanma Bakanı Winston Churchill gemilere el koyulmasına karar verir. Avrupa’da ilan edilen savaş gerekçesiyle Churchill İngiliz donanmasının gemilere ihtiyacı olduğuna ve Türkiye’nin sadakatine güvenilmeyeceğine karar vermiştir. O dönemde Türkiye ve Osmanlı İmparatorluğu henüz tamamen tarafsız durumdadır.

Türk halkı büyük bir öfkeye kapılır. Ne de olsa gemilerin parası Türk halkının da fedakâr katkılarıyla önceden ödenmiştir. Barbara Tuchman’ın ifade ettiği gibi bu korsanlık eylemi, Enver Paşa’nın da savunduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu’nun tarafsızlık statüsünden Üçlü İttifaka (Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya) tarafına kaymasına neden olmuştur.

 

Goeben ve Breslau Savaş Gemileri

 Goeben ve Breslau adlı iki Alman savaş gemisi, Avusturya-Macaristan ile Sırbistan arasında savaşın patlak verdiği 28 Temmuz 1914 tarihinde Adriyatik kıyılarında onarımdadır. Gemilerin bulundukları yerde yakalanması istenmediğinden onarımları hızlandırılır ve tam olarak bitirilmeden iki savaş gemisi Akdeniz’e açılır.

Bu arada Fransa ile Almanya arasında savaş başlamıştır ve Fransızlar dev Alman ordusuna karşı koyabilmek için ümitsizce bütün askerlerini Fransa’ya getirme çabası içindedir. Kuzey Afrika’dan Fransa’ya büyük sayıda asker sevkiyatı yapılmaktadır ve Churchill de Britanya donanmasına Fransız gemilerini koruma sağlaması emrini vermiştir.

İki Alman savaş gemisi, Fransızların operasyonunu sekteye uğratmak maksadıyla bu karmaşaya dâhil olur. Ve 04 Ağustos 1914 sabahı, İngiliz Donanmasından Indomitable (Yenilmez) ve Indefatigable (Yorulmaz) adlı iki savaş gemisiyle burun buruna gelirler.

Britanya henüz savaşa girmediğinden gemiler arasında bir çatışma yaşanmaz. İngiltere’nin işgal ettiği Belçika’dan çıkması için Almanya’ya verdiği ültimatomun süresinin dolmasına daha 14 saat vardır. İngiliz savaş gemileri Goeben ve Breslau adlı Alman savaş gemilerini takip etmeyi dener fakat yetişemezler ve iki gemi gecenin karanlığına karışarak uzaklaşmayı başarırlar.

Goeben’in yakıtı hızla azalmaktadır ve kömür yüklemek için bir İtalyan limanına doğru yönünü çevirir. İtalya sözde Almanya’nın müttefiki olmasına rağmen tarafsız kalma kararı almıştır ve Goeben’in limana girişine izin verilmez.

İngilizler, Alman savaş gemilerinin geri dönerek Fransa’nın asker sevkiyat işine müdahale edebileceğini ya da Kuzey Denizi’ndeki Alman donanmasına katılabileceğini düşünmektedir. Fakat Alman savaş gemileri doğuya; İstanbul’a doğru gitme emri almıştır. 06 Ağustos 1914 günü güçlü Alman savaş gemilerine asla bir tehdit oluşturamayacak olan Gloucester adlı bir kruvazör ile karşılaşırlar. Kruvazör, Goeben ve Breslau’yu takip etmeye çalışır, fakat İngiliz Donanma Komutanlığı, Türkiye tarafsız olduğundan ve düşman savaş gemilerine izin vermemekle yükümlü olduğundan Alman savaş gemilerinin Çanakkale Boğazı ve İstanbul’a gitmeyeceğini düşündüğünden takip emrini geri alır.

 

Konstantinopolis – İstanbul

Türk donanması, Enver Paşa’nın talimatı ile Alman savaş gemilerine eskortluk yapar. Fakat Türkiye hâlâ tarafsızlığını koruyorken bu mesele nasıl çözülecektir? Sorun, Alman savaş gemilerinin Türklere satılması ile çözülür.

Almanlar soruna dâhice bir çözüm bulmuştur. Savaş gemilerinin Britanya tarafından çalındığını düşünen Türkler hâlâ büyük bir öfke içindedir ve işte iki güçlü savaş gemisi ayaklarına kadar gelmiştir. Bu aynı zamanda mükemmel bir propaganda malzemesidir de; Britanya onları sırtından bıçaklamıştır ve Almanlar onların yardımına koşmuştur.

Goeben ve Breslau savaş gemilerine Yavuz Sultan Selim ve Midilli adları verilir. Mürettebata fesler dağıtılır ve komutanları Wilhelm Souchon Osmanlı Donanması’nın başına getirilir. 29 Ekim 1914 tarihinde Souchon, Yavuz Sultan Selim ve Midilli savaş gemileri ve onlara eşlik eden bir Türk savaş gemisi filosuyla Karadeniz’e girer ve Rusya’ya yapılan baskında Sivastopol kenti bombalanır.

01 Kasım 1914 tarihinde Rusya Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan eder ve Merkezi Güçler artık sayıca az değildir. Tarihçiler bunun savaşı en az iki yıl daha uzattığı konusunda hemfikirdir. Bu hamle, savaş bittiğinde Osmanlı İmparatorluğu’nun tam çöküşüne de neden olur. Müttefikler çöken Osmanlı İmparatorluğu’nu kemirerek aralarında paylaşırlar. Suriye, Lübnan, Suudi Arabistan ve Irak dâhil birçok yeni ülke oluşturulur ve hatta İsrail’de bir Yahudi devletinin kurulması fikri ilk kez değerlendirilir.

Churchill’in Türk gemilerine el koyması tarihi bir hataya dönüşmüştür. Ve sonuçları bugün hâlâ yaşanmaktadır.

 

Önceki Makale  Hayvan Çiftliğinin Yedi Emri

Gelibolu – Çanakkale Savaşı

Osmanlı İmparatorluğu artık Almanya ve Avusturya-Macaristan ile müttefik olduğundan Orta Doğu’daki Kahire ve Süveyş Kanalı potansiyel bir hedef haline gelmiştir. Avustralya ve Yeni Zelanda’dan ANZAC olarak bilinen kuvvetler Mısır’da Batı Cephesi için siper savaşı eğitimindedir. Bu nedenle, eğitim sonrası Batı Cephesine gönderilmek yerine bölgeyi korumak maksadıyla bulundukları yerde tutulurlar.

Vatan topraklarını savunmak maksadıyla Gelibolu Savaşına katılan küçük yaşta askerler.

 

1915 yılı Şubat ayında İstanbul’u almak ve Türkleri yenilgiye uğratmak için bir deniz harekâtının planlamaları başlar. 18 Mart 1915 günü; kruvazörler ve destroyerlerin eşlik ettiği 18 savaş gemisinden oluşan bir donanma Çanakkale Boğazı’nın en dar yerine karşı bir saldırı başlatır. Bu bölge temizlendikten sonra donanma boğazın içlerine doğru ilerleyecektir. Mayınlara çarpan gemiler birbiri ardına ağır hasar görür veya batar. Genel bir geri çekilme emri verilir ve uygulanır.

Başarısızlığın ardından, daha büyük gemilerin geçebilmesi için boğazı temizleyen mayın temizleme gemilerine fırsat vermeyen mobil Osmanlı topçusunun imha edilmesi için kara çıkarma harekâtı planlamaları başlar. Lord Kitchener, operasyonu planlamak ve yönetmek üzere General Sir Ian Hamilton’u görevlendirmiştir.  Batı cephesinden Fransız ve Britanya birlikleri ANZAK güçlerine katılmak üzere Mısır’a kaydırılır. General Hamilton çıkarma bölgesi olarak Türklerin karşı koymasını beklemediği Gelibolu yarımadasının güney kısımlarına yoğunlaşmayı seçmiştir. Aslında bir tehdit oluşturabileceklerine inanmadığı Türk birlikleri hakkında çok az bilgisi vardır.

Çıkarmanın Güneyde Cape Helles ve Kaba Tepenin kuzeyinde bir yer olarak iki ana bölgeye yapılması planlanmıştır. Plan güneyden çıkan birliklerle Osmanlı birliklerini kuzeye doğru sürmek ve Kaba Tepe kuzeyine çıkarılan müttefik birliklerle önlerini keserek imha etmektir. Operasyonun çok hızlı ve kolay olacağını ummaktadırlar. Kitchener’in Britanya sömürge kuvvetleri hakkında pek fazla bilgisi yoktur. ANZAK askerlerinin yeteri kadar iyi olup olmadığı yönündeki bir soruya hor gören bir tavırla; onlardan beklenen sadece Marmara Denizinde bir seyrüsefer olduğundan yeteri kadar iyiler yanıtını vermiştir.

 

Çıkarma Harekâtı

25 Nisan 1915 günü ANZAC (Australia New Zealand Army Corps) birlikleri planlanan yerin bir mil kuzeyinde karaya çıkarlar. Çıkarma harekâtı gece yapılmaktadır ve karanlıkta çıkarma gemilerinin düzeni bozulur. Karaya çıktıklarında açık bir araziyi bekleyen askerler kendilerini derin yarlar ve sırtlarla kaplı bir arazide bulurlar. Kargaşanın ortasında subayların nerede olduklarını anlamaya çalışırken hafif silah atışına maruz kalırlar. Süngülerini mevzi kazmak için kullanarak yukarıya, sırtlara doğru çıkmak için mücadele ederler.

Çıktıkları yer, sonradan Anzak Koy’u olarak adlandırılacaktır.

Sabah olduğunda daha fazla birlik, bu kez Osmanlı ordusunun ateşi altında karaya çıkar. Askerler çıkarma botlarında ve sahilde öldürülür. Sonrasında Türk topçusu kıyı başını bombalamaya başlar ve en az altı çıkarma botunu imha eder. Fakat müttefik kuvvetler hâlâ sırtlara doğru çıkmak ve yüksek araziyi ele geçirmek için bastırmaktadır. Öğleden sonra tepeyi tutmakta olan Türklerin cephanesi biter ve geri çekilirler.

 

Önceki Makale  Rusya Suriye’de Nereye Kadar Gitmek İstiyor?

 

Bazı Avustralya askerleri tepeye doğru yaklaşırken Türk tümen komutanı Yarbay Mustafa Kemal geri çekilmekte olan Türk birliklerine ulaşmayı başarır. Onlara durmalarını emreder ve cephaneleri olmadığından süngülerini takarak yere uzanır ve düşmanı beklemeye başlarlar. Bu durum Avustralyalıların kafasını karıştırır ve durmalarına neden olur. Bu duruş, Mustafa Kemal’e en iyi alaylarından bir tanesinin, Avustralyalılar tepeye ulaşmadan önce mevzi değiştirmesi için zaman kazandırır. Mustafa Kemal kuvvetlerinin tepeyi tutamaması durumunda bütün Gelibolu Yarımadası’nın kaybedilebileceğini anlamıştır.

Bir Türk ve iki Arap alayı bölgeye ulaşır ve günün geri kalan kısmında çetin bir savaş sürer. Osmanlı askerleri dalgalar halinde Anzak kuvvetlerine saldırmaktadır. Makineli tüfek atışıyla ölenlerin üstünden geçen Türkler saldırılarını sürdürür. Osmanlı ordusu tepeyi elinde tutmayı başarırken Anzak kuvvetleri de batı sırtlarına yerleşirler.

Anzaklar geri çekilme talebinde bulunur, fakat General Hamilton Güney’den daha fazla asker geleceğini söyleyerek bu isteğe karşı çıkar. Güneyden takviye askerlerin geleceği büyük bir yalandır.

Güneyde Lancashire Fusiliers birlikleri açık çıkarma botlarıyla, dikenli tel engelleri ile dolu kum tepelerine bakan ‘‘W’’ kumsalına çıkarlar. Çıkarma öncesi yapılacak bombardıman ile bölgenin Türk askerlerinden temizlenmesi ve dikenli tellerin imha edilmesi gerekmektedir. Bunların hiçbirisi yapılmamıştır. Osmanlı askerleri saklanmış ve sessizlik içinde beklemektedir. Askerler çıkarma botlarından atladıktan ve kumsala doğru ilerlemeye başladıktan sonra savunan güçler kumsalı makineli tüfek atışları ile tararlar.

Çıkarma botlarına çok fazla sayıda asker doldurulmuştur ve ölüm onları botların içinde otururken yakalar. Birçoğu üzerlerindeki ağırlık nedeniyle derin suda boğulur. Dikenli tel engelleri de birçoğunun ölmesine neden olur. Sonunda Lancashire Fusiliers Türklere karşı üstünlük sağlamayı başarır, fakat kayıpları korkunçtur. %60 kayıp oranıyla; 1,000 askerden 600’ü ölmüştür.

‘‘W Kumsalı’’ sonradan Lancashire Çıkarma olarak adlandırılacak ve bu bölgede savaşa katılanların altısına, İngiltere’nin en yüksek askeri nişanı olan Victoria Cross verilecektir.

 

Kayıpların Bilançosu

Son rakamlara göre Gelibolu Savaşında hayatını kaybeden müttefik asker sayısı tahminen 57,000’dir ve 131,000 asker de yaralanmıştır. En fazla kaybı 34,000 asker ile İngilizler vermiştir. Fransızlar 10,000, ANZAK birlikleri ise 4,000 kayıp vermiştir. Osmanlı ordusundan ise 56,000-68,000 arasında kayıp verilmiştir.

Gelibolu Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşındaki tek zaferidir. Sırtları tutan Mustafa Kemal kahraman olarak selamlanır ve övülür, gelecekte modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olacak ve kendisine Atatürk adı verilecektir.

Gelibolu Savaşı, genellikle Avustralya ve Yeni Zelanda ulusal bilinçliğinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Çıkarma harekâtının başladığı 25 Nisan günleri ANZAK Günü olarak bilinmektedir ve iki ülkede de askeri kayıplar ve gaziler için en önemli anma günü olarak kutlanır. 25 Nisan ANZAK Günü’nün anlamı her iki ülkede de Birinci Dünya Savaşı Şehitlerinin anıldığı Ateşkes Günü’nden çok daha büyüktür.

 

Çevirenin Notları: Yazı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir, orijinal metne aşağıdaki link üzerinden erişebilirsiniz.

 

https://steemit.com/history/@tim-beck/the-great-war-centenary-part-four-ottomans-and-gallipoli

 

Yazar Profili

Ercan Caner
Ercan Caner
Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir.
Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını
sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri
(2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO
deneyimlerine sahiptir.
ANALİZ - 17:06 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.
%d blogcu bunu beğendi: