savunmahavacılıkteknolojipolitikaanalizmevduatkriptosağlıkkoronavirüsenflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
17,5972
EURO
17,9562
ALTIN
966,24
BIST
2.505,61
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
28°C
Ankara
28°C
Açık
Perşembe Açık
29°C
Cuma Açık
29°C
Cumartesi Açık
28°C
Pazar Açık
29°C

Kumpasın Tazminatı mı Tazminat Kumpası mı?

Kumpasın Tazminatı mı Tazminat Kumpası mı?

KUMPASIN TAZMİNATI MI, TAZMİNAT KUMPASI MI?

Sincan 1 No’lu F Tipi cezaevinden hâkimlere yazdığım 12 Nisan 2013 tarihli mektupta, “Yaşadığım sürece 28 Şubat soruşturması ve davası kapsamında ortaya konan bütün ‘eserlerin’ unutulmaması, kalıcı olarak gelecek kuşaklara aktarılması için elim, dilim ve kalemim erdiğince her türlü çabayı harcayacağıma söz veriyorum.” diye vurgulamıştım.

Sözümü büyük ölçüde tuttum. Bu konuda iki ayrı kitap, onlarca makale yazdım; bugün bile süren o davanın nasıl bir kumpas olduğunu, dava sonunda 14 komutana verilen cezanın nasıl hukuksuzluklar, usulsüzlükler içerdiğini, sahte belgeler üzerinden yapılan yargılamanın ve verilen cezaların siyasî bir intikam operasyonu olduğunu anlattım, hâlâ anlatıyorum, bundan sonra da anlatacağım.

Şimdi bu makaleyi de o sürecin son parçası olarak ve yine kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla yazıyorum. Bu kez konu şahsımı ilgilendiriyor, ama dediğim gibi, o da sürecin bir parçası sayılır…

Konu; 2012’nin bir Nisan sabahı evimin yaklaşık 20 polis ile basılması, 6 saat kadar süren ev araması, Ankara Terörle Mücadele’de 4 günlük gözaltı ve ardından Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevinde 14 ay (toplam 429 gün) süren tutukluluk; daha sonra Eylül 2013’de başlayıp Nisan 2018’e kadar 4 yıl 7 ay 11 gün – 106 celse süren dava kapsamında Ankara’ya gidip gelmeler, mahkeme kapılarında sürünmeler ve nihayet geçtiğimiz yıl Haziran 2021’de kesinleşen beraat kararını müteakip, 9 yılı aşkın süreç boyunca bana ve aileme yaşatılan haksızlıklara karşı ilgili yasalar çerçevesinde devlet aleyhinde açtığım “maddî ve manevî tazminat davası”

Davanın ilk celsesi 17 Mart 2022 tarihindeydi.

Mahkemeye çıktığımda avukatımın “duruşma için 5 dakikalık bir süre ayrıldığını, dolayısıyla mahkeme başkanının söz vermeyebileceği” uyarısına rağmen, “mağdur” bölümüne geçtiğimizde yerime oturmadan ayakta bekledim.

Başkan kimlik tespitinden sonra oturmadığımı görünce “Buyurun, söyleyecekleriniz var galiba” dedi.

“Evet”, diye yanıtladım. “Avukatım size mağduriyetimle ilgili geniş bir açıklama dilekçesi vermişti. Ben de şimdi size 3 sayfalık ek bir açıklama daha veriyorum. Ancak bunu bir de sözle anlatmak istiyorum” diye konuşmama başladım, özetle şöyle sürdürdüm:

Şunu ifade etmeliyim: Hakkımda bir tazminat miktarına karar vereceksiniz; ancak bilmenizi isterim ki o süreç benim çocuklarıma, torunlarıma bırakacağım bir başka madalyamdır. Hiçbir zaman yaşadıklarımı dramatize etmedim, ah – vah demedim. Zira bizler icabında bu ülke için ölmek üzere yemin etmiş insanlarız; çok sayıda silah arkadaşımız bu ülke için canını, kolunu, bacağını, gözlerini verdi; onlardan utanır da sızlanmayız.

Kaldı ki çok şükür – Sokrates’in dediği gibi – suçsuzduk… 28 Şubat davası da Şemdinli ve Atabeyler ile başlayıp Ergenekon, Malatya – Zirve, Balyoz, Askerî Casusluk, OdaTv, Kozmik Oda, Erzincan – Cihaner, Fenerbahçe – Şike, vb. devam eden bir dizi kumpas davanın son halkasıydı. Soruşturmayı başlatmak üzere eline geçen sözde “belgeleri” götürüp savcıya teslim eden zattan iddianameyi yazan savcılara, bizleri tutuklayan ve her ay tutukluluğun devamına karar veren hâkimlere, TÜBİTAK’çı bilirkişilerden Genelkurmay’daki uzantılara ve hatta bir kısım polisine varıncaya kadar herkes malum cemaatin adamları çıktı. Ona rağmen bu dava bugüne kadar devam etti, ediyor. Bu anlamda beraat etmiş olmanın benim için hiçbir anlamı olmadığını her yerde söyledim, söylüyorum.

O süreçte yaşananları tarihe bırakmak adına iki ayrı kitap yazsam da yazacaklarım bitmedi… Beraat etmiş olsam da hâlâ bu davanın peşindeyim. Ömrüm oldukça bütün o kumpas davalardaki pislikleri, hukuksuzlukları, adaletsizlikleri, sahtekârlıkları yazmaya, çizmeye, Yüce Türk Milleti’nin önüne tarihî bir belge olarak çıkarmaya azimli ve kararlıyım.

Beraat ettikten sonra yasaların bana tanıdığı hakkı kullanmak üzere avukatımla bu davayı açtım. Aslında, açık söyleyeyim, tazminat davası açıp açmamakta uzun süre tereddüt ettim. Çünkü – yönetiminde bulunduğum KUMPASDER’den edindiğim tecrübelerle – tazminat davalarının da adaletsiz ve hakkaniyetsiz bir şekilde yürütüldüğünü gördüm. Suçsuz günahsız yere aylarca, hatta yıllarca demir parmaklıklar ardında yatan, ailesi mahvolan, yuvası yıkılan çok sayıda komutan ve arkadaşıma sakız parası verir gibi tazminatlara hükmedildiğine, % 90’lara varan bir kesimin ise hâlâ onu bile alamadığına, devletin tazminat ödememekte ısrarla işi yokuşa sürdüğüne tanık oldum.

Sayın Başkan ve Değerli Üyeler; şunu bilmenizi isterim ki bu davayı para kazanmak ya da zengin olmak için açmadım. Sizin takdir edeceğiniz para miktarına çok şükür muhtaç değilim. Muhtaç olsam bile askerlik onurumu çiğneyip “muhtacım” demem. Ancak sizden hem adalet hem de hukuk adına “ibret olsun” diye bir karar bekliyorum. Gerçekten adaletin ve hakkaniyetin var olduğunu, iftiralarla cezaevine tıkılan insan yaşamının o kadar da ucuz olmadığını gösterin. Biraz empati lütfen! Yaşadığım durum sizin başınıza gelseydi, hiçbir ilginizin olmadığı bir olayda evinizin basılsaydı, başka bir şehirde, F tipi bir cezaevinde 14 ay gibi bir süre tutukluluk yaşasaydınız, aileniz onca maddî – manevî çilelere katlanmak durumunda kalsaydı, size ve yakınlarınıza vebalı gibi bakıp sizden köşe bucak kaçan insanların oluşturduğu bir toplumsal atmosferin psikolojik ortamında yaşamak durumunda kalsaydınız kendiniz için ne takdir ederdiniz? Vereceğiniz karara ben o gözle bakacağım.

Hükmedeceğiniz miktara eminim devlet zaten itiraz edecektir. Ama sizden “Eskişehir’de de hâkimler var” dedirtmenizi bekliyorum.

Saygılarımla…     

Bu konuşmadan sonra duruşma 30 Haziran 2022 tarihine erteledi.

30 Haziran’da – avukatım Covid nedeniyle gelemediği için – mahkemeye yalnız gittim.

Başkan savcıya mütalâasını sordu. Savcı maddî – manevi tazminat talebimin “kısmen kabulü” yönünde görüş bildirirken; hazineyi temsilen katılan avukat ise “davanın tamamının reddine karar verilmesini” talep etti, iyi mi?

Yani düşünebiliyor musunuz, “iftiraya ya da haksızlığa uğramışsa uğramış, cezaevinde yatmışsa yatmış, kendisi ve ailesi mağdur olmuşsa olmuş, ne var bunda?!” diyor…

Yahu, tamam, Avukat Hanım belki devletin çıkarlarını düşünüyor diyeceğim ama yine de insan böyle bir talepte bulunurken “devlet adına” utanır be!

Ve Başkan “Gereği görüşülüp düşünüldü” diyerek kararını açıkladı:

“Maddî tazminata hak kazandığı 12.04.2012 tarihinden tahliye edildiği 14.06.2013 tarihine kadar kazanç kaybına karşılık 10.485,06 TL maddî, 30.000 TL de manevî tazminat ödenmesine…

Toplam 40.485 TL yani… Sözde bunun bir de faizleri falan varmış…

Şaşırdım. Ben cezaevindeyken açık veya kapalı görüş için 54 kez beni ziyarete gelen eşimin – çocuklarımın ziyaret için ödedikleri yol parası bile belki mahkemenin takdir ettiği maddî meblağın üzerindeydi. Şanlı TSK’nın şerefli üniformasını 25 yıl taşıyıp saygın bir kişi olarak emekli olduktan sonra, emeklilik hayalleri kurarken evinizin bir sabah TEM polislerince basılmasıyla “terörist” olarak algılanmanız, ailenizin ve henüz ortaöğrenim çağındaki çocuklarınızın yaşadığı travma, “darbecilik” gibi bir suçla ve “kaçma şüphesi” gibi bir asker için onur kırıcı gerekçeyle tutuklanma, ailenize ve çocuklarınıza sürekli şüpheyle bakılması, yakın bildiğiniz pek çok kişinin sizden ve ailenizden vebalıymışsınızcasına kaçması, bağlarını kesmesi, telefonlarınıza bile çıkmaması, tanımamazlıktan gelmesi, bir kısım medyada sizi “vatan haini” olarak gösteren yazıların çıkması… Kısacası gerek kişisel gerekse ailevî şeref ve haysiyetinizin, toplumsal konumunuz ve statünüzün yerle bir edilmesi vs. bütün bunların karşılığında size takdir edilen tazminat miktarı 30 bin TL…

Bir an içimden heyete dönüp şunu söylemek geldi:

“Sayın Başkan ve Üyeler… Geçen duruşmada, vereceğiniz karara ‘kendinize biçtiğiniz değer’ olarak bakacağım demiştim. Değerinizi ortaya koydunuz. Eyvallah! Şimdi ben bu parayı mahkeme heyeti olarak size hibe ediyorum, katip ve mübaşir dahil aranızda paylaşıp güle güle harcayın!

Dahası, size şunu da teklif ediyorum: Benim yaşadığım koşulları aynen siz de kabul ederseniz, terörist nitelemesiyle evinizin basılmasını, toplumdan tecrit edilmeyi, ailenizin her hafta sizi ziyarete gelmesini, 14 ay F tipi cezaevinde kalmayı vs. siz de göze alırsanız, 14 ayın sonunda size ekstra 40 bin TL de ben vereceğim, söz veriyorum.”

İşte heyete bunları söylemeyi düşündüm.

Fakat avukatımın duruşma öncesi “Bak benim yokluğumu fırsat bilip mahkemede çıkıntılık yapmaya kalkma, bana da iş çıkarma sakın” diye ısrarlı uyarılarını düşündüm, yutkundum, söyleyemedim.

Söyleyemedim, ama bu tazminat durumunu kamuoyunun bilgisine sunmayı da bir görev saydım.

Değerli Okurlar, bu yazıdan muradım şu: Herkes bu kumpas davalarda ceza alıp beraat edenlere devletin dünya kadar tazminat ödediğini, oralardan aldıkları paralarla insanların zengin olduklarını falan düşünüyor. Bakın, Türk toplumu bilsin diye yazıyorum: Kumpas davalarda cezaevlerinde aylarca hatta yıllarca yatan komutan ve arkadaşlarım arasında halen tazminatlarını alabilenlerin sayısı % 10-20 arası… İnsanlar FETÖ’nün iftiralarıyla yıllarca suçsuz yere cezaevlerinde yattıkları gibi, yıllardır da hâlâ tazminatlarını alamadılar. Devlet konuyu sürüncemede bırakmak ve para ödememek için her türlü “uzatmayı” yapıyor, kararlar o mahkemeden o mahkemeye pinpon topu gibi gidip geliyor, ama bir türlü sonuçlandırılmıyor.

Hal böyleyken, şu bilgiyi de özellikle dikkatlerinize sunmak isterim:

FETÖ’nün pişirip kotardığı kumpas davalardaki mağdurlara para vermemek ya da olabilecek en az miktarda para ödemek için her yolu deneyen devletin 15 Temmuz sonrası açılan FETÖ davalarında yatıp çıkanlara ise aylık ortalama 10 bin TL gibi bir meblağ ödediğini, örneğin FETÖ’cü olduğu için 3 ay yatan birine 30 bin TL tazminata hükmedildiğini (de) öğrendim.

Velhasıl, burada da “tazminat kumpası”na geliyoruz galiba…

Ne diyelim? Yaşasın adalet!

Yorumlar

  1. Selahattin Küçükçolak dedi ki:

    Sevgili ve değerli Kardeşim; senin yerinde olsaydım davayı açarken tazminat miktarını ben belirler sadece 1,-TL’lik tazminat talep ederdim ve bunlardan gelecek Allah’tan gelsin derdim… Ama ortada koskocaman bir Devlet var, her ne kadar devleti ele geçirmiş olsalar da , devletimize vefasızlık bizim karakterimiz değildir. Sevgi ve selamlarımı gönderiyorum…

  2. Altan dedi ki:

    Komutanım öncelikle mücadelenizi hayranlıkla takip ediyorum. Yüreğinize sağlık. Türk Milletini uyandırmak biraz zor!

  3. Levent Kağan dedi ki:

    Komutanım, benim dava istinafta. 2 yıldır dosyanın kapağını kaldırmadılar.
    Gerekçeli kararın açıklanma tarihi: 28/09/2016 (2 ay sonra 7 yıl olacak)
    Haksız zenginleşme olacağı gerekçesiyle itiraz eden Maliye avukatına; 10+ yıllık ömrümü heba ettiniz. Eğer benim DNA mı taşıyan bir çocuk verebilme ihtimaliniz varsa tazminat talebimden vazgeçerim dedim.