savunmahavacılıkteknolojipolitikaanalizmevduatkriptosağlıkkoronavirüsenflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
18,0815
EURO
18,3003
ALTIN
1.020,81
BIST
3.020,01
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
30°C
Ankara
30°C
Açık
Cuma Açık
30°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
32°C
Pazar Az Bulutlu
32°C
Pazartesi Az Bulutlu
33°C

Kıtlık ile Mülksüzleştirme

Kıtlık ile Mülksüzleştirme

Vatansız Para

Kıtlık ile Mülksüzleştirme

Neredeyse dünyada bütün devletleri Vatansız Para ile bağlantısı olan siyasetçiler yönetiyor. Ukrayna-Rusya savaşı, planlanan mülksüzleştirme tuzağı için yeterli olmazsa, bilin ki kendini Tanrı zanneden bu psikopatlar, kendilerine bağlı kukla hükümetler vasıtasıyla savaşı hiç çekinmeden büyüteceklerdir.

 

Osman Başıbüyük, Sun Savunma Net, 22 Mayıs 2022

 

Ukrayna’dan bir görüntü, bayrağını hatırlayınız. Kaynak: JetPunk

The Economist dergisinin kapağı

Halkın gündeminde küresel kıtlık dedikoduları var. Dünya hızla suni olarak yaratılan küresel bir kıtlığa doğru sürükleniyor. Kıtlık ve açlık toplumları derinden etkileyerek köklü siyasi ve ekonomik değişikliklere sebep olur. Tarihte bu hep böyle olmuştur. Eğer dünya suni bir kıtlığa sürüklenmek isteniyorsa bilin ki köklü siyasal ve ekonomik değişiklikler yapılmak isteniyordur.

The Economist dergisinin son sayısında kıtlıktan bahseden önemli bir makale yer alıyor. Bu makaleden esinlenerek de derginin kapağına buğday başakları resmedilmiş, ancak dikkatli bakınca başaklardaki buğday tanelerinin kuru kafalardan oluştuğunu görüyorsunuz. Dergi bize önümüzdeki yıllarda açlıktan kaynaklanan ölümlerin olacağını haber veriyor.

Dedik ki; “kıtlık ve açlık köklü siyasal ve ekonomik değişikliklere sebep olur”. Bizi bekleyen değişikliğin nasıl olabileceğini tahmin etmek için tarihteki örneklerine bakmamız gerekiyor.

İrlanda’da yaşanan patates hastalığı ve komünizm

1840’lı yılların başında İrlanda’da ciddi bir patates hastalığı yaşanmıştı. Hastalık sebebiyle insanların temel gıdası olan patates üretimi durunca çok ciddi bir açlık baş gösterdi. Açlık neticesinde, 6,5 milyon insanın yaşadığı ülkede bir milyon insan öldü, bir milyon insan ise göç etmek zorunda kaldı. Açlık kitlesel göçlere sebep olur. Bunu bir kenara koyun, göç meselesine tekrar döneceğiz çünkü Türkiye’yi çok yakından ilgilendiriyor. Ama şimdi kıtlığın sebep olduğu siyasal dönüşüme odaklanalım.

Dublin kentinde bulunan Kıtlık Anıtı. Kaynak: THE PEN

İrlanda’da da başlayan patates hastalığı kısa süre sonra Avrupa kıtasına yayıldı. 1845-47 yılları arasında Avrupa’da patates hasadı yapılamadı. Tarımsal üretimdeki azalma bütün ekonomiyi kökünden etkiler. Kıtlık döneminde insanlar sadece karınlarını doyurmayı düşündüğünden başka harcama yapmazlar. Bu sefer ekonominin tarım dışındaki diğer sektörleri de çöker. 1840’lı yılların ortalarında Avrupa’da ciddi bir kıtlık ve açlık sorunu yaşanırken Komünist Manifestonun yayınlanması (1848) siyasal bir dönüşümü başlattı.

Aynı dönemde sanayi devrimi işçileri köleleştirmeye başlamıştı. İşçiler günde 13-15 saat çalışıyorlar ancak kazandıkları para, karınlarını bile doyurmaya yetmiyordu. Patates hastalığı sebebiyle yaşanan kıtlık gıda fiyatlarını çok yükseltmişti. Enflasyon halkı eziyordu. Toplumda yönetime karşı çok büyük bir memnuniyetsizlik doğmuştu.  Komünist Manifesto ile işçilerin önüne, “sizi sömüren zenginler olmayacak, hepimiz eşit olup refah içinde daha mutlu yaşayacağız” gibisinden bir ideal konuldu ve işçiler ayaklanmaya kışkırtıldı.

Fransa’da başlayan halk ayaklanması kısa sürede bütün Avrupa’ya yayıldı. Halklar sokaklarda barikat kurmuş, yönetime karşı isyan ediyordu. 1848 halk ayaklanmalarını tetikleyen Komünist Manifesto idi ama halkın sokağa çıkmasının ana sebebi açlıktı. İnsanlar ya bekleyerek açlıktan ölecek ya da çözüm umuduyla mevcut yönetime saldırarak çatışmada can vereceklerdi. Kısacası insanların pek fazla seçeneği kalmamıştı. Çatışarak ölmeyi tercih ettiler. 1848 halk ayaklanmaları siyasal sistemde köklü değişikliklere neden oldu.

Tablo – İsyan, Honoré Daumier (1808-1879). Kaynak: ART HISTORY

O dönemde Avrupa ülkeleri mutlak monarşi ile yönetiliyordu. Yasama, yürütme ve yargıdan oluşan siyasal güç, kralın tekelinde toplanmıştı. Krallar ülkeleri kendilerine akrabalık bağlarıyla bağlı soylularla beraber yönetiyorlardı. Halkın yönetimde hiçbir söz hakkı yoktu. Daha da önemlisi sanayileşmeyle birlikte bir burjuva sınıfı doğmuştu. Bu zengin iş adamları, siyasette söz sahibi olmak istiyordu. Fakat mutlak monarşi gereği devlet yönetiminde hiçbir etkileri yoktu. Komünist Manifesto ile halk, krallık rejimine saldırtılarak siyasal değişikliğin önü açıldı. Tahtını korumak isteyen krallar kendi otoritelerini kısıtlayacak anayasaları kabul etmek zorunda kaldı. Aynı zamanda devlet yönetimi parlamentolara devredildi. Yani meşruti monarşiye geçilmiş oldu.

Bugün olduğu gibi o dönemde de devletler Vatansız Para’dan borç alıyordu. Krallar boğazına kadar Vatansız Para’ya borçluydu. Fakat bütün siyasi otorite kralın tekelinde olduğu için Vatansız Para, parasını tahsil etmekte zorlandığı gibi devletlerin siyasi kararlarını etkilemekte de zorlanıyordu. Yaşanan kıtlık ve açlık sorunuyla birlikte Komünist Manifestonun tetiklediği halk ayaklanmaları siyasal sistemi değiştirmiş, mutlak monarşiden parlamenter monarşiye geçilerek Vatansız Para’nın siyasal sistemde etkili olması sağlanmıştı. Artık Vatansız Para’nın temsilcileri parlamento içinde yönetimde söz sahibiydi.

Joseph Stalin’in insanları açlıktan öldürme politikası sonucu Ukrayna’da yaşanan Holodomor Katliamı yıllarından bir görüntü. Kaynak: Sovfoto/UIG/Getty Images

Tekrar edelim: 1848 yılından itibaren şiddeti benimseyen Marksist hareketler, işçi ve halkın yıkıcı gücünü kullanarak devletlere baskı yoluyla Vatansız Para’nın istediklerini yaptırmak için kullandığı bir silah haline gelmiştir. Mesela Marksist-Leninist temelde kurulan PKK, Türkiye Cumhuriyeti devletine saldırarak 3 trilyon dolar gibi korkunç bir maliyete sebep olarak, devletin borç yükünün artmasına ve Vatansız Para karşısında zayıf kalıp onların dayatmalarına boyun eğmesine sebep olmuştur.

Şimdi bu konuyu bir kenara bırakıp, günümüzde benzer bir mekanizma kullanılarak yaratılmak istenilen siyasal dönüşümün nasıl olacağını tahmin etmeye çalışalım.

Suni olarak yaratılmak istenilen bir kıtlık ile karşı karşıyayız

Dedik ki, komünizm temelli şiddeti benimseyen Marksist-Leninist hareketler, tarihte işçileri ve halkı devlete karşı bir silah olarak kullanmak amacıyla yaratılmıştır. Halkı asıl harekete geçiren ise ideoloji değil, geçim sıkıntısı ve açlıktır. Eğer günümüzde de köklü siyasal değişiklikler yapılacaksa: 1) Halk yine devlete karşı bir silah olarak kullanılmalıdır 2) Halkı harekete geçirmek için açlık ve dolayısıyla kıtlık gereklidir.

Bugün medyada yer alan kıtlık tartışmalarını görüyorsunuz. Peki, bizi bekleyen kıtlık doğal sebeplerle kendiliğinden mi kapımızı çalacak yoksa birileri bilerek mi bu kıtlık sürecini hazırlıyor? Gelin biraz da bu konuya odaklanalım.

2019 yılı sonunda dünya Covid-19 virüsü ile tanıştı. Ortalığa büyük bir korku salındı. Dünya Sağlık Örgütü, hemen küresel salgın ilan etti ve ülkeler kapanmaya zorlandı. 1-1,5 sene insanlar evlerine hapsedildi. Ciddi bir üretim düşüşü yaşandı. Kara, hava ve deniz ulaşımı durduğundan tedarik zinciri kırıldı. Bütün bunlar fiyatlarda bir artışa, hayat pahalılığı yani enflasyona sebep oldu.

Korona ile birlikte mücadele edelim. Kaynak: CONCERN

Dünyadaki enflasyon trendi aslında Covid-19 salgını ile başlamadı. Başlangıcı 2008 yılında ABD yaşanan emlak krizidir. ABD’de Vatansız Para öyle düzenlemeler yaptı ki ödeme gücü olmaya insanlara bile ev kredisi verdiler. Emlak fiyatları o kadar hızlı artıyordu ki, insanlar bu ucuz krediyi alıp kısa sürede büyük kârlar elde edeceklerini düşündüler. Arkasından emlak balonu bilerek patlatıldı ve birçok banka ve finans şirketi iflasın eşiğine geldi. Sonra Vatansız Para, “batmak için çok büyük – too big to fail” kavramını icat etti. Dediler ki; “bu bankalar ve finans kuruluşları o kadar büyük ki iflas etmelerine izin verirsek ABD ekonomisi büyük zarar görür. Ne yapalım o zaman, bunları kurtaralım”. Amerikan Merkez Bankası – FED, kurtarma paketleri kapsamında para basarak bu banka ve finans kuruluşlarının kasalarını yeniden doldurdu. Buna finansal genişleme dediler. ABD, 2008 yılından itibaren karşılıksız para basma işine hız verdi. ABD yapar da diğerleri durur mu? Avrupa Birliği de Çin de Japonya da Türkiye de karşılıksız para basmaya başladı. Böylece piyasalara pompalanan fazladan para her şeyin fiyatının yükselmesini sağladı ve böylece enflasyonist bir ortam hazırlanmış oldu. Arkasından gelen COVİD-19 salgınının yarattığı etkiler, hayat pahalılığı ve enflasyonu biraz daha körükledi. Fakat sistem değişikliği için beklenen yüksek enflasyon seviyesi yakalanamamıştı. Özellikle gıda enflasyonunu tetikleyecek yeni bir şey olmalıydı. Bunu ancak bir savaş sağlayabilirdi. İşte Ukrayna-Rusya savaşı bu amaç için tezgâhlandı.

Dünya gıda programı verilerine göre Ukrayna ve Rusya dünya buğday üretiminin %30’unu, mısır üretiminin %20’sini gerçekleştiriyor. The Economist dergisindeki makaleye göre ise bu iki ülke dünyada üretilen toplam kalorinin %12’sine eş değer tarımsal üretim yapıyorlar. İşte böylesine büyük bir tarımsal potansiyel şu an savaş sebebiyle devre dışı bırakılmış durumda.

Hasat esnasında Rus mermilerinden korunmak için kurşun geçirmez yelek giyen Ukraynalı bir çiftçi. Kaynak: Farmers Weekly

Ukrayna’nın geçen sene ürettiği 4,5 milyon ton buğday, Karadeniz limanlarına hapsolmuş, bekliyor. Eskiden günde ortalama 4 gemi, 200 bin ton buğdayla bu limanlardan ayrılırken şimdi Rusya’nın uyguladığı abluka sebebiyle dünya piyasasına çıkamıyor. Trenlerle Avrupa’ya taşıma çabaları var ama kapasite çok yetersiz. Ukrayna açısından durum seneye daha da kötü olacak çünkü savaş sebebiyle ekim yapılamıyor.

Şimdi Ukrayna’nın buğday, arpa, mısır ve ayçiçeği yağı gibi dünya piyasasına sürdüğü çok önemli bir miktar devre dışı kalmış durumda. Peki, bu alandaki diğer büyük tedarikçi Rusya ne durumda dersiniz? Rusya, dünya buğdayının %18’ini tek başına üretiyor. Putin de Rusya’ya uygulanan yaptırımlar nedeniyle “ben de tarımsal ihracata kısıtlamalar getiriyorum, düşmanca davranan devletlere satış yapmıyorum” dedi. Alın size çok önemli bir tedarikçinin de tahıl ürünleri dünya piyasasına çıkamıyor. Bütün bunlar gıda fiyatlarında anormal bir artışa sebep oluyor.

Gıda fiyatlarının artışına neden olan başka bir etken daha var: Enerji fiyatları. Rusya – Ukrayna savaşı başlar başlamaz enerji fiyatları yükselmeye başlamıştı. Enerji maliyetleri her şeyin fiyatını etkiliyor çünkü ne üretirseniz üretin enerji tüketmek zorundasınız. Putin, ülkesine koyulan yaptırımlara karşılık doğalgaz satışını Ruble ile yapacağını açıkladı. Birçok ülke, dolar dışında başka bir para kullanmak istemediğinden Rusya’dan doğalgaz almak istemiyor. ABD’nin diğer ülkelere, Rusya’dan doğalgaz ve petrol almama konusunda çok büyük bir baskısı var. Bu baskı sebebiyle 11 milyar dolara mal olan ve Ukrayna’yı baypas ederek Rusya’dan Almanya’ya yılda 55 milyar metreküp doğalgaz taşıyacak Kuzey Akımı 2 Projesi bitmesine rağmen askıya alındı; bu hat kullanılamıyor.

Nord Stream 2 boru hattının rotası. Kaynak: Euronews

Diğer yandan Ukrayna kendi üzerinden Avrupa’ya giden doğalgaz akışını kesti. Rusya, Finlandiya’nın NATO üyeliğine başvurmasıyla birlikte bu ülkeye doğalgaz satışını durdurdu. Bütün bu çekişmeler dünya piyasasına enerji arzını azaltırken fiyatların sürekli yükselmesine sebep oluyor. Enerji fiyatlarının yükselmesi otomatikman enflasyonu körüklüyor ve halkın alım gücünü azaltıyor. Böylece 2008 yılında başlatılan enflasyon sürecine Ukrayna-Rusya savaşı ile yeni bir boyut daha etlenmiş oldu.

Gıda fiyatlarının artmasına sebep olan bir başka etken daha var: Dünyada yaşanan gübre krizi. Enerji fiyatlarının yükselmesi mesela Almanya’da bazı gübre fabrikalarının üretimi durdurmasına veya düşürmesine neden oldu. Gübre üretiminde doğalgaz çok önemli bir girdi.

Rusya ve müttefiki Belarus, dünyanın en önemli gübre üreticilerinden. Dünyada üretilen azotlu gübrenin %14’ünü Rusya tek başına üretiyor. Belarus ise potasyumlu gübrenin %41’ini üretiyor. Bu iki ülke uygulanan ambargo nedeniyle veya kendilerine ambargo koyanlara ceza vermek niyetiyle ürettikleri gübreyi dünya piyasasına süremiyorlar.

Diğer büyük bir gübre üreticisi ise Çin. Çin, fosfat temelli gübrenin %24’ünü, nitrojen temelli gübrenin %13’ünü ve potasyum temelli gübrenin %2’sini üretiyor. Çin hükümeti dünyaya gübre satışını yasakladı.

Gübre üretimi konusunda ABD’de de hükümetin kasıtlı uygulamalarından kaynaklanan ciddi düşüşler var.

Mesela Hindistan’da yapılan bir araştırma, yeterli gübre kullanamamanın pirinç üretiminde rekoltenin %10 düşebileceğini ön görüyor. Rekoltedeki %10 düşüş, 36 milyon ton daha az pirinç üretimi demek. Bu rakam, 500 milyon insanın beslenmesine eş değer bir miktar. Yani gübre üretiminde yaratılan suni kriz ciddi bir rekolte düşüşüne ve açlığa sebep olacak.

BM gıda yardım programı

BM dünya gıda programı verilerine göre, covid salığını öncesi dünyada 150 milyon insan gıda yardımına bağımlı idi. Covid salgınından sonra bu rakam 276 milyona çıktı. Şimdi Ukrayna-Rusya savaşının etkisiyle gıda yardımına muhtaç olan insan sayısının 330 milyona ulaşması bekleniyor.

İşin kötüsü, BM gıda yardım programına buğday sağlayan en büyük ülke Ukrayna idi. 2021 yılında BM Ukrayna’dan buğday alarak ihtiyacı olan ülkelere bu yardımı ulaştırmıştı. Fakat bu yıl yardımlar yapılamadı ve savaş devam ederse önümüzdeki yıllarda da yardım yapılamayacak. Özellikle Sudan, Etiyopya ve Somali gibi kuraklıkla boğuşan ülkelerde çok ciddi bir kıtlık problemi yaşanacağı söyleniyor. Kıtlığın vuracağı ülkeler arasında Afganistan, Pakistan ve Suriye gibi ülkeler de var. Ne ilginç öyle değil mi? Bunlar Türkiye’nin göç aldığı ülkeler. Şimdi Somali de hükümet Türkçeyi seçmeli ders olarak koymuş, herhalde ülkede kıtlık sebebiyle yaşanacak kitlesel göçlere istikamet belirliyorlar!

Kaynak: THE CONFERENCE BOARD

Çin tedarik zincirini kırıyor

Hayat pahalılığı ve enflasyona etki eden bir faktör daha var: tedarik zincirinin kırılması. Dünyada COVİD-19 tedbirleri kapsamında maske takmayı zorunlu kılan Batılı devlet kalmadı. Hal böyleyken Çin’de sıfır COVİD politikası kapsamında, koskoca 26 milyonluk bir metropol, Şanghay kapatıldı. İnsanlar evlerine hapsedilerek üretim durduruldu. Şanghay Çin’in en büyük finans ve teknoloji üretim merkezidir. Bu kapanma, sadece Şanghay’da yapılan üretimi etkilemiyor. Şanghay kapalı olduğu için Yangzı Nehri Deltası’ndaki üretimin de dünyaya çıkışı kısıtlanıyor. Dünyanın en büyük konteyner limanı Şanghay’da bulunuyor. Bu bölgenin üretimi Şanghay limanı üzerinden dünyaya açılıyordu. Limandaki kısıtlamalar tedarik zincirini kırdı. Tedarik zincirinin kırılması piyasaya mal arzını düşürdüğü için inanılmaz bir enflasyonist etki yaratıyor ve yaratacak.

Fiyat artışları ile mülksüzleştirme

Başta gıda ürünleri olmak üzere bütün ürünlerde ciddi fiyat artışları var. Dünya hızla yüksek enflasyon ve durgunluğa yani stagflasyona sürükleniyor. Bunu birileri bilerek yapıyor. Peki neden?

2020 yılı Mayıs ayında İngiltere Prensi Charles ve Dünya Ekonomik Forumu başkanı Klaus Schwab kameraların karşısına geçerek Büyük Sıfırlama-Great Reset’i ilan etmişlerdi. Büyük Sıfırlama ne demek?

2016 yılında Dünya Ekonomik Forumu, 2030 yılında dünyayı nasıl gördüğüne dair 8 tahmini içeren kısa bir video yayınlamıştı. Bu tahminlere göre, gelecekte evimiz, arabamız, telefonumuz ve hatta giysilerimiz bile olmayacakmış! Ama biz mutlu olacakmışız! Her şeyi kiralayacakmışız. Çünkü satın almak çok pahalı ve masraflı olacakmış. Satın almak yerine insanlar daha ucuz olan kiralama yöntemini tercih edecekmiş. Her şeyimiz kontrol altında olacakmış! Ama biz yine de mutlu olacakmışız! Yani evimizde bile kameralar bizi takip edecekmiş, bütün harcamalarımız, bütün varlıklarımız kayıt altında olacakmış! Ama biz yine de mutlu olacakmışız!

Şimdi bize gelecekte hiçbir malınız olmayacak diyorlar. Ev, arsa, araba gibi hiçbir malımız-mülkümüz olmayacaksa çocuklarımıza da miras bırakamayacağız demektir. Yani bir bakıma insanlar mülksüzleştirilmek isteniyor. Tarihte kimlerin hiçbir mülkü yoktu hatırlayın! Kölelerin mülkü yoktu. Kölenin hiçbir malı olmaz. Köle, sahibinin ona bahşettikleriyle yetinmek zorundadır. Ve köleler sürekli gözlem altındadır. Sahiplerine saldırmasın, isyan etmesinler diye. Şimdi Vatansız Para’nın sözcülüğünü yapan Prens Charles ve Klaus Schwab sizi köleleştireceğiz diyor. Büyük Sıfırlamanın başka bir açıklaması yok.

Halk ayaklanmaları ve savaş

Peki, insanlar bu köleleştirme tuzağını kabul eder mi? Kolay kolay etmezler. İnsanlar adına kararı verecek, devleti temsil eden hükümetlerdir. O zaman hükümetlere diz çöktürülmelidir. Şimdi zurnanın zırt dediği yere geliyoruz.

Yaratılan suni kıtlık ve enflasyon gıda fiyatlarını öyle noktaya getirecek ki, açlık çeken halklar isyana zorlanacak. Devletler asgari ücrete zam yapacaklar ama bu zam birkaç ay içinde eriyecek. Bu arada şunu düşünün. Devletler vatandaşına verecek parayı nereden bulacak? Devletlerin tamamı gırtlağına kadar borçlu. Peki, bu borç kime? Vatansız Para’ya. ABD’nin borcu 30 trilyon doları aştı. Bu para ödenmesi imkânsız bir miktar. Ama ABD’nin çok problemi olmaz çünkü onların bastığı yeşil kâğıt her yerde iş yapıyor. Peki, Türkiye gibi ülkeler ne yapacak? Türkiye’nin borcu 600 milyar dolar civarındadır. Devlette para yok ki vatandaşına versin?

Asgari ücret 2022 yılı için 4.250 TL oldu. Kaynak: AKPARTİ

Hayat pahalılığı ve açlığın tetikleyeceği olası senaryoyu düşünün: 1) Bir yandan çeşitli yolsuzluklarla suçlanan hükümet, muhalefetin “iktidardan düşünce sizi yargılayacağız tehdidi” altında kendisini iktidarda kalmaya mahkûm hissediyor. 2) Açlık çeken halk, sokağa dökülmüş, hükümetin derdine çare bulması için her geçen gün protestoların şiddetini artırıyor. Sonuçta Vatansız Para’nın sistem değiştirme dayatmalarıyla halkın isyanı arasında sıkışan hükümetler boyun eğecekler ve böylece Vatansız Para’nın insanları mülksüzleştirip köle yapma projesi hayata geçecek. Maalesef önümüzde böyle bir senaryo duruyor.

Buradan devlete sesleniyorum tedbir alın! Yaşanmış olaylardan ders çıkarmamız gerekiyor. Yaklaşık 6 ay önce Kazakistan’da bir halk ayaklanması yaşandı. Hükümet doğal gaza zam yapınca geçim sıkıntısı çeken halk sokağa döküldü. Gösteriler birkaç gün içinde kontrolden çıktı ve devlet binaları yakıldı, kamu malları yağmalandı. Sovyetler Birliği’nin dağıldığı tarihten itibaren iktidarda Nazarbayev vardı. Ülkeyi o kurmuştu. Halk, o ve ailesinin yaptığı iddia edilen yolsuzluklar gerekçesiyle kışkırtılarak Nazarbayev’in ne kadar yaptığı yeni saray, devlet binası varsa hepsi yaktırıldı. Söylenen, bu vandallığı yapanların halkın arasına karışan yabancı guruplar olduğu.

Kazakistan’ın Almaty kentinde kamu binasını ateşe veren protestocular, 05 Ocak 2022. Kaynak: Twitter/@liveumap

Yaz etkisiyle sebze meyve fiyatlarındaki kısmi düşüklük bizim bu yazı atlatmamızı sağlar ama sonbahar ve kış ayları riskli görünüyor. Enflasyonun daha da tırmanmasıyla Türkiye’de de benzer halk hareketleri olabilir. Allah korusun halk sokağa dökülürse, Recep Tayyip Erdoğan nefretini kullanan bazı guruplar, aynı Kazakistan’da olduğu gibi halkı devlet binalarını yakmaya ve yağmalamaya yönlendirilebilir.

PKK, insanların arasına sızarak bu işi gönüllü yapacaktır. Türkiye’de 7-8 milyon siyasi sığınmacı var. Kim bilir bu insanların arasında içimize hangi örgütler sızmıştır? Halkın hayat pahalılığını protesto etmesi doğaldır. Ama halkın arasına girerek devlet malına zarar vermeye çalışanın kafasını halk oracıkta kırmalıdır.

Bakın benzer olaylar Sri Lanka’da da yaşanıyor. Halkın bir avuç pirinç alacak para bulamaması bir isyanı tetikledi. Başbakanın arabasını denize attılar. Bazı siyasilerin evleri basıldı. Milletvekilleri öldürüldü. Benzer olaylar İran’da da yaşanıyor. Fakat kapalı bir ülke olduğu için pek haber alamıyoruz.

Sonuç

Altını çizerek söylüyorum: Vatansız Para’nın bir oyunu ile karşı karşıyayız. Yaratılan suni kıtlık ve enflasyon halkı sokağa döküp devletleri yeni dünya düzenini kabule zorlamak için tezgâhlanıyor. Siyasilere kızgınlık başka, siyasilere kızıp devlete saldırmak başkadır. Herkes bunun ayırımını iyi yapmalı. Yoksa bizim kızgınlığımızı, yıkıcı güç olarak bize karşı kullanacaklar. Sizi kendi kendinize saldırtarak mülksüzleştirme oyununun bir parçası yapacaklar. Herkes bu tuzak karşısında uyanık olmalı.

Bize kurulan mülksüzleştirme-köleleştirme tuzağının en önemli parçası Ukrayna-Rusya savaşıdır. Bir soytarı olan Vilodomir Zelenski’nin Ukrayna’nın başına bu savaşı kışkırtmak için getirildiği çok açık. Peki, Putin farklı mı? Yaptığı her hareket, aldığı her karar, küresel kıtlık ve hayat pahalılığı oyununa katkıda bulunuyor. Rusya içerisindeki kripto yapı tarafından kandırılmış ta olabilir ama büyük ihtimalle o da Zelenski’nin karşısına konulan kötü polistir. Her ikisi de Vatansız Para’nın kuklaları gibi gözüküyor.

Neredeyse dünyada bütün devletleri Vatansız Para ile bağlantısı olan siyasetçiler yönetiyor. Ukrayna-Rusya savaşı, planlanan mülksüzleştirme tuzağı için yeterli olmazsa, bilin ki kendini Tanrı zanneden bu psikopatlar, kendilerine bağlı kukla hükümetler vasıtasıyla savaşı hiç çekinmeden büyüteceklerdir. Finlandiya ve İsveç’in apar topar NATO’ya alınmak istenmesinin sebebi budur. Planın diğer parçası ise kıtlığın yaratacağı kitlesel göçlerle demografik yapısı değişen ulus devletleri yıkarak, planlanan hedefe ulaşmaktır.

Vatansız Para’nın tekelindeki parayı yaratma gücü onların elinden alınmadıkça bu tuzaktan kurtulmak mümkün olmayacaktır.

Yorumlar

  1. Adnan cingil dedi ki:

    Tarih yaşanan savaşlar,ekonomik sıkıntılar,bulaşıcı salgın hastalıklar sonunda hep yeni parasal ve idari sistemlerin doğmasına yol açıldığının örnekleriyle doludur bu defa bu faktörlerin hepsi birden toplu olarak devrede yani belirttiğiniz olumsuz tablonun gerçekleşme ihtimali çok çok yüksek görülüyor…..

  2. Nihat Babaözü dedi ki:

    Bu gün tam bir cehalet içindeyiz.Cahilliğin tanımı yapılırken şöyle deniliyor,gelmekte olan tehlikeyi görememek,yada tedbir almamak.
    Bize bişey olmaz yada Allah büyük deyip geçmek.

  3. Tamer Başpınar dedi ki:

    Komutanım çok güzel izah etmişsiniz. Elinize ağzınıza sağlık. Devletimiz bu cendereden inşallah milletinin gönül bağlarıyla çıkacak. Askerine polisine devlet mulkiyetlerine kalkacak el ayak kafa bizatihi vatandaş tarafından kırılır. Parti ve şahıs düşmanlığı üzerinden oyuna gelmemeliyiz.