savunmahavacılıkteknolojipolitikaanalizmevduatkriptosağlıkkoronavirüsenflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
16,7832
EURO
17,4971
ALTIN
976,05
BIST
2.443,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
27°C
Ankara
27°C
Açık
Pazartesi Açık
27°C
Salı Açık
28°C
Çarşamba Açık
30°C
Perşembe Az Bulutlu
29°C

İsveç ve Finlandiya’ya Hayır!

İsveç ve Finlandiya’ya Hayır!

Terörün Dini, Milleti ve Rengi Yoktur!

İsveç ve Finlandiya’ya Hayır!

Hamdolsun bugüne kadar hiçbir şehidimizin kanını yerde koymadık, koymayacağız. Ama mesele artık kanı yerde koyma-koymama boyutunu aşmıştır. Türkiye’ye ve Türk Milletine yönelik her saldırıya, her ihanet girişimine öyle bir cevap vereceğiz ki, bir daha kimse, değil teşebbüs etmek, böyle bir niyeti aklından dahi geçiremeyecektir, bunu bilin. Bu ülkenin askerini, polisini, korucusunu, kaymakamını, muhtarını, belediye başkanını, herhangi bir memurunu, herhangi bir vatandaşını öldüren terör örgütüne de, onlara yardım ve yataklık eden, siyasi destek veren herkese de dünyayı dar etmezsek, yazıklar olsun bize. Recep Tayyip Erdoğan

Ercan Caner, Sun Savunma Net, 03 Haziran 2022

Ne yazık ki PKK, PYD, YPG gibi terör örgütleri burada cirit atıyorlar. Irak üzerinden buralara gelen 30.000 (Otuz Bin) TIR silah yüklü, mühimmat, araç gereç yüklü bütün bu araçlar kime geliyor, ne için geliyor? E bunun hesabını herhalde sormak bizim hakkımızdır.

Aşağıdaki yazı Türkiye Cumhurbaşkanı ve AKP lideri Recep  Tayyip Erdoğan’ın İngiliz güncel gelişmeler, uluslararası iş, siyaset, teknoloji ve kültür dergisi olan The Economist’e 30 Mayıs 2022 tarihinde yayınlanan ‘‘Recep Tayyip Erdogan on NATO expansion – Recep Tayyip Erdoğan Nato’nun genişlemesi’’ başlıklı makalesininçevirisidir.

Gururlu ve Vazgeçilmez Üye

“Ukrayna’daki savaş, kurallar temelinde işleyen uluslararası düzen, büyük güç rekabeti ve Avrupa-Atlantik güvenliği konusundaki yaygın inanışları sorgulanır hale getirmiştir. Yaşanan en son gelişmeler, tartışmasız olarak tarihte görülen en büyük askeri ittifak olan NATO’ya da yeni bir soluk vermiştir.

NATO üyesi ülkeler bölgede barışa gerçekten katkı yapmayı gerçekten istiyor ve bu hususta gerçekten samimi iseler, öncelikle teröristleri desteklemeyi bırakmalıdırlar. Halen Suriye’de sayısız terörist grup bulunmaktadır. NATO üyesi ülkeler, bunların birçoğuna lojistik destek sağlamış ve halen de sağlamaya devam etmektedir. Örneğin NATO, silah verme konusunda Özgür Suriye Ordusuna büyük oranda destek sağlamaktadır. Eğer bugün PKK savaşçıları Türkiye ile Suriye arasındaki sınır boyunca serbestçe hareket edebiliyorlar ise bunun nedeni; sözde NATO müttefiki olan üye ülkelerin, bu terör örgütüne verdikleri destek ve yaptıkları yardımlardır. Koray Gürbüz, Sputnik, 26 Mayıs 2017

Türkiye 70 yıldan beri NATO’nun gururlu ve vazgeçilmez bir üyesidir. Ülkemiz, demokrasi ve özgürlüğü savunmak maksadıyla Kore’ye asker göndermesinin ardından 1952 yılında ittifaka katılmıştır. Türkiye, Soğuk Savaş dönemi ve sonrasında; Orta Doğu, Kafkaslar ve Karadeniz bölgelerinde sürekli olarak istikrar sağlayıcı bir güç ve kuvvet olmuştur. Türk askerleri de NATO görevleri kapsamında Kosova’dan Afganistan’a dünyanın birçok yerinde görev yapmıştır.

Öte yandan ülkemiz savunma sanayisine milyarlarca dolar yatırım yaparak savunma kapasitesini de artırmıştır. Bu ilave kapasite, Ukrayna dâhil çeşitli savaş alanlarında etkisini gösteren askeri ürünlerin geliştirilmesine yol açmıştır.

Türkiye Olmadan Olmaz!

Türkiye’nin artan kapasitesi hiç şüphesiz NATO’nun dayanıklılık ve gücüne de katkı sağlamıştır. Türkiye’nin NATO’nun kolektif güvenlik misyonuna yaptığı katkıları her zaman takdir eden ortaklarımız, kendi ulusal güvenlikleri tehdit altında olmadığında bu katkıları çabucak unutmuşlardır. Türkiye’nin önemini sadece Balkanlar’daki kriz gibi çalkantılı dönemlerde hatırlayan ortaklarımız uzun vadeli istikrarın Türkiye olmadan da başarılabileceği yanılgısına düşmüşlerdir. Bu nedenle de yakın tehdidin ortadan kaldırılmasının ardından jeopolitik gerçekleri ve bölgede ortaya çıkabilecek potansiyel tehditleri göz ardı etmişlerdir. Ortaklarımızın gerçekleşmesi imkânsız hayalleri, yaşanan uluslararası krizlerin bir sonucu olarak hiç kuşkusuz hep kısa ömürlü olmuştur.

24 Nisan’ı ‘‘Soykırım Günü’’ ilan eden, teröristleri sarayında ağırlayan, Rum-Yunan hayallerini destekleyen, Yunanistan’a yardım maksadıyla bölgeye savaş gemileri göndermeyi teklif eden, ‘‘Türkiye’nin Libya’da ilerlemesine izin vermeyeceğiz’’ diyen, Akdeniz’de gemilerimizi aramaya yeltenen, Türkiye’yi NATO’ya şikâyet eden ve ‘‘NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti’’ diyen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Türkiye Cumhurbaşkanı ve AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan.

Beyin Ölümü

Uluslararası barış ve güvenliğe yönelik tehditler son yıllarda değişmiş ve bu değişim birçok insanın, NATO’nun artık işlevini tamamlayan işe yaramaz bir örgüt olduğuna inanmasına neden olmuştur. Hatta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 2019 yılında yaptığı bir açıklamada ittifakın ‘‘beyin ölümü’’ yaşadığını dahi ifade etmiştir. Aynı kimseler Türkiye’nin NATO bünyesindeki rolünü de sorgulamıştır. Bu acayip hüsnükuruntular ile had safhadaki stratejik uzağı göremezliğin karışımı ittifakın uzun yıllar kaybetmesine neden olmuştur.

Bütün bunlara rağmen Türkiye,  bazı üye devletlerin öngörüden uzak ve zaman zaman sorumsuz tutum ve davranışlarının bir bütün olarak NATO’nun pozisyonunu yansıttığına inanmayı reddetmiştir. Tam tersine; NATO’nun önemini vurguladık ve üye devletlere, NATO misyonlarını ortaya çıkan tehditleri kapsayacak şekilde güncellemek ve örgütü yeni jeopolitik ve küresel sorunlarla daha ilgili hale getirecek adımları atma çağrısında bulunduk. Bu çağrı, Türkiye’nin uluslararası sistemin giderek derinleşmekte olan istikrarsızlığına gösterdiği tepkiyle de uyumluydu.

Terörle Mücadele

Türkiye bu bağlamda, tıpkı diğer uluslararası organizasyonlar gibi NATO’nun da yeni ortaya çıkan güvenlik tehditleriyle başa çıkabilmek için belirli reformları uygulaması gerektiğini savunmuştur. Başta terörizm olmak üzere, birçok üye yönelik doğrudan yapılan saldırılara rağmen kolektif eylem eksikliği güvenlik işbirliğinin altını oymuş ve NATO ülkelerinin vatandaşları arasında organizasyon hakkında derin bir güvensizlik oluşmasına neden olmuştur.

Türkiye bu eğilimi bütün NATO zirvelerinde vurgulamış ve terörle mücadelenin dönüşümü için uluslararası işbirliğinin hayati önemi haiz olduğunu savunmuştur. NATO’nun terör örgütleriyle mücadelesinde istihbari ve askeri alanlarda çok daha güçlü bir işbirliği içinde olmasını, sadece terör saldırılarını önlemekten ziyade, terörün finansmanı ve NATO sınırları içinde eleman devşirme faaliyetlerinin engellenmesini talep ettik. Bu tutumuza bağlı kalmaya devam ediyoruz.

Solda; ABD’nin Ukrayna’ya da bol miktarda verdiği, hava aracı katili olarak bilinen ısı güdümlü Stinger füzesi, sağda ise Rus tankları, zırhlı araçları ve muharebe araçlarına Ukrayna topraklarını dar eden, Ukraynalıların Aziz Javelin adını taktıkları Javelin güdümlü tanksavar füzesi görülmektedir. Her iki silah sistemi de ABD’nin YPG ve PYD’ye yaptığı TIRLAR DOLUSU SİLAH yardımları arasındadır.

Yalnız Bırakıldık

Benzer şekilde, bölgede İkinci Dünya Savaşı’ndan bugüne kadar görülen en büyük mülteci dalgasının ortaya çıktığı bir dönemde, Türkiye’nin çevresinde birçok iç savaş patlarken sınırlarımız ve hava sahamızın güvenliğini sağlamanın yanı sıra insani güvenlik için NATO’dan meşru ve gerekli taleplerde bulunduk. Büyük ölçüde yalnız bırakılan ülkemiz bütün bu krizlerle tek başına mücadele etmiş ve bu gayretleri esnasında büyük bedeller ödemiştir. Oysaki bu krizlerin çözülmesi konusunda NATO bünyesinde atılacak adımlar, gelecekte NATO sınırlarında yaşanacak çatışma ve krizlerle mücadele konusunda organizasyonu hazırlayabilirdi.

Ukrayna savaşı ile ortaya çıkan yeni durum, Türkiye’nin beklentileri ve çağrılarının ne kadar yerinde olduğunu kanıtlamıştır. Türkiye’nin jeopolitik konumunun önemini, bu savaşın neden olduğu yaygın yıkım nedeniyle birdenbire takdir eden üye ülkeler ülkemizin geçmişte bazı adımları atmakta ne kadar haklı olduğunu gördüler. Türkiye, NATO üyelerinden yaklaşan jeopolitik sorunlara hazırlıklı olmalarını talep etmekte haklıydı ve NATO’nun alakasız olduğunu ileri sürenlere rağmen, Türkiye organizasyonunun giderek daha önemli olacağını ifade etmekte kesinlikle haklıydı.

Bütün NATO müttefikleri Türkiye’nin ittifak için kritik önemini kabul ederken, bazı üyelerin ülkemize yönelik tehditleri tam olarak algılayamaması talihsiz bir durumdur. Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğe kabul edilmesinin kendi güvenliği ve örgütün geleceği açısından riskler içerdiği yönündeki tutumunu muhafaza etmektedir. NATO’nun en büyük ikinci ordusunun Beşinci Madde kapsamında savunmasına yardıma gelmesini bekleyen ülkelerin, Avrupa Birliği ve ABD tarafından da terör örgütü olarak kabul edilen PKK’nın eleman temin etme, finansman ve propaganda faaliyetlerini engellemesini beklemek en doğal hakkımızdır.

Türkiye aday ülkelerden bütün terör örgütlerinin faaliyetlerini durdurmalarını ve bu terör örgütü mensuplarının iade edilmelerini talep etmektedir. Bu ülkelerin yetkililerine açık kanıtlar sunduk ve onların harekete geçmelerini bekledik. Türkiye ayrıca bu ülkelerin, NATO üyelerinin terörle mücadele operasyonlarına destek vermelerini de talep etmektedir. Terörizm bütün üyeler için tehdittir ve aday ülkeler organizasyona katılmadan önce bu gerçeği kabul etmek zorundadır. Gerekli adımları atmamaları halinde Türkiye bu konudaki pozisyonunu değiştirmeyecektir.

Silah Ambargoları Ortaklık Ruhuna Aykırıdır

İlave olarak Türkiye, İsveç’in ülkeme uyguladığı türden her türlü silah ambargolarının NATO şemsiyesi altındaki askeri ortaklık ruhuyla bağdaşmadığının altını çizmektedir. Bu tür kısıtlamalar sadece ulusal güvenliğimizi baltalamakla kalmamakta, NATO’nun kendi kimliğine de zarar vermektedir. İsveç ve Finlandiya’nın ittifaka katılma konusundaki uzlaşmaz ısrarı NATO’nun gündemine gereksiz bir madde eklemiştir.

“Amerika, NATO’yu Avrupa’da bir çoban köpeği gibi kullanmaktadır. Nitekim son olarak Ukrayna krizinde NATO, üyelerini Rusya’yı tahrik etmek üzerine kullanmış ve bazılarını silahlarla takviye etmiştir… Türkiye, 1952’den beri NATO’nun üyesi ve bütün hayati sorunlarında Amerika’yı NATO ile birlikte karşısında buldu. Hiç unutamadığımız gerçek, Kıbrıs Harekâtı sonrasında Türkiye’ye Amerikan ambargosunun gelmesi değil midir? 12 Eylül askeri darbesiyle karşımızda yine ABD ve NATO vardı…“ Mehmet Barlas, 16 Şubat 2022

Türkiye’nin yaşanan son gelişmelere kadar tarafsız kalan İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğe kabul edilmesine itirazı, bugüne kadar terör örgütlerinin hedefi olmuş bütün üye ülkeler adına atılan kararlı bir adımdır. Günün sonunda terörün dini, milleti ve rengi yoktur. Her üye devletin, sivil halka zarar vermeyi amaçlayan bütün organizasyonlara kararlı bir şekilde karşı çıkması NATO’nun temel hedeflerinden bir tanesidir. Bu konuda hiçbir ülkenin ayrıcalığı yoktur.

Sorunları çözmek ve küresel barış ve güvenliğe katkı sağlamak söz konusu olduğunda, her zaman kestirme yollar olmayabilir. Ancak başarıya giden yol, bu yolda cesur ve gerekli adımlar atılarak kısaltılabilir. İsveç ve Finlandiya’nın müttefik olmak istedikleri diğer ülkelerin ulusal güvenlik kaygıları ve değerlendirmeleri üzerindeki tutumları, Türkiye’nin bu devletlerle ne ölçüde müttefik olmak istediğini belirleyecektir.

Geçmişte ittifakın genişlemesi konusunda olumlu ve yapıcı bir yaklaşım benimseyen Türkiye ile NATO arasındaki ilişkiyi sorgulamaya cüret edenlerin cahilliği ve hadsizliği bizim duruşumuzu değiştirmeyecektir. Her türlü diplomasi ve diyaloğa açık olan ülkemiz, bu gayretlerin aday ülkelerin tutumlarını değiştirmeye ikna edilmesine odaklanmasını şiddetle tavsiye etmektedir. Ankara’da, terörle mücadele etmek istemeyen hiçbir ülkenin talimat verebileceği bir yetkili bulunmamaktadır. NATO üyelerinin terörle mücadele konusunda çifte standart uygulamaları halinde ittifakın itibarı ve güvenilirliğinin riske gireceğine inanıyoruz.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.