savunmahavacılıkteknolojipolitikaanalizmevduatkriptosağlıkkoronavirüsenflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
14,7767
EURO
15,8424
ALTIN
901,53
BIST
2.482,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
25°C
Ankara
25°C
Açık
Salı Parçalı Bulutlu
25°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
24°C
Perşembe Az Bulutlu
24°C
Cuma Çok Bulutlu
17°C

İlginç Bir Tazminat Davası

İlginç Bir Tazminat Davası

Man Adası

İlginç Bir Tazminat Davası

Mali Suçlar Araştırma Kurulu Başkanlığının 22/12/2017 tarih ve E. 34321 sayılı yazısı ekinde gönderilen raporda belirtilen para hareketlerinin banka cevabi yazısı ile aynı olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca davalı yanca dayanılan bu belgelerin sahteliği hususunda da herhangi bir tespit bulunmamaktadır.

Ercan Caner, Sun Savunma Net, 15 Nisan 2022

İngiliz adalarının en izolesi olan Man Adası’ndan bir görüntü, Kaynak: Tripadvisor

İLK DERECE MAHKEMESİ AŞAMASI

Davacı Neler Demiş?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 13/02/2018 tarihindeki grup toplantısında bir takım belgeler açıklayacağını belirterek müvekkili Cumhurbaşkanı ve yakınlarının yurt dışına milyonlarca dolar para transfer ettiğini iddia ederek Cumhurbaşkanı ve yakınlarına iftira yolu ile hakaret ettiğini; “Dünyanın en korkak adamı, Seni önüne gelen herkes kandırır, Herkesin oyuncağı ve maşası olursun, Senin hangi dümenleri çevirdiğini biliyorum, Her türlü tezgahı çevirir, Firavun, faiz lobisinin liderisin, onlara hizmet ediyorsun, Milletin kanını emdin sen, şeref ve namus yoksunu, Terör örgütüne yardım ve yataklık yaptın, şehidin ölüsünden edebiyat yaparsın, Gayri milli, şerefsiz” gibi ağza alınmayacak hakaret ve iftiralarda bulunduğunu, müvekkilini İŞİD, PYD ve FETÖ gibi alçak terör örgütleriyle ilişkilendirmeye çalıştığını, davalının amacının bir algı operasyonu ile müvekkilinin onur, şeref ve saygınlığını zedelemek olduğunu, daha önceki iftira ve hakaretlerine gerekli cevaplar verildiği halde hala hatasında direttiğini, “aylardır yıllardır çalışıyorsun faiz lobisine, dilimizde tüy bitti, sana defalarca söyledik, sen Türk halkının değil, faiz lobisinin başkanısın, faiz lobisinin liderisin, sen onlara çalışıyorsun, onlara hizmet ediyorsun sen, sen hala işgal edilen bir koltukta fuzuli şagil konumunda değil misin?, Sen hala bu ülkede tefecilere çalışan bir adam değil misin?, Milletin kanını emdin sen, kanını emdin, gelirini emdin” demek suretiyle haksız fiilin şiddetini arttırdığını, davalının milletvekili olmasının kendisine hakaret ve iftirada bulunma hakkı vermediğini, ifadelerinde müvekkiline yönelik üslupsuz hakaretin yasama dokunulmazlığı ile açıklanamayacağını ve müvekkiline açık bir saldırı olduğunu belirterek 500.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihi 13/02/2018 gününden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Solda DAVALI CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sağda DAVACI Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan.

Davalı Neler Demiş?

Dava konusu edilen söz ve ifadelerde hakaret kapsamında görülebilecek tek bir söz bile bulunmadığını, davacı tarafça müvekkilinin konuşmasının başkalaştırılmaya ve bütünlüğünden koparılarak hakaret kapsamlı gösterilmeye çalışıldığını, haksız bir biçimde dava konusu yapılmış olan konuşmada hiçbir bir biçimde hakarette bulunulmadığını, dava konusu edilen ifade ve değerlendirmelerin doğruluğunun kamuoyu ile paylaşılan belgeler ile ispatlanmış olduğunu, yargılama aşamasında yapılacak araştırma ile dava konusu yapılan olguların doğruluğunun taraflarınca ispat edilebileceğini, müvekkili tarafından yapılan açıklamaların kamuoyunu bilgilendirmeye matuf, delillerle destekli, tamamen gerçeklere dayalı ve güncel konulara ilişkin olduğunu, desteksiz ve eleştiri sınırlarını aşan ifadelerin kullanılmadığını, kişilik haklarının ihlali boyutuna ulaşacak beyanlara kesinlikle yer verilmediğini belirterek davanın reddini savunmuş.

İlk Derece Mahkemesinin Kararı

Davalı tarafından 13/02/2018 tarihli grup toplantısında yapılan konuşmanın haksız fiil niteliğinde olduğu, bu haksız fiilden kaynaklı olarak davacının kişilik haklarına ağır saldırıda bulunulduğu, siyasetçi de olsa hiç kimsenin açıkça hakaret teşkil eden bu denli “düşük değerli ifadelere” katlanma yükümlülüğünün bulunmadığı, davacının sıradan bir siyasetçi olarak değerlendirilemeyeceği, kendisinin Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Cumhurbaşkanı olmasından kaynaklı olarak ayrı ve istisnai bir konumunun bulunduğu, bunun gerek Anayasamızda ve gerekse de Kanunlardaki ayrık düzenleme yapılmasından dahi anlaşıldığı, keza davalının da Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanı olduğu ve sorumsuz olmadığı, söylediği sözlerin ne anlama geleceğini bilmesi/bilebilmesi gerektiği, hiçbir hukuk düzeninin ifade hürriyeti adı altında hakaret edilmeyi hoş göremeyeceği gerekçesi ile tarafların sosyal konumları, davalı tarafça işlenen eylemin ağırlığı da dikkate alınarak 130.000,00 TL manevi tazminatın 13/02/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

İSTINAF MAHKEMESI AŞAMASI

İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur,

Davalı Neler Demiş?

Hakimin reddi taleplerinin hukuka aykırı şekilde HMK 42/2 bendi kapsamında geri çevrildiğini, öncelikle kararın bu nedenle yok hükmünde olduğunu, hakimin reddi taleplerinin somut ve haklı gerekçelere dayandığını, adil yargılama için ret prosedürünün uygulanması gerektiğini, tanık ve diğer delillerinin toplanmadan karar verildiğini, yemin deliline dayandıkları halde buna ilişkin prosedürün işletilmediğini, dava konusu olguların ispatı için delillerinin toplanmadığını, iddiaların aksinin davacı tarafından da ispatlanamadığını, vekil edenin konuşmasında hakaret kapsamında görülebilecek tek bir ifadenin bulunmadığını, konuşmada geçen tüm beyanların doğru olduğunu, hakaret niteliğinde bulunmadığını, hükmolunan miktarın fahiş olduğunu, konuşmada isnat edilen olay ve olguların Anayasanın 39. maddesi ve AİHM uygulaması kapsamında ispat hakkının hukuksuzca engellendiğini, dava konusu ifadelerin ayrıca değer yargısı niteliğinde olduğunu, değer yargısı kapsamındaki açıklamanın kısmen de olsa haklılığına değinen verilerin varlığı nedeniyle sözlerin hakaret olamayacağını, siyasetçilere ve yakınlarına yönelik eleştiri sınırlarının daha geniş olduğunu, AİHM kararlarının da bu yönde olduğunu, şahsiyet hakkına yönelik hukuka aykırı bir ihlalin bulunmadığını, yüksek yargı kararlarına göre de müvekkilinin açıklamalarının hakaret kapsamına girmeyeceğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın tümden reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

Davacı Neler Demiş?

Davalının davaya konu asılsız iddialarını, hakaret ve iftira boyutunda sürekli tekrarlayarak tezviratlarını sürdürdüğünü, müvekkilini kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmaya çalıştığını, iftira attıklarını, gösterdikleri herhangi bir dekont veya belgeyi dosyaya sunamadıklarını, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının konuya ilişkin soruşturması sonunda davacı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yakınlarına ait hesaplarda yapılan inceleme neticesinde MASAK tarafından verilen raporda Man adasında bulunan şirketin yurt dışında bulunan hesabına veya yurt dışında bulunan başkaca bir hesaba para göndermedikleri anlaşılıp takipsizlik kararı verildiğini, asılsız, haksız ve gerçek dışı itham ve iddiaların kasıtlı ve sui maksatlı olduğunu, davacı ve davalının bulundukları konum dikkate alındığında davalının iftira ve hakaretlerinin dünya çapında kara propaganda malzemesi olduğunu, davalının isteyerek ve kasıtlı olarak hareket ettiği de gözetilerek hükmolunan tazminatın ölçülü olmadığını kısmen kabul yerine davanın tamamen kabul edilmesi gerektiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın aynen kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

İstinaf Mahkemesinin Kararı

Bölge Adliye Mahkemesince; olayın toplumda yarattığı etki, eylemin gerçekleşme şekli, meydana geldiği zaman, tarafların statüleri, söylenen sözlerin ağırlığı ve yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde ilk derece mahkemesince hükmolunan manevi tazminat miktarının hukuka uygun olup taraf vekillerinin bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmediği, ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile taraf vekillerinin istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.

TEMYIZ AŞAMASI

Bölge Adliye mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı Neler Demiş?

Özetle; ilk derece mahkemesi hakiminin tarafsız davranmadığını, red prosedürünün uygulamaksızın talebin geri çevrildiğini, başta yurtdışına para gönderme olgusu olmak üzere dava konusu tüm olguların ispatına ilişkin toplanması talep edilen tek bir delilin dahi toplanmadan, tanık dinletme isteği karşılanmadan, yemin deliline ilişkin prosedür uygulanmadan verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, esas yönünden ise, müvekkilinin dava konusu konuşmasında hakaret kapsamında görülebilecek tek bir ifadenin dahi bulunmadığını, konuşmada geçen tüm iddiaların doğru olduğunu, bu hususların Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/200649 soruşturma nolu dosyasında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı ile anlaşıldığını, kararda da görüleceği üzere, davalı tarafından açıklanan belgelerin Savcılığa sunulması sonrasında Halk Bankası ve MASAK’a yazılan yazılara verilen yanıtlar ile belgelerin tamamının doğruluğunun tespit edildiğini, dolayısıyla müvekkili davalının açıklamasındaki iddiaların ispatlandığını, her ne kadar iddiaların doğru olmadığı söylenmiş ise de mahkemeye sunulan belge içeriği ile yurtdışında 1 Sterline kurulan Bumerz isimli şirketin ortaklarından birinin ve yöneticisinin davacının akrabalarından Ziya İlgen olduğunun ispatlandığını, yargı tarihinde böylesine fahiş miktarlı bir diğer manevi tazminat kararının bulunmadığını, siyasetçilere ve yakınlarına yönelik eleştiri sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu, siyasetçi ve yakınlarının özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih ettiklerini, siyasetçi ve yakınlarının bu nedenle kendilerine getirilen eleştirilere daha geniş bir hoşgörü göstermek zorunda olduklarını, müvekkilinin açıklamalarının kamuyu bilgilendirmeye matuf, delillerle destekli, tamamen gerçeklere dayalı, güncel konulara ilişkin olduğunu, hayali, desteksiz ve eleştiri sınırlarını aşan ifadeler kullanılmadığını, kişilik hakkının ihlali boyutuna ulaşacak beyanlara kesinlikle yer verilmediğini, yapılan eleştirilerin görünür gerçeklik kapsamında kaldığını, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığını ve bu nedenle davanın tümden reddi gerektiği gerekçesi ile hükmün bozulması talebiyle temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı Neler Demiş?

Özetle; davalının elde ettiği belgelerle müvekkilini ve ailesini vergi kaçırmakla suçlayarak, yurt dışına milyonlarca dolar para transfer ettiğini, müvekkilini bir takım terör örgütleri ile ilişkili olarak gösterme gayreti içine girerek faiz lobisine hizmet ettiğini aleni bir şekilde dile getirdiğini, davalı tarafından “Dünyanın en korkak adamı”, “Seni önüne gelen herkes kandırır”, “Herkesin oyuncağı ve maşası olursun”, “Senin hangi dümenleri çevirdiğini biliyorum” , “Her türlü tezgahı çevirir” , “Firavun” , “faiz lobisinin liderisin, onlara hizmet ediyorsun”, “Milletin kanını emdin sen, şeref ve namus yoksunu”, “Terör örgütüne yardım ve yataklık yaptın, şehidin ölüsünden edebiyat yaparsın”, “Gayri milli, şerefsiz” gibi ağır hakaretleriyle müvekkilini İŞİD, PYD ve FETÖ gibi terör örgütleriyle ilişkilendirmeye çalıştığını, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca olaylara ilişkin olarak bir kısım dava dışı kişiler hakkında açılmış olan soruşturma neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini ve bu kararın kesinleştiğini, davalının haksız fiili sebebiyle müvekkiline gerçek dışı ithamlarda bulunması, davacının doğrudan kişiliğini hedef alması, onur ve saygınlığına saldırıda bulunması nedeniyle telafisi mümkün olmayan bu zararın giderilmesi için davanın tamamının kabul edilmesi gerektiği gerekçesi ile temyiz yoluna başvurmuştur.

Man Adası Litte Switzerland (Küçük İsviçre) kentinde dört yatak odalı bir evin görüntüsü. Kaynak: OnTheMarket

Uyuşmazlık ve Hukuki İnceleme

Davalı Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 13/02/2018 tarihindeki parti grup toplantısında davacı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında sarfettiği sözlerin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olup olmadığı ve ifade özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığı, buradan varılacak sonuca göre davalının manevi tazminatla sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır. Dava konusu edilen 13/02/2018 tarihli grup toplantısında kişilik haklarına saldırı niteliğinde oluşturduğu iddiasına ilişkin sözlerin bir kısmı şu şekildedir;

Man Adası Belgeleri

“…..Efendim hatırlar mısınız bilmiyorum. 17 Aralık 2017’de bir grup toplantısı yapmıştık ve ben Man Adası belgelerini açıklamıştım. Sahtedir diyorlardı, ben sormuştum, Recep beye sormuştum. Recep bey, senin oğlunun, dünürünün, kardeşinin, eniştenin, eski özel kalem müdürünün 1 Sterlin’e kurulan Man Adasındaki şirketle bağlantısı nedir diye sormuştum. Önce kaçtı cevap vermedi. Bir daha sordum, kaçtı cevap vermedi, bir daha sordum, sonra dedi ki bunların tamamı sahtedir dedi. Önce 29 Kasım 2017’de söylediği şu “Bugüne kadar o kürsüden salladığın her kağıt ya yalan ya yanlış çıktı, bu defa kendisini kimin, nasıl, hangi sahte belgelerle aldatıp o kürsüye çıkardığını bilmiyorum diyor. Benim adım Recep Bey değil, benim adım Kemal Kılıçdaroğlu, seni önüne gelen herkes kandırır, ama bu gariban kardeşinizi kimse kandıramaz. Kimse kandıramaz. Sen herkesin oyuncağı ve maşası olursun,

Kaynak: The Travel Bunny

Para Hareketleri Aynı

Hepsi sahte diyor, sonra defalarca ama defalarca sahte sahte sahte, götür savcılığa ver diyordu, verdik Savcılığa, Savcının iddianamesini okuyorum. Savcının iddianamesinden bir bölüm okuyorum. “Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Bülent Tezcan tarafından Cumhuriyet Başsavcılığımıza teslim edilen dekontlar üzerinde yapılan incelemede dekontlarda belirtilen para hareketlerinin, Halk Bankasının 21/12/2017 tarihli yazısı ekinde gönderilen para hareketleri ile Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının 22/12/2017 tarih ve Esas 34321 sayılı yazısı ekinde gönderilen raporda belirtilen para hareketleri ile aynı olduğu görülmüştür.” Yani diyor ki Savcı, ilgili genel başkan yardımcısının getirip bize verdiği belgelerle Halk Bankasının ve MASAK’ın Mali Suçları Araştırma Kurulunun verdiği belgeler aynı belgelerdir diyor. Şimdi ben Recep beye soruyorum; İstifa edecek misin? İstifa edecek misin? Namusun, namusun, şerefin ve haysiyetin varsa 1 dakika o koltukta oturmazsın.

Elli Sefer Araştırma

Sahte diyordun. Sahte diyordun, avukatın da sahte diyordu, yandaşların da sahte diyordu, seni destekleyen herkes sahte diyordu, e verdik savcıya, hiçbirisinin sahte olmadığı çıktı ortaya, yahu zaten biz elli sefer araştırmadan konuşur muyuz? Benim adım Recep bey mi? Benim adım Kemal Kılıçdaroğlu, bakarım, ederim, soruştururum, araştırırım, ondan sonra konuşurum. Seni her önüne gelen aldatır. İlkokul mezunu çocuk bile seni aldatır. Obama seni aldatır, PKK seni aldatır, El Nusra seni aldatır, YPG seni aldatır, ama bu kardeşinizi hiç kimse aldatamaz, hiç kimse! Ve sormuştum kendisine, “efendim bu bir ticari ilişki” demişti, “şirket sattılar” demişti. E soru sordum yahu, basit bir soru, “hangi şirketi sattı?” 1 Sterline Man Adasında kurulan bir şirkete 15 Milyon Dolarlık hangi şirketi sattın? Şerefin varsa bu soruya cevap verirsin, namuslu adamlarsa bu soruya cevap verirsin, şerefin ve namusun varsa, soruya cevap verirsin. Eğer benim sorduğum sorulara, benim sorduğum sorulara şeref ve namus sahibiysen, oturur adam gibi cevap verirsin. Sana söylüyorum, bana sorduğun her sorunun cevabını verdim ben. Bana sorduğun her sorunun cevabını verdim. Şimdi ben sana soru soruyorum, niye kaçak güreşiyorsun, niye korkuyorsun, neden cevap vermiyorsun? Ben de biliyorum senin niye cevap vermediğini, senin hangi dümenleri çevirdiğini biliyorum. Hanedanın o 1 Sterline kurulan şirkete 15 Milyon Dolarlık şirketi nasıl ve hangi gerekçelerle sattığını da çok iyi biliyorum. Sen bana otur adam gibi cevap ver, kaçak güreşme! Oturacaksın, Kılıçdaroğlu sen bu soruyu sordun, ben sana cevabını veriyorum diyeceksin Verir mi? Veremez efendim veremez, ne cevabı verecek. Cevap verecek hali mi var? Ancak yalan atar, iftira atar, karalama yapar, her türlü tezgâhı çevirir. Her türlü tezgâhı. Kandırılan bir adam bu memlekete faydalı olamaz. Bakın, kandırılan bir adam bu memlekete faydalı olamaz. Bu memleketin başını belaya sokar, herkesin bunu çok iyi bilmesi lazım.

Ekonomi Perişan Vaziyette

Tabii kandırılıyor, memleketi bu hale getiriyor, ama memleketin bir de ekonomisi var, perişan vaziyette. Sanmasın ki Erdoğan bu soruları burada keseceğim. Sen cevap verinceye kadar bu soruları sana sormaya devam edeceğim. Milletin önüne, milletin huzuruna, yahu benim önüme çıkmaktan korkuyorsun, dünya kadar televizyonun var, niye çıkmıyorsun karşıma? Adamlarını da al gel, kimi istiyorsan al gel. Vallahi de billahi de yalnız çıkacağım. Neden biliyor musunuz? Neden korkuyor biliyor musunuz? Her firavunun bir Musa’sı var biliyorsunuz. O firavunun Musa’sı da benim, kimse bundan endişe etmesin. O firavunun Musa’sı da benim. Biz namusumuzla siyaset yapıyoruz, Türkiye’nin çıkarlarını düşünerek siyaset yapıyoruz; yalan üzerine siyaset yapmıyoruz, cebimizi doldurmak için siyaset yapmıyoruz, çocuklarımıza dünürümüze akrabamıza yandaşımıza “git sen de Man Adasında bir şirket kur, Türkiye Cumhuriyeti Devletine vergi ödemeyelim diye kaçmıyoruz. Ülkemizi seviyoruz biz. Çünkü biz bu ülkenin çıkarlarını bütün çıkarların üstünde tutarız, bütün çıkarların. Hanedan oturmuş devletin başına, istediği gibi ahkâm kesiyor. Sanıyor ki, ben çok bağıracağım, çok çağıracağım Kılıçdaroğlu geri adım atacak. Sen kim oluyorsun da bize geri adım attıracaksın, sen, senin ne gücün yeter, ne de feriştahın yeter senin.

Man Adası – Kişi Başına GSYİH

Faiz Lobisinin Başbakanı

Ben şimdi size Erdoğan’ın konuşmasından bir bölüm okuyacağım, yeni yaptığı bir konuşma. Şöyle diyor Bay Recep; “Birileri hâlâ görmezlikten geliyor. Geçenlerde bir banka kârını açıklıyor, 6 küsür milyar TL. Biz bu faiz lobisine mi çalışacağız?” Günaydın Recep Bey, aylardır yıllardır çalışıyorsun faiz lobisine, dilimizde tüy bitti, sana defalarca söyledik. Sen Türk Halkının değil, faiz lobisinin başbakanısın, faiz lobisinin liderisin sen, onlara çalışıyorsun, onlara hizmet ediyorsun sen.

Herkes Seni Kandırdı

Esnaf ziyareti yaptım, bu da hemen koşa koşa gitmiş esnaf ziyareti yapmaya, esnafı hatırlamaya başlamış. Beni takip et Erdoğan, beni takip et! Herkes seni kandırdı, bu kardeşin seni kandırmayacak. Sana hep doğruları söyleyeceğim, her yerde her ortamda doğruları söyleyeceğim.

Kim İktidar Kim Muhalefet?

CHP iktidarda Erdoğan muhalefette, bankalara kızıyor, Merkez Bankasına kızıyor, Bankacılık Düzenleme Denetleme Kuruluna kızıyor, ey Kılıçdaroğlu niye müdahale etmiyorsun diyor. E ben sana sorayım Recep Bey, 15 yıldır bu memleketi senin yönettiğinin sen hâlâ farkında değil misin? Sen hâlâ işgal edilen bir koltukta fuzuli şagil konumunda değil misin? Sen hala bu ülkede tefecilere çalışan bir adam değil misin? Milletin kanını emdin sen, kanını emdin, gelirini emdin. Şimdi şikayet ediyor.

Üç zırh giymiş ve altın mahmuzlarla süslenmiş Man Adası bayrağı, 01 Aralık 1932 tarihinden bu yana ülkenin resmi bayrağıdır.

Tefeciler de Kandırıyor

Birileri kandırıyordu. Sana bir sır daha vereyim, kimse duymasın. Şimdi seni tefeciler de kandırıyor. Sevgili Erdoğan, Sevgili Recep Bey, seni tefeciler de kandırıyor, yüksek faizlerle senden para alıyorlar, senden para çekiyorlar. Sen onlara hizmet eder konuma geldin.

Sevsinler Senin CHP’ni

Sen memleketi bu hale getirdin. Bu hale getirip, şimdi şikâyet ediyorsun; hem suçlu, hem güçlü buna denir işte. Hem suçlu hem güçlü. İnsanda biraz ar damarı olur ya, utanma duygusu olur ya. Hem memleketi bu hale getireceksin, hem şikâyet edeceksin, hem de zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkacaksın hiçbir kusuru yokmuş gibi. Sorumlu kim? Sorumlu CHP. Sevsinler senin CHP’ni.

DNA araştırmalarına göre bazı Man Adası sakinlerinin geçmişi Vikinglere kadar uzanmaktadır. Kaynak: Sassy Jane Genealogy

Türkiye’nin DNA’sı ile Oynandı

Son 15 yılda, son 15 yılda, Türkiye’nin DNA’sıyla oynandı iki kurumda, DNA’sıyla oynandı, biri ordu, diğeri Milli Eğitim. Bir ülkeyi geriletmek için, bir ülkeyi batırmak için iki şeyle oynayacaksınız; bir orduyla, iki Milli Eğitimle. Ordu,. Ergenekon, Balyoz operasyonlarını kim yaptı? Kim yaptı? FETO’nün ordunun içinde yuvalanmasını sağlayanlar hangi şerefsizlerdi, hangi şerefsizlerdi onlar? Genelkurmay Başkanlığı, yahu Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay Başkanını terörist diye hapse attılar yahu. Genelkurmay Başkanını devletin bütün sırlarına vakıf olan bir adamı terörist diye hangi şerefsizler hapse attılar, hangi şerefsizler? Kalkmış bana şereften namustan bahsediyor. Kimse kusura bakmasın, şeref ve namus yoksunu bir insan şeref ve namustan söz edemez.

Dünyanın En Korkak Adamı

Şimdi kalkmışlar bana kahramanlıktan söz ediyorlar. Neymiş? Recep Bey kahramanmış. Ne kahramanı ya, ne kahramanı, kendi toprağından IŞID’in desteğiyle kaçan, Süleyman Şah Türbesini kaçıran adamdan kahraman mı olur Allah aşkına yahu, dünyanın en korkak adamı. Dünyanın en korkak adamı, kahraman diye geçiniyor. Söylüyorum, bir daha söylüyorum, sen Türkiye Cumhuriyeti tarihinin gelmiş geçmiş en korkak adamısın. En korkak adamı, sen kendi toprağını, kendi askerini, yahu bir insan kendi toprağından kaçar mı yahu, Süleyman Şah Türbesinden kaçar mı? Kaçırılır mı türbe yahu, kim? Simdi ben bir soru daha sorayım, Sen Süleyman Şah Türbesini kaçırırken IŞID’la işbirliği mi yaptın, yoksa IŞID’dan korktun mu? Bunun cevabını istiyorum. Cevabını istiyorum. Bir daha söylüyorum gözlerinden öperek söylüyorum, Sevgili Recep Bey gözlerinden öperek söylüyorum; sen Süleyman Şah Türbesini kaçırırken IŞID’dan mı korktun, yoksa IŞID’la işbirliği mi yaptın? Verir mi cevabını? Ben de biliyorum cevabını veremez, ama soru soracağız, bu soruları soracağız.

Paradise Papers belgeriyle gündeme gelen Man Adası Douglas kentinde bir sokağın görünümü. Fotoğraf: Paul Ellis/AFP/Getty Images.

Bir Sterline Şirket

Man Adasında şirket kuruyorlar. Yahu işçi şirket mi kurdu, köylü şirket mi kurdu, ev kadını şirket mi kurdu? 1 Sterline şirket kuracaksın, 15 milyon dolarlık ticaret yapacaksın. Ortalıkta gezeceksin, dönüp bana namustan ve şereften söz edeceksin. Hadi canım sen de, sen ne anlarsın namustan ve şereften. Namus da yok, şeref de yok.

Terör Örgütü PYD Lideri

Kızmasının sebebi ne biliyor musunuz? Sebebi şu; PYD liderini Yargıtay kararına rağmen, Yargıtay kararına rağmen ki, Yargıtay terör örgütüdür dedi PYD, Yargıtay kararına rağmen Ankara’ya davet etti. Altına kırmızı halılar serdi. Oturdu, konuştu, sohbet etti. Devletin bütün sırlarını paylaştı ve terör örgütü lideri bakın oturdu konuştu. Ben de milletvekili arkadaşıma dedim ki Sayın Mahmut Tanal’a, “yahu bunlar hakkında terör örgütüne yardım ve yataklık yapmaktan git suç duyurusunda bulun dedim, o da gitti suç duyurusunda bulundu. Hangi konularda? “Terör örgütünün propagandasını yapmak…” Evet, Salih Müslim’i çağırıp devlet erkânı karşılıyorsa, e bundan daha büyük terör örgütü propagandası mı olur? Başka… “Terör örgütüne yardım ve yataklık…” Vallahi de billahi de PYD’nin liderine hem yardım yaptılar, hem yataklık yaptılar, yardım ve yataklık yaptılar. Söyledim, bak ben seni suçluyorum, sen ağzımı açtıkça dava açıyorsun hakkımda, bunun hakkında da bir dava açsana. Sevgili Recep Bey, sen terör örgütüne yardım ve yataklık yaptın, sen ve ekibin sen ve ekibin, terör örgütüne yardım ve yataklık yaptınız. Bekledim, dava açamıyor, açamıyor. Açsa ne olacak? Rezil olacak, çünkü mahkeme kararıyla terör örgütüne yardım ve yataklık yaptığı tescil edilmiş olacak Efendim “suçu ve suçluyu övme” e bundan daha büyük övme mi olur? Çağıracaksın PYD’nin liderini, altına kırmızı halılar sereceksin, tokalaşacaksın, ağırlayacaksın, yemek yiyeceksin, ona övgüler düzeceksin, e bundan daha büyük ne olabilir övme? Efendim “suçu ve suçluyu bildirmeme” bu da önemli bir suç. Mahkeme kararı, Yargıtay kararı PYD’yi terör örgütü olarak tanımlamışsa ve onun lideri gelmişse, yakasından tutacaksın götüreceksin adliyeye teslim edeceksin, polise teslim edeceksin. Terör örgütünün, terör örgütünün herhangi bir üyesi için bu yapılmıyor mu? Yapılıyor. Niçin bunun için yapmadılar? Bu soruya cevap istedim, cevap yok Recep Bey’den. Cevap yok, dut yemiş bülbüle dönüyor bu soruları duyunca. Sen dut yemiş bülbüle döndün, seni dut yemiş bülbüle döndüreceğim zaten, sen hiç endişe etme, dut yemiş bülbüle döndüreceğim seni. Az önce dedim ki, Sevgili Recep Bey herkes seni kandırabilir, seni aldatabilir ama bu kardeşin seni kandırmaz, seni aldatmaz, sana hep doğruları söyler. Hep doğruları söyledim. Dedim ki, senin ne işin var Suriye bataklığında? Türkiye’yi Ortadoğu bataklığına niye sürüklüyorsun? Kim haklı çıktı? Ben haklı çektim. Süleyman Şah Türbesini neden kaçırdın arkadaş? Orası bizim toprağımız yahu. Bir insan kendi toprağından kaçar mı yahu? Dut yemiş bülbüle dönmüş vaziyette, hiç cevap yok. Man Adasında şirket kurma, hanedan şirket kurdu orada. Yahu vergi ödeyeceksen bu memlekete öde vergin kardeşim. Neden Man Adasına gidiyorsun şirket kuruyorsun, neden kendi ülkende vergi vermiyorsun? Bu ülkenin garibanı, fakiri, fukarası, sanayicisi, işadamı vergi verir de, bu hanedan niye Türkiye’de vergi vermez? Vergi vermemek için her türlü dümeni çevirir? Bu soruların cevabı yok. Salih Müslim’i söyledim, neyse en sonunda İçişleri Bakanlığı terör listesine aldı. Bu, Mahmut Tanal bunu unutma, terör listesine aldı, bunu da götüreceksin o dilekçene ekleyeceksin. Suç duyurusunda bulunduktan sonra terör listesine alındı, yardım ve yataklığı artık İçişleri Bakanlığı da kabul ediyor. Anlaştık mı? Güzel.

PKK Saldırıları

Bana saldıranların başında PKK geliyor. Şavşat’tan Ardanuç’a giderken PKK saldırdı, bir askerimiz şehit oldu, Allah rahmet eylesin, ailesine de başsağlığı dileklerimizi ilettik. PKK, hiçbir lidere, hiçbir siyasi lidere saldırmamıştır, ben hariç. Ben daha nasıl ağzı dolu dolu PKK terör örgütüdür ya da değildir diyeyim? Yahu bana saldırdı terör örgütü, sana saldırmadı. Sen gittin onunla masaya oturdun sen, sen gittin onunla İmralı’da masaya oturdun.

Çocuklarını Askerden Kaçıran Adam

Çocuklarını askerden kaçıran adamı düşünün, çocuklarını askerden kaçıran adam, efendim milliymiş, ne milliliği yahu, gayri milli bir adam, millilik edebiyatı yapıyor. Kimse kendisinde olmayanı öne çıkarır, kendisinde olmayanı, kendisinde olan bir şeyi öne çıkarmaya gerek yok, zaten bizdeyiz, efendim ben milliyim diyorsan, demek ki burada bir sorun var, gayri millisin sen. Vallahi de billahi de gayri milli. Bir daha yemin ediyorum, vallahi de billahi de gayri milli, yahu çocuğunu askere göndermeyeceksin, kendi topraklarından kaçacaksın, Yunanistan Ege Adalarını işgal etmiş ses çıkarmayacaksın, oturacaksın sadece ve sadece Kılıçdaroğlu ile uğraşacaksın. Senin boyun yetmez buna Recep Bey, senin boyun yetmez. Bir daha soruyorum. Devletin kozmik odasını, devletin kozmik odasını, harim-i ismetini FETÖ örgütüne, bir terör örgütüne açan şerefsizler kimlerdir? Bir daha soruyorum, kozmik odasını, kozmik odasını, terör örgütüne açan şerefsizler kimlerdir?

Tourists enjoying the views in Douglas, which once drew visitors in their hundreds of thousands. Photograph: Alamy

Asker Bizim Askerimiz

Efendim, Türkiye üzerine oyun oynandı dedim, iki temel genleriyle oynandı, iki temel konuda dedim birisi orduydu. Ordunun genleriyle oynandı; komutanları istifa ettirdiler, ordunun moralini bozdular, ama iyi ki Cumhuriyet Halk Partisi var. Her aşamada gittik ordumuza askerimize sahip çıktık. Asker bizim askerimiz, onların kahramanlıkları destanlıkları bizim destanımızdır, bizim kahramanlık hikâyelerimizdir. İki, Milli Eğitimle oynadılar. Milli Eğitimin tam amin FETO’ye teslim ettiler. Bir daha soruyorum, Milli Eğitimi FETÖ’ye teslim eden şerefsizler kimlerdir?, o şerefsizler kimlerdir?”

İlgili Hukuk Yönünden İnceleme

Kişilik Hakları Zarara Uğrayanların Manevi Tazminat Isteme Hakları

Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde; “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.

Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” düzenlemesi mevcuttur.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesinde ise;

“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.

Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.” hükmü yer almaktadır.

Görüldüğü üzere TBK’nın 58. maddesi gereğince kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır.

Bu genel açıklamalardan sonra uluslararası metinlerde ifade özgürlüğünün nasıl yer aldığının da incelenmesinde yarar bulunmaktadır:

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 90. maddesinin son fıkrası;

Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmünü içermektedir.

Bu durumda, mahkemelerce önlerine gelen uyuşmazlıklarda usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar ile iç hukukun birlikte yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir.

Hâl böyle olunca, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS/Sözleşme) konunun nasıl düzenlendiğinin ve Sözleşmenin uygulanmasını sağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM/Mahkeme) kararları ilgili mevzuat kapsamında değerlendirilmelidir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesi;

“Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar…

Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” hükmünü içermektedir.

Man Adası parlamentosuna ev sahipliği yapan Tynwald binası. Fotoğraf: Paul Ellis/AFP/Getty Images.

Usule İlişkin Temyiz İtirazları

Davacı vekilinin usule ilişkin temyiz itirazları bulunmamaktadır. Davalı vekilinin usule ilişkin temyiz itirazlarına gelince; davanın mahiyeti de dikkate alınarak ve ayrıca yargılamanın gereksiz yere uzamasına sebebiyet vermemek için bu hususlar bozma nedeni yapılmamıştır.

Esasa İlişkin Temyiz İtirazlarının Değerlendirilmesi

Genel İlkeler

İfade Özgürlüğü

İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup toplumsal ilerlemenin ve her bireyin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir.

Konuya ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine değinmekte fayda vardır. Sözleşmenin 10. maddesinin ikinci fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın “demokratik toplum” olmaz (Handyside/Birleşik Krallık/Başvuru No: 5493/72, 07.12.1976/parag. 49).

Anılan sözleşmenin 10. maddesinde benimsenen ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması gerekmektedir (Pakdemirli/Türkiye kararı, Başvuru No: 35839/97, 22.02.2005).

İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da sözleşmenin 10. maddesinin 2. fıkrasında belirtilmiştir. Burada çözülmesi gereken temel sorun ifade özgürlüğü ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın hangi ölçütlere göre saptanacağıdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) & İfade Özgürlüğü

AİHM önüne gelen uyuşmazlıklarda yapılan müdahalenin ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediğini aşağıdaki kriterleri uygulayarak tespit etmektedir:

   i. Müdahalelerin yasayla öngörülmesi: AİHM Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “yasayla öngörülme” ifadesinin, ilk olarak, itiraz konusunun iç hukukta bir dayanağı olması gerektiğini ancak söz konusu ifade hukuki normların ilgili kişinin erişiminde olmasını, sonuçlarının öngörülebilmesini ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmasını gerektiren kanun niteliğine de atıfta bulunmaktadır (Association Ekin/Fransa, Başvuru No: 39288/98; Ürper ve diğerleri/Türkiye kararı, Başvuru No: 14526/07, 14747/07, 15022/07, 15737/07, 36137/07, 47245/07, 50371/07, 50372/07 ve 54637/07, 20.10.2009).

 ii. Müdahalelerin meşru bir amaç izleyip izlemediği: Sözleşme’nin 10/2. maddesine göre, “…bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

Görüldüğü üzere yasayla düzenlemek şartıyla ve “başkalarının şöhret ve haklarının korunması” amacıyla ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği kabul edilmekte olup sınırlama haklı olsa bile, bu kez sınırlamanın orantılılığı gündeme gelecektir (bkz. sınırlamanın orantısızlığı konusunda Pakdemirli/Türkiye kararı). Kişilik hakkının korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi iyi sağlamak gerekmektedir.

 iii. Müdahalelerin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı: AİHM ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun temel yapılarından birini oluşturduğu ve toplumun gelişimi ve bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından biri olduğunu hatırlatır (Lingens/Avusturya, Başvuru No: 9815/82, 08.07.1986). İfade özgürlüğü istisnalara tâbi olsa da, bu istisnalar dar bir biçimde yorumlanmalı ve sınırlama nedeni ikna edici bir biçimde ortaya konmalıdır (Observer ve Guardian/Birleşik Krallık, A Serisi no: 216, Başvuru No: 13585/88, 26.11.1991).

İfade Özgürlüğü Demokratik Toplumun Temel Yapılarından Biridir

AİHM ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun temel yapılarından birini oluşturduğu ve toplumun gelişimi ve bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından biri olduğunu hatırlatır (Lingens/Avusturya, Başvuru No: 9815/82, 08.07.1986). İfade özgürlüğü istisnalara tâbi olsa da, bu istisnalar dar bir biçimde yorumlanmalı ve sınırlama nedeni ikna edici bir biçimde ortaya konmalıdır (Observer ve Guardian/Birleşik Krallık, A Serisi no: 216, Başvuru No: 13585/88, 26.11.1991).

Hangi Yarar Daha Üstün?

Bu açıklamalardan sonra üstün yarar ve yararların tartılması ilkesine de değinmekte fayda vardır. İfade özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının hukuka uygunluğu kabul edilecektir. Böylece burada yararlananlardan birisinin değeri, diğeri karşısında üstün tartılmış olacak, üstün olan yarar karşısında sınırlanan yarar hukuksal korumadan yararlanamayacak, bu yararın sahibi artık hukuka ayrılık iddiasında bulunamayacaktır. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2017/508 E.2019/6001 K., 2016/2726 E.2018/8112 K. 2017/4017 E. 2018/8111K.)

Kaynak: The Sentinel

İfade Özgürlüğü, Hoşgörü ve Çoğulcu Demokratik Düzen

Açıklanan nedenlerle; ifade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); Bekir Coşkun, B. No: 2014/12151, 4/6/2015; Mehmet Ali Aydın,B. No: 2013/9343, 4/6/2015; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015).

İfade Özgürlüğü ve İncitici, Şoke Edici ya da Endişelendirici Bilgi & Düşünceler

İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012 ve AYM; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B. No: 2015/1220, 18/7/2018).

Kaynak: Freedom of Speech to Journalists

İfade Özgürlüğü & Halkın Seçilmiş Temsilcileri

İfade özgürlüğü, temsil ettikleri seçmenlerinin kaygılarına dikkat çektikleri ve onların menfaatlerini savunmak zorunda oldukları için halkın seçilmiş temsilcileri bakımından özel bir öneme sahiptir (AİHM; Lombarda ve diğerleri Malta, B. No: 7333/06, 24/4/2007).

Siyasi ortamda kullanılan ifadeler maddi temelleri olmasalar bile ifade özgürlü kapsamındadır

Öte yandan; maddi olgular ile değer yargısı arasında da ayrıma gidilmeli, değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı gözetilmelidir (AİHM; Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986). Zira, taraflara değer yargılarının doğruluğunu ispat külfeti getirilmesi, hakkın kullanımını imkânsız kılacaktır. Bununla birlikte, değer yargısının da makul bir olgusal temele sahip olması gerektiği, orantılı ve ölçülü bir biçimde ifade edilip edilmediği denetlenmelidir (AİHM; Jerusalem/Avusturya, B. No: 26958/95, 27/2/2001). Siyasi ortamda kullanılan ifadeler maddi temelleri olmasalar bile ifade özgürlüğü kapsamındadır. (Lombardo and Others v. Malta Application No:7333/06, 24.04.2007)

İfade Özgürlüğüne Yapılan Müdahale

Ayrıca, ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere, en geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa’nın 12. maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014). Bu itibarla, Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez. Bunu ancak davanın bütününe bakarak anlayabiliriz.

Şöhret ve İtibar vs İfade Özgürlüğü

Bu tür davalarda mahkemece yapılması gereken; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından şu hususları göz önüne almak gerekmektedir: Dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği göz önüne alınmalıdır. (AYM; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B. No: 2015/1220, 18/7/2018)

YARGITAY – SOMUT OLAYIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında; Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı olan davalının kamuoyuna hitaben yaptığı birçok konuşmada davacı yakınları tarafından yurt dışına usulsüz para aktarıldığına ilişkin iddialarda bulunduğu, bu iddialarını Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmüş olan soruşturmalara dayandırdığı anlaşılmaktadır. Konuşma TBMM çatısı altında parti grup toplantısı sırasında yapılmış olup, siyasi niteliktedir.

Bu durumda göz önünde bulundurulması gereken ilk husus, davanın taraflarının konumlarıdır. Bir yanda konuşmaların yapıldığı dönemde Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanlığı görevinde bulunan davalı, diğer yanda ise davacı seçilmiş Cumhurbaşkanı bulunmaktadır. Eleştirilerin hedefinde olan davacının konumu ve tanınırlığı nedeniyle makul eleştiri sınırları daha geniş kabul edilmelidir. Temsil ettiği seçmenlerinin talep, endişe ve düşüncelerini politik alana aktaran ve onların çıkarlarını savunan seçilmiş kimseler için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu açıktır. Bu sebeple ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlama, eğer bir siyasetçinin ve özellikle somut olayda olduğu gibi dönemin ana muhalefet partisi genel başkanının ifade özgürlüğüne yönelik ise dava konusu istemlerin çok daha sıkı bir denetimden geçirilmesi gerekmektedir.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

Olayımızda göz önünde tutulması gereken ikinci husus ise, davalının konuşmalarında dile getirdiği iddiaların kamusal çıkarlarla ilgili olup olmadığıdır. Toplumu yakından ilgilendiren konuşmaların çerçevesinin baskın bir şekilde politik alanda kaldığı ve kamuyu ilgilendirdiği açıktır. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı davacının yakınlarının adının geçtiği soruşturmaların ana muhalefet partisi lideri olan davalının sıkı ve yakın denetimi altında olması doğaldır. Bu nedenle de davacının şöhret ve itibarı ile davalının ifade özgürlüğünün çatıştığı mevcut davada dengelemenin yapılması sırasında kamunun menfaatlerinin gözetilmesi son derece önemlidir. Kaldı ki davalı, dava konusu konuşmasında doğrudan davacının şahsını hedef almamış, konuşmasını esasen davacının siyasi kimliğine yöneltmiştir. Yapılan tartışmada kamu yararı bulunmaktadır.

Somut uyuşmazlıkta göz önünde bulundurulması gereken üçüncü husus ise, dava konusu söz ve ifadelerin değer yargısı ya da maddi olgu mahiyetinde olup olmadığı hususunun doğru bir şekilde belirlenmesidir. Davalı yanca sarf edilen ve işbu davaya konu edilen ifadeler bir bütün halinde bir kısmı değer yargısı diğer kısmı ise olgusal temele dayalı değer yargısı mahiyetindedir. Bu nedenle davalı yanca iddia olunan hususların ispatı gerekmemektedir.

Davalının davaya konu ve TBMM’de yaptığı konuşmalarda ileri sürdüğü iddialar davacının yakınlarını ilgilendiren ve bir kısım swift gönderimi içeren banka para hareketlerine ilişkin bilgi ve belgelere dayandırılmaktadır. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 15/01/2018 tarih 2018/460 Karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı ile sabit olduğu üzere, Halk Bankası Galata Ticari Şubesince verilen 21/12/2017 tarihli cevabi yazıya göre Man Adasında faaliyet gösteren Bellway Limited şirketinin belirtilen banka şubesinde bulunan hesabından yüksek miktarda yabancı paraların davacı yakınları dava dışı kişilerin hesabına aktarıldığı ve yine Mali Suçlar Araştırma Kurulu Başkanlığının 22/12/2017 tarih ve E. 34321 sayılı yazısı ekinde gönderilen raporda belirtilen para hareketlerinin banka cevabi yazısı ile aynı olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca davalı yanca dayanılan bu belgelerin sahteliği hususunda da herhangi bir tespit bulunmamaktadır.

Kaynak: planet ware

Buna göre davaya konu söz ve ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, kamu yararı içeren siyasi açıklamalar olup baskın şekilde politik alanda kalmaktadır. Demokratik toplumda müdahaleyi gerekli kılan bir hal söz konusu değildir. Aksine demokratik toplumun korunması ve çoğulculuğun sağlanması için ifade özgürlüğü kapsamında korunmalıdır. Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin istikrar bulmuş içtihatlarına göre de ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı ve davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığından, davalının tazminat ile sorumlu tutulması yerinde görülmemiş, davanın tümden reddi gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

YARGITAY & SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK 373/1. maddesi gereğince ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı sebeplerden dolayı HMK 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA,  dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3.815,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, 26/01/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

Davacı  Avukatının Açıklaması

Davacı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatı Doç. Dr. Hüseyin Aydın’ın, davalı Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik’in açıklamalarıyla ilgili yaptığı basın açıklaması aşağıdadır:

‘‘Sayın Cumhurbaşkanımız adına, CHP Genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu aleyhine açılan tazminat davalarının dört tanesi Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir. Bugün itibariyle kesinleşen başka bir dosya bulunmamaktadır.

Kesinleşen bu dosyalar nedeniyle Kemal Kılıçdaroğlu, asıl alacak ve ferileriyle birlikte toplam 165.000 TL ödemeye mahkum edilmiştir.

Yargıtay kararında özetle ifade özgürlüğünün sınırsız olmadığı, ifade özgürlüğü kullanılırken başkalarının şeref ve itibarına saygı gösterilmesi gerektiği vurgulandıktan sonra Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik olarak kullandığı ifadelerin ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığı, davalının ifade özgürlüğünü kullanırken ödev ve sorumluluklarına özen göstermediği dava konusu açıklamaların siyasi bir eleştiriden çok kişisel saldırı niteliğinde olduğu, kullanılan ifadelerin kamusal tartışmalara katkı sunma kapasitesinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Bahsi geçen Yargıtay kararlarında Man adası iddiaları ile ilgili olarak ise Masak  raporuna dayalı olarak verilen takipsizlik kararına konu belgenin ‘‘olgu’’ olarak kabul edilemeyeceği gibi belgenin ve diğer araştırmaların Sayın Cumhurbaşkanımızla ilgisinin bulunmadığı vurgulandıktan sonra, Man adası iddiaları bağlamında davalı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef alan açıklamalarının da kişisel saldırı niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır.

Douglas Head Fotoğraf: Jim Linwood

Yargıtay kararlarına atfen, sosyal medya mecralarında yapılan bir kısım açıklamalar, gerçeği yansıtmadığı gibi, bu nitelikteki açıklamalar ve haberler mahkeme kararlarının sorumsuzca çarpıtılmasından başka bir anlam taşımamaktadır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.