Site Rengi

Sun Savunma Haber

Daeş Terörü Nasıl Çıktı

Berk Özer

Berk Özer Yük. Müh. Berk Özer İzmir’de doğan Özer, Maltepe Askeri Lisesinden mezun olmuş, Kara Harp Okuluna devam etmiş ve devamında Kara Harp Okulundan ayrılmıştır. Boğaziçi Üniversitesinde İngilizce eğitimi alan Özer, İstanbul Ticaret Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünden Onur Başarı Belgesi ile mezun olmuştur. İstanbul Ticaret Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsünde “İleri Planlama Teknikleri” üzerine yazdığı yüksek lisans tezi ile “CB-SPT” metodunu geliştirmiş ve Endüstri Yüksek Mühendisi unvanını almıştır. Halen Ulusal Strateji ve Uluslararası İlişkiler eğitimini devam ettirmekte ve özel sektörde E-Ticaret & Dijital Kanallar üzerine Üst Düzey yöneticilikler yapmaktadır. Özer, VeryansınTV Gazetesinde de dış politika hakkında yazılarını paylaşmaktadır.

 

Daeş Terörü Nasıl Çıktı

 

Berk ÖZER, Sun Savunma.Net, 13 Ocak 2020

2010 yılının sonunda Tunus’ta Muhammed Buazizi meyve sattığı tezgâha zabıta el koyduğu için vücuduna benzin dökerek kendisini yaktı. 26 yaşındaki Buazizi’nin ölümü, Tunus’ta bardağı taşıran son damla oldu. Ülke çapında bir hareket yaşandı ve Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali devrildi. Hareket bir ay gibi kısa bir zamanda, sınırların ötesine taştı ve artık sözde Arap Baharı başlamıştı.

Sözde Arap Baharı’nın başlamasıyla birlikte Mısır’da ordu, Mübarek’i bıraktı ve 30 yıllık hükümdarlığı, 18 günde Tahrir Meydanı’nda son buldu. Libya’da isyancılar çok hızlı bir şekilde silahlandılar. Kaddafi linç edilerek öldürüldü. Yemen’de aylar süren gösterilerin ardından Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih yetkilerini devretmek zorunda kaldı. Sıra Suriye’ye gelmişti. Baas rejimlerinin en güçlü olduğu iki ülke, Irak ve Suriye idi. Maalesef ki Daeş de, bu iki ülkede ortaya çıktı. Suriye’deki Baasçılar Arap Alevileri olmasına rağmen, Iraktakiler Sünni Araplardı. Hafız Esad, 1970’te darbe ile gelerek devlet başkanı oldu. Suriye’de nasyonalist, sosyalist ve laik bir rejim kuruldu. Bu rejimde ülkede azınlık olan Aleviler yönetimde bulunuyorlardı. Avustralya Ordusu Özel Harekât Timi’nde 2009 sonrasında Suriye’de görev almış Shane Bell bu durumu şöyle özetliyor: “Irak’ta birlikte olduğumuz insanlar Şii idiler ve Facebook üzerinden Esad’ı öven sözler paylaşıyorlardı. Suriye’deki çalışma arkadaşlarım ise Sünni’ydi. Bu yüzden Facebook hesabımı kapatmak zorunda kaldım.”

2000 yılının Haziran ayında Hafız Esad ölünce, yerine oğlu Beşar Esad geçti. Beşar Esad Batı’da okumuş, tıp eğitimi almış ve bir dönem de İngiltere’de doktorluk yapmış genç biriydi. Uluslararası kamuoyu, Suriye’ye genç bir reformist geldiğini düşünüyordu. Beşar Esad ilk konuşmalarında, Batı’nın da hoşuna gidecek şekilde ekonomiyi dünyaya açacağından, idari ve adalet reformu yapacağından bahsetti. Bu söylemleri Batı, liberal değişimin bir tonu olarak algıladı. Sivil toplum kuruluşları oluşturdular. İçlerinden olağanüstü halin kalkması, parti ve sendikaların kurulması yönünde talepler dillendirilmeye başlandı. Bunların dillendirilmeye başlanmasıyla birlikte, ülkedeki cıvatalar yeniden sıkılmaya başlandı. 2001 baharında tutuklamalar başladı. Esad yönetimi, İran ve Hizbullah’a yaklaştı.

Birkaç yıl sonra Ankara’nın telkinleriyle birlikte Esad olumlu bir hava estirdi. 2008 yılında Paris’te tüm dünya liderleriyle birlikte 14 Temmuz törenlerindeki yerini aldı. Aralarında Müslüman Kardeşler’in de bulunduğu bir cephe, Şam Deklarasyonu’nu yayınladı. Suriye’de değişim talep ettiler. Ancak talepleri karşılık bulmadı. Beşar Esad 11 yıldır iktidarda olmasına rağmen, 41 yıllık olağanüstü hal uygulamaları hala duruyordu. Tunus’ta başlayan sözde Arap Baharı, 41 yıllık Suriye rejimine ulaştı. Göstericiler sokaktaki yerlerini almaya başlamışlardı. Esad yönetimi bu duruma müdahale etmek için diyalog sözü verdi. Fakat ölümler arttıkça protestolar büyüdü. Yüz binlerce insan sokaklara döküldü ve tanklar 31 Temmuz 2011 günü Hama’ya girdi. Uluslararası kamuoyu hareketlendi. BM Genel Sekreteri diyalog çağrısı yaptı. Ankara Esad ile görüştü. Buna karşılık Esad reform yapacağı izlenimi verdi.

Suriye ordusundan ayrılan Albay Musa Riyat El-Esad, Özgür Suriye Ordusu’nu kurdu. AB ve ABD Esad’ın görevi bırakmasını talep ettiler. Suriye muhalif grupları, 3 Ekim 2011 yılında İstanbul’da toplandı. Ölenlerin sayısı 5 bin, tutuklananların sayısı ise 15 bine yaklaşmıştı. Tam bu sırada Suriye’de El-Nusra cephesi çıktı. Küçük bir gruptu. Youtube’a yüklenen bir video ile amaçlarını duyurdular. Rejimi yıkıp, yerine selefi bir devlet kurmak istediklerini açıkladılar. Nusra teröristleri, Ankara’yı İslami olmamakla suçladılar.

İlk yazımızda belirttiğimiz gibi, 5 Ocak 2012’de ABD’nin son birliklerinin de Irak’ı terk etmesinden 20 gün sonra Bağdat ve Nasiriye’nin Şii bölgelerinde bomba yüklü araçlar patladı. Saldırıyı, terörist Ebu Bekir el-Bağdadi üstlendi. Böylece Irak’ta yeniden şiddet çemberi oluşuyordu. Başbakan Maliki, Amerikalıların ardından politikalarını hızla uygulamaya sokmuştu. Son birliklerin çekilmesinden bir gün sonra Tarık el-Haşimi hakkında tutuklama kararı çıkarttı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Haşimi, önce IKBY’ye, ardından da Ankara’ya sığındı. Maliki, Petraeus’ın Bağdadi’nin örgütü ile savaşması için kurduğu Sahva Ordusu’nu dağıttı. Maaşlarını ödemedi ve bazılarını da öldürttü. Sonra Sünni siyasetçilerden bazıları istifa ettirildi, bazıları da gözaltına alındı. Akabinde, Sünni şehirlerde büyük protesto gösterileri yapıldı. CIA üst düzey yetkilisi Arturo Munoz “2008 yılından sonra Maliki, yapılan işleri tersine çevirmeye başladı. Sünniler ve Şiiler arasındaki ilişkiler giderek kötüleşti. Sahva Hareketi’ndeki kişilerin maaşlarını ödemedi. İşlerini kaybettiler ve bazıları cezaevlerine atıldı. Yani yeniden Sünniler ile Şiiler arasında tam bir bölünme ortamı oluştu. Bu kesinlikle iyi bir gösterge değildi. Bağdadi bu durumdan faydalandı. Biz çıkarken operasyonları hızlandırdı ve bizim çıktığımız bölgelere çöktü.”

Irak’ta ordu gösterileri bastırmaya çalıştı. Sünni ve Şii barışı çöküşe geçti. Şii Mehdi Ordusu sokağa geri döndü. SETA Genel Koordinatörü Prof. Dr. Burhanettin Duran’a göre, “Uzun süre iktidarda olup, bunu kaybetmiş ve dışlanmış olan bir topluluğun öfkesi, çok daha büyük olur. Yeni gelenleri de, uzun süredir zaten biz baskı altındaydık düşüncesiyle, çok daha öfkeli hale getirir. Çünkü onlar da iktidarı harekete geçirmenin ruh hali ile davranırlar. Bence çok daha kötüsü oldu.”

Bağdadi, internetten yayınladığı videolar ile duvarları yıkma hareketini başlattıklarını duyurdu. Tikrit’te cezaevine baskın yaptı. Bunun sonucunda El Kaide teröristleri serbest kaldı. 21 Temmuz 2013’te Ebu Gureyb ve Taci hapishanelerinde bomba yüklü araçlar patladı. Aralık 2013’te Anbar’daki Sünni aşiretlerin ileri gelenlerinden bir milletvekili tutuklanmıştı. Çatışma iyice genişledi. Aşiret mensupları öldü ve 44 Sünni milletvekili istifa etti ve kıyamet koptu. Irak bir kez daha kaosa sürüklendi ve Sahva  Ordusu’ndan bazıları Bağdadi’nin saflarına katıldı. Aşiretler arasından bu karara destek verenler de vardı, karşı çıkanlar da. Konuyla ilgili olarak Princeton Üniversitesi Yakın Doğu Bölümü El Kaide ve Daeş uzmanı Cole Bunzel, “Sünnilerin bir anda azınlık durumuna düşürülmesi, kesinlikle Daeş’in işine yaradı. Zaten propagandasında da, en çok işlediği konu bu oldu. Hatta ABD’nin Irak’taki Şiileri destekledikleriyle ilgili, bir komplo teorisi oluştu. Şiilerin arkasında İran olduğunu bildiği halde, ABD bunu bilerek yapıyordu. Amacı da, bölgedeki Sünnilerin gücünü zayıflatmak olan bir komplo teorisidir. Bu propaganda Zerkavi döneminde başladı. Ben daha önce El Kaide ve Daeş’in video ve yayınlarını incelerken de çok şaşırmıştım. Propagandalarında ABD, Hristiyanlar, İsrail ve Yahudilere yönelik hiç bir şey yoktu. Sadece Şiiler vardı ve bu gerçekten dikkat çekiciydi.” Siyaset bilimci Olivier Roy’e göre ise, “Daeş nedir? İki babası var. Biri Bin Ladin, diğeri Saddam Hüseyin’dir. Demografik tabanı ise Sünnilerdir. Irak’ta 1920’lerden itibaren ülkeyi elinde tutan Sünniler, müdahaleden sonra siyasetten tamamen marjinalize edildiler. Hüsran içinde her şeyleri ellerinden alınmış olan Irak’taki Sünnilerle, Suriye’deki Arap Alevisi bir rejim nedeniyle aynı hislerle yaşayan Sünniler, bir araya geldiler. Tabi Irak’taki Sünnilerin gözünde, Suriye’deki Arap Alevileri Şii’dir. Diğer taraftan, Irak El Kaidesi de bir mutasyona uğradı ve işte size Daeş! Yani Daeş, eski El Kaidecilerle, Irak’taki Baas kadrolarının elitlerinin birleşmesinden çıkmıştır.”

Örgüt sadece Irak’ta yoktu. Suriye’de de Nusra cephesine silah ve adam yolladı. 2013’ün ikinci yarısından itibaren Suriye’de de gücünü arttırdı. Nusra cephesi, Şam, Halep ve Rakka’da başarılı olmuştu. Ancak bu iki terör örgütü arasındaki ittifak çok uzun sürmedi. Nisan 2013’te El Kaidecilere ait olan internet sitelerinde, Bağdadi’ye ait bir video yayınlandı. Irak’ta kurulduğu iddia edilen sözde devletin, Şam’a doğru yayıldığını iddia eden bir ses kaydıydı. Nusra cephesi lideri terörist Muhammed Cülani, ertesi gün kendi ses kaydını yayınladı. Örgütünü, bu sözde devlet iddiasındaki örgüt lehine dağıtmayı reddediyordu. Patronunun da Bağdadi değil, El Kaide lideri Eymen ez-Zevahiri olduğunu bildirdi. Bu bildiri ile Nusra teröristleri, El Kaide’nin Suriye uzantısı olduğunu ilan ettiler. Prof. Dr. Burhanettin Duran “Nusra daha ihtiyatlı hareket etmeye çalışırken, Daeş çok daha sertti. Bunun anlaşılabilecek tarafı şudur: Sert olursanız, davanıza daha bağımlı olduğunuzu ortaya koymuş olursunuz ve daha çok terörist çekersiniz.” El Kaide lideri terörist Zevahiri de, Nusra cephesini kabul edince, Bağdadi bir açıklama daha yaptı. El Kaide’nin lağvedilmesinin şura kararı ile alındığını, Zevahiri’nin de kendisinin patronu olmadığını bildirdi.

Daeş uzmanı Cole Bunzel  “Şimdi doğru zamanı bulmak önemliydi ve Daeş tarafından yapılması gereken ise El Kaide’ye üstün gelmekti. Bu da oldukça zordu. Bu ikilinin ilişkisi başından beri hile ve aldatmaca üzerine kuruluydu. Zerkavi ile Bin Ladin’in El Kaidesi arasında ciddi anlaşmazlıklar oldu. Zerkavi’nin mirasçıları 2006’da sözde devleti ilan ettiklerinde, artık Irak’ta El Kaide’nin varlığı bitmiştir ve biz El Kaide değiliz demişlerdi. Yani El Kaide teröristleri ile artık bu aşırı uç noktada yer alan teröristler arasındaki bu görüş farkı, o zaman daha da netleşmişti. Ancak bu gerçekler kamuoyundan saklandı. Çünkü sözde devlet, o zamanlar çok popüler değildi.”

Terörist Bağdadi’nin Suriye’de egemenlik iddiaları, Suriye’deki muhalif Sünni militan grupları kızdırdı. Suriye’de Daeş’e karşı askeri bir cephe oluşturuldu. Halep sınırının doğusundaki Maskana kendinde çatışmalar çıktı. Bazı teröristler, Nusra’dan ayrılıp Daeş’e geçti. Böylece Suriye Devlet Başkanı Esad’a karşı olan muhalifler, artık birbirlerini öldürür konuma geldiler. Shane Bell konuyla ilgili olarak, “2013 ve 2014’te Daeş, Nusra’nın elinden toprak alıyordu ve bu da Nusra’yı oldukça zayıflattı. Birçok Nusra teröristi Daeş saflarına geçti. Suriye’de ılımlı muhalif diyebileceğimiz faklı gruplar da var. Tabi maalesef gruplar arasında da geçişkenlikler var. Bu doğrultuda Özgür Suriye Ordusu üyelerinden de ılımlı ve ya radikal farklı gruplara katılanlar oldu.”

Daeşli teröristler Suriye’de de terörist Zerkavi’den kalan geleneği sürdürdü ve infaz videolarını Youtube’dan yayınladı. Hizbullahçılar ise propagandalarını, “Bunların eline düşmektense ölmek daha iyidir.” şeklinde yapıyorlardı. Artık hiç kimse sözde Arap Baharı’ndan söz etmiyordu. Olivier Roy “Bazıları Daeş’i Arap Baharı’nın bir sonucu gibi gösteriyor. Hâlbuki Arap Baharı, toplumun çok derininden gelen bir değişim talebiydi. Çünkü toplumda da derin bir değişim gözleniyordu. Yeni kuşak, eskisi gibi otoriter ve ataerkil bir kültürden değildi. Ailelerinden daha eğitimli, daha geç evlenen, daha az çocuk yapan, daha bilinçli, daha çok seyahat eden ve interneti kullanan bir gençlikti. Demokrasi talebi, gençlerdeki bu kültür değişiminin bir tezahürüydü. Daeş de bile bir kişilik kültü görülmüyor. Yavaş yavaş gençlerdeki karizmatik kişi arayışı yok oldu. Daeş, maalesef bu kızışmış anarşist görüntüden faydalandı. Ama Arap Baharı ise gençlik başkaldırısının olumlu tezahürüydü.”

Suriyeli bazı din adamları Daeş’in önüne gelenleri öldürdüğünü, Hristiyanlara saldırdığını, fitne yaydıklarını açıkladılar. ÖSO da, Daeşli teröristleri aynı şekilde konumlandırdı. Daeş de bunun üzerine ÖSO’yu tabut peşindeki hainler olarak tasvir etti. Kendisi gibi selefi anlayıştaki Ahrar el-Şam hareketi üyesi birini kaçırıp mürted ilan etti. Bu durumla ilgili Cole Bunzel, “Daeş’in cihat hareketini bölerek bu konuma geldiğini söyleyebiliriz. En aşırıcı işleri yaparak dikkatleri üzerine çektiğini söyleyebiliriz. Çok fırsatçılar. Kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyorlar. Hiç ittifak yapmayacakları yapılarla bile, çıkarlarına uygunsa ittifak yapabiliyorlar.” Prof. Dr. Burhanettin Duran ise, “Irak ve Suriye’deki güç dengelerini rasyonel olarak kullandıklarını gözlemledik. Gerektiğinde Esad rejimi ile karşı karşıya gelmek istemediklerini görüyoruz.”

9 Haziran 2014’te Musul kuşatıldı. Cole Bunzel “Daeşli teröristler Musul’da ev ev, bina bina gezmediler. Tövbe edin, bize bağlanın da demediler. Şehirdeki hayatın normal devam etmesi yönünde taktik izlediler. Halka, siz bize karşı çıkmadığınız sürece, biz de sizin karşınıza çıkmayacağız dediler.” Saddam’ın en önemli isimlerini saflarına katmışlardı. Arturo Munoz “Neden eski Saddam’ın adamları, radikal İslamcılarla iş birliği yapacaklardı ki? Normalde düşman olarak görmeleri gerekiyordu. Neden Daeş saflarına katıldılar? Çünkü onlar için Daeş’ten daha büyük düşman, ABD idi. Çünkü ABD, Baasçıları yerinden etmişti ve haklı olarak çok öfkeliydiler. Bu kişileri sisteme entegre etmek yerine, onları çökerttik. İşlerini, güçlerini kaybettiler ve ikinci sınıf vatandaş oldular. Fazla seçenekleri yoktu. Ya Irak’tan gideceklerdi, ya da Daeş’e katılacaklardı. Daeş açısından bakılırsa, Baasçılar sekülerler. Ama buna rağmen Daeş, onlarla ittifak yapıyordu. Neden? Çünkü istihbarat demek budur. Bu ikisi arasındaki ittifak, en mantıklı şey olarak geldi. Daeş’in askeri ve istihbarat konularında nasıl başarılı olduğunu da, bu ittifak açıklamaktadır.”

Daeş bankaları yağmaladı. Yarım milyon insan Musul’dan kaçtı. Bazı insanlar Dicle Nehri’nden, bazıları da karadan vatanlarını terk etmek zorunda kaldılar. Kaçanlar ise sadece sivil halk değildi. ABD’nin onlarca yıl finansörlüğünü yaptığı birlikler çöktü. Güvenlik güçleri kaçtı. Daeş ise ABD’nin çekilirken geride bıraktığı bütün silah ve mühimmat depolarını ele geçirdi. Shane Bell “Daeş, kuşattığı yerdeki tüm silahları ele geçirdi. Amerikalıların Iraklılara verdikleri silahlara, Musul’da el koydular. Sonra bu silahları Suriye’ye de götürdüler.” Türkiye Cumhuriyeti konsolosluğumuza saldırdılar. 49 görevlimizi rehin aldılar. Musul’daki Baduş cezaevine saldırdılar. 3 bin terörist salıverildi. Adalet binasını ve polis karakolunu ateşe verdiler. Daeş artık Irak’ın kuzeyindeki IKBY’nin sınırındaydı. Irak Ordusu, silah ve askeri araçlarını da peşmergelere bıraktıktan sonra Kerkük’ü terk etti. Daeş, Kerkük kırsalında peşmerge ile çatışmaya girdi. Tikrit’e yöneldiler ve Irak Ordusu, bu kentten de çekildi. Daeş, Ambar Üniversitesi’ne saldırdı ve güvenlik görevlilerini öldürdü. Kaçamayan öğretim görevlileri ve öğrencileri rehin aldılar. Irak’ın en büyük petrol rafinerisini kapattılar. Türkmenlerin çoğunlukta olduğu Telafer’i ele geçirdiler. 17 Haziran 2014 itibari ile Bağdat’a 60 km uzaklıktaki Bakuba’ya kadar ilerlediler ve şehri kuşattılar. 18 Haziran 2014’te Irak’ın en büyük rafinerisi olan Beji rafinerisine saldırdılar. Arturo Munoz’a göre, “Bankaların ve petrol kuyularının Musul’da olduğunu düşünürsek, Musul’u ele geçirmeleri aslında şaşırtıcı değildi.”

Daeş, 18 Haziran 2014’te El Mutana kimya fabrikasını ve 23 Haziran’da da Telafer Havalimanı’nı ele geçirdi. Bütün bu gelişmeleri ve ele geçirdikleri mühimmatları Suriye’ye ulaştırdıklarını, sosyal medyadan yaptıkları açıklamalarla duyurdular. Teröristlerin sözcüsü Ebu Muhammed el-Adnani, 17 dakikalık ve açıklamaların yapıldığı ses kayıtlarında hedeflerini de ilan etti: “Asıl savaş daha başlamadı. Asıl savaş Bağdat ve Kerbela’da” dedi. Council on Foreign Relations yazarı Graeme Wood, “Daeş modelinin temeli, kaos ortamlarını tespit etmek ve onlardan yararlanmak üzerine kuruludur. Günümüzde bu kaos ortamlarını, Müslüman ülkelerde oluşturmak maalesef çok kolaylaştı. Daeş gibi terör yapılarının, bu kaos ortamını görmesi ve harekete geçmesi çok kolaydır. Biz size bir alternatif oluşturabiliriz. Bir toplumu yönetmedeki en kabul görmüş reçeteye sahibiz. Eğer Suriye ve Irak’a bakarsanız, bizim kontrolümüzde yaşamanın ne anlama geldiğini çok iyi görebilirsiniz, diyorlardı. Tabi ki bu öneri, ancak çok fazla kanın döküldüğü kaos ortamlarında cazip gelebilir. Daeş bir iç savaşın veya bir kaos ortamının, başka bölge ve ülkelerde çıkması için hazırda bekliyor.”

Daeş terörü, 26 Haziran 2014 tarihi itibari ile Fırat ve Dicle’yi de büyük oranda ele geçirdi. Bağdadi, Ramazan ayını saldırı ayı ilan etti. Bunun sözde cihat olduğunu ilan etti. Bunun üzerine hem Irak’ta hem de Suriye’de saldırdı. 28 Haziran 2014’te de sözde hilafet ilan etti. Arturo Munoz  “Aslında 2010 yılında bir bildiri yayınlamışlardı. Hitler de Mein Kampf’ı yayınlamıştı. Alman General Hans da Rusya işgalinden önce, Rusya’nın İşgali isimli bir kitap yayınlamıştı. Genellikle muhalifler ya da düşmanlar, niyetlerini önceden yazıp, yayınlarlar. Daeş de tüm plan ve hedeflerini zaten kamuoyuyla önceden paylaşmıştı. Yani bunlar gizli değildi. Gizli bir örgüt diyemem. Çünkü son derece açıklardı. 2010 yılında her şeyi kamuoyuyla paylaşmışlardı. Buna hilafet fikri de dâhildir.” Cole Bunzel’a göre,“Pek çok kişi, hilafet açıklamasına aşırı derecede şaşırdı. Ben çok da şaşırmadım. Irak’ta kurulan grup zaten hilafet planları yapıyordu. Bu işin başlangıcı 2006 yılına kadar gidiyor. İran’ın elinde, Zerkavi ile El Kaide üyesi Saif al-Adel arasında yapılan bir görüşmenin kayıtları vardır. 2001 sonu veya 2002 başında iki kişi görüşüyorlar. Hilafetin geri gelişi ile ilgili olarak konuşuyorlar ve bu Irak’ta olacak diyorlar.”

Daeş terör örgütü isminin sözde İslam Devleti olduğunu ilan etti. Dünyadaki diğer teröristleri de kendi saflarına davet ettiler. Shane Bell “Benim gibi askeri kökenliler ve istihbarat çevreleri, Daeş’in aslında uzun zamandır var olduğunu ve varlığını güçlendirmeye çalıştıklarının farkındaydı. Yakın zamanda Amerikalı bir komutanın, elinde siyah Daeş bayrağıyla fotoğraf verdiği ortaya çıktı. Fotoğrafın 2008 yılında çekildiği biliniyor. Aynı yıllarda ABD ve koalisyon güçleri, Irak Ordusu ile birlikte Daeş’i, Irak’ın batısından çıkartmaya çalışıyordu. O dönemler oralarda görev yapan askerlerin savaşta ele geçirdiklerine ve hatıra eşyası olarak yanlarına getirdiklerine bakarsak, şüphesiz Daeş’in izlerini görürsünüz.”

Uluslararası medyaya göre Bağdadi, büyük bir bilinmezlik ve sır perdesiyle örtülüydü. ABD’nin Bağdat Büyükelçisi Ryan Crocker’e göre, bu El Kaide yeni bir sürümdü ve eskisine hiç benzemiyordu. ABD Merkez Komutanlığı Özel Harekâtlar Komutanı General Michael K. Nagata, “Biz bu ideolojiyi henüz yenemedik. Nasıl yenelim ki? Daha ideolojisini bile anlamış değiliz.” Peki, kimdi bu terörist Bağdadi? Kendisi ve sözde bakanlarının eldeki fotoğrafları, cezaevlerinde çekilmişti. Yönetim konseyinde bulunan on üç kişinin tamamı Iraklıydı. Konseyin yürütmesi Hacı Bekir adında bir kişideydi. Bağdadi, 2004’te Felluce direnişinde Bucca cezaevine konuldu. Cole Bunzel “Burada önemli olan şu: Çoğu cihat hareketinin üyeleri, cezaevlerinde çok fazla işkence gören kişilerdi. Zevahiri de işkence gören biriydi. Ancak Ebu Bekir el-Bağdadi için ise bu geçerli değil. Amerikalılar ona işkence yapmamıştı. Hatta ona iyi davranılmıştı.”

Cezaevindeki Baasçılar sayesinde Rakka’da bulunan ve Suriye’nin tüm kuzey doğusu ile yakın ilişkileri olan Saddam’ın sağ kolu İzzet İbrahim el-Duri ile irtibat kurdu. Bağdadi, cezaevinden çıkınca Baasçı çevrelerle olan ilişkilerini derinleştirdi. Cole Bunzel’a göre, “Amerikalılar, Bağdadi’nin bu cihat grubunun lideri olduğunu bilmiyorlardı. Cezaevi cihat ağının örülmesini kolaylaştırdı. İnsanlar burada birbirlerine mesajlar gönderdiler. Birlikte radikalleştiler. Dolayısıyla Amerikalılar bilmeden bu kişileri bir arada tutarak, bir etkileşim ağı oluşturmalarını sağladılar. Böylelikle de Daeş denen terör örgütünün oluşmasına imkân sağlamış oldular. 2004’te doğru düzgün Arapça bilmedikleri için dillerini de anlamadılar. Üstelik Bağdadi gözden kaçırılan tek kişi de değildi. Daeş’in lider kadrosunda yer alacak başkaları da vardı. Bunlardan biri de Hacı Bekir adlı teröristtir. O da Amerikalıların gözünden kaçmıştı.”

İzzet Duri de, Hacı Bekir gibi Daeş’in en önemli kişilerinden biri oldu. Hacı Bekir, Saddam’ın hava kuvvetlerinde istihbarat ajanıydı. 2006 ve 2008 arasında Bucca ve Ebu Gureyb’te hapis yattı. 2014’teki bir saldırıda öldü. Alman Der Spiegel dergisi, Hacı Bekir’in Daeş’e dair el yazısı notlarını yayınladı. Derginin aktardığına göre, Hacı Bekir bir ülkenin adım adım nasıl işgal edileceğini anlatıyordu. Milliyetçi, seküler Ebu Bekir Naci ise örgüte dini bir görünüm çizmişti. Tüm vatandaşlarına birbirini izleten, Doğu Almanya’nın gizli istihbarat polisi Stasi’den ilham almıştı. Model bu yapıya dini bir boyut katmaktan ibaretti. Önce dini kurslar açılacaktı. Derslere gelen kişilerden, kendi köylerinde ajanlık yapabilecekler seçilecekti. Ajanlar, güçlü aileleri, gelir kaynaklarlını, isyancıların adlarını, güçlerini, görüşlerini kayıt edip, şantaj için zaaflarını araştıracaklardı. Yani Daeş’in elinde, Baasçılar sayesinde bir istihbarat devleti oluşturmak için gerekli olan bilgi mevcuttu. Olivier Roy’a göre, “Irak’ta eski Baasçılar, organizasyon kurma yeteneklerini, askeri tecrübelerini Daeş’e transfer ettiler. Bu Baasçıların çoğu, Saddam’ın kadrosunun en mühim adamlarıydı. Birkaç ay içerisinde bu adamlar, seküler bıyıktan İslamcı sakala geçtiler. Bu değişim onlar için hiçbir problem teşkil etmedi.”

Ağustos 2014’te Daeş, Sincar’ı aldı. Yüzlerce Ezidiyi katletti ve kaçırdı. Daeş teröründen kaçan Ezidiler, yollarda açlıktan ve susuzluktan öldüler. Kaçırdığı kadınları zorla evlendirdi. Köle yaptı ve pazarda sattı. Dünya medyası uzun süre, onun ne olduğundan çok, vahşet haberleriyle ilgilendi. Graeme Wood “Daeş dehşet verici görüntüleri gösterirken, ne yaptığını çok iyi biliyor ve dünyanın nasıl bir tepki göstereceğini de. İnsanların bu görüntülerle dehşete düşmesini ve büyük bir öfke duymasını istiyor. Zaten bunu daha fazla insanı düşman saflarına çekmek için yapıyor. Özellikle de ılımlı Müslümanları ya düşmanlarının safına itmek ya da kendi cephesine çekmek istiyorlar. Bundaki amaçları ise orta tercihleri ortadan kaldırmak ve insanları bir seçim yapmaya mecbur etmektir. Böylelikle de insanların zihninde sürekli yer işgal etmeyi ve gündemde kalmayı amaçlıyorlardı.”

İnfaz videolarını yayınladıkça, dünya medyasındaki yeri büyüdü. Başlangıç aşamalarında, rehine ve fidye pazarlıklarını konu alan videoların yerini ciddi prodüksiyonlu vahşet filmleri aldı. Bir senaryo ve kurgu vardı. Farkı ise, maalesef ki görüntüler gerçekti. Ürdünlü pilot yakılırken Guantanamo’daki hükümlüler gibi kendisine turuncu bir tulum giydirilmişti. Zerkavi’nin 2004’te Irak’ta yapmış olduğunun aynısıydı. Sonrasında da Libya’da kaçırdığı 21 Mısırlı Kıptinin infaz videosunu yayınladılar. İnfaz edildikleri dalgaların üzerindeki renkten anlaşılıyordu. Birazdan infaz edilecek insanların hiç reaksiyon göstermemesi üzerine pek çok yorum yapıldı. Tutsaklara ilaç hatta uyuşturucu verildiği bile düşünüldü. Gerçek sonradan anlaşıldı ki, Daeş tutsakları öldürmeden önce defalarca kez prova yaptırıyordu. Böylece tutsaklar, söz konusu sahneyi de yine bir prova zannediyorlardı.

Daeş, bir dönem Suriye petrolünün %60’ını, Irak petrolünün ise %10’unu elinde barındırdı. Böylece  o dönemde dünya petrol üretiminde 40. sırayı gördü. AB Irak büyükelçisi Jana Hybaskova, AB parlamentosundaki konuşmasında, Avrupalı devletlerin de bu petrolden satın aldığını iddia etti. Bir başka iddiaya göre de Irak ambargosu sırasında, bölgedeki uluslararası petrol şirketleri nasıl el altından petrol satışı gerçekleştirdilerse, bugün de durum aynıdır. Çünkü dünyada kullanılan petrolün menşeini tespit edecek bir araç yoktur. Bu ucuz petrole, her devletten alıcı çıkmış olabilir. Aralık 2015’te dönemin ABD Savunma Bakanı Carter ve Genelkurmay Başkanı Dunford, kongre üyelerinin bu konudaki sorularını yanıtladı:

     -ABD Temsilciler Meclisi üyesi emekli Albay Martha McSally, “Petrol kaçakçılığı yapan tırların Daeş’e milyonlarca dolar gelir sağladığına ilişkin araştırma geçen ilkbaharda yapıldı. Neden Daeş hilafet ilan ettikten hemen sonra yapmadık? Tır şoförlerine hedef almadan önce uyarı amaçlı olarak broşür atıyormuşuz. Bu şoförler bir terör örgütüne çalıştığına göre, onlar da örgüt mensubu olmuyor mu?”

     -ABD Genelkurmay Başkanı Dunford, “Evet bunu yaptığımız doğrudur. Ancak bizim tespitlerimize göre, bu tır şoförlerinin çoğu bu bölgede hayatlarını kazanmaya çalışıyorlar. Bu tır şoförlerini bizim düşman tanımlamamızdan farklı bir yerde gösteriyor. Biz onların tırlardan uzaklaşmasını sağlayarak, tırları yok etmek istedik.”

     -ABD Temsilciler Meclisi üyesi Jim Bridenstine, “Yani, bu şoförlerin yakalanması için hiç çaba sarf edilmedi mi?”

     -ABD Genelkurmay Başkanı Dunford, “Bizim bu tır şoförlerini yakalayacak alanda askeri bir gücümüz yok.”

     -ABD Temsilciler Meclisi üyesi Jim Bridenstine, “Burada bir sorun yok mu peki? O zaman şunu sorayım sizlere. Şuana kaç Daeş teröristi ele geçirdik?”

     -ABD Genelkurmay Başkanı Dunford, “Ben bu konuda size geri dönüş yapacağım.”

     -ABD Temsilciler Meclisi üyesi Jim Bridenstine, “Peki, bir tahmin yapabilir misiniz? Kaç kişi? Yüzlerce mi, binlerce mi?”

     -ABD Genelkurmay Başkanı Dunford, “Ben size bu konuda geri dönüş yapmayı tercih ederim. ABD olarak biz, doğrudan bir kara operasyonuna katılmadığımız için, Daeş militanlarını yakalama durumumuz olmadı.”

     -ABD Temsilciler Meclisi üyesi Jim Bridenstine, “Sayın bakan, şoförler kaçtı. Çünkü onlara kaçmalarını biz söyledik. Şimdi bu tır şoförleri nerede? Şimdi acaba bu insanlar, Suriye’de çiftçilik mi yapıyorlar? Bu sizin de söylediğiniz gibi, kazanmaya çalıştığımız savaş için kritik önemdedir.”

     -ABD Savunma Bakanı Carter, “Tır şoförlerinin şuanda ne yaptığını bilmemizin, bu savaşı kazanmaya çalışmakla ne alakası olduğunu anlamadım.”

Daeş’in elinde bir dönem 24 adet banka oldu ve bu bankalar uluslararası işleme de açıktı. Bu iddia Fransız terör uzmanı Jean Charles Brisard’a aittir. Arturo Munoz “Bu olayları engellemenin kolay olması lazım. Bunun için gerekli araçlarımız var. Musul’daki tüm bankaların Daeş tarafından kontrol edildiğini biliyor olmamız lazımdı. Terör finansmanlarının tespit edilmesi, hem FBI’ın hem de Hazine Bakanlığı’nın çalışma alanı kapsamındadır.”

Finansal kaynakları sadece bunlar değildi. Louvre Sarayı’nın 2015 raporuna göre, Daeş antika kaçakçılığı yapıyordu. Rakka Müzesi’nin parçaları dünyada geziniyor. Bu kaçakçılık trafiği, Singapur, Şangay, Cenevre ve Lüksemburg’da son derece aktiftir. Arturo Munoz “Yani her şeyi tabi ki patlatmıyorlar. Antikaları satıyorlar. Videolarında, sanki heykelleri patlatıyorlarmış gibi yapıyorlar. Bu patlatma videolarını ideolojilerine bağlı kaldıklarını göstermek için yapıyorlar. Farklı finans kaynakları var. Daeş dünyanın en iyi finanse edilen terör örgütüydü.” Shane Bell konuyla ilgili, “Aynı sahneleri Bağdat, Amerikalıların eline düştüğünde de gördük. Özelikle Bağdat Müzesi’nde bulunan tarihi eserlerin, karaborsada satıldığını ve alıcıların çoğunun da batılı zenginler olduğunu biliyoruz. Bağdat Müzesi 2009 yılında yeniden açıldığında 14 binden fazla eser eksikti.”

Daeş ve benzeri yapılar demokrasi düşmanıdır. Müslümanları, bulundukları ülkelerde oy kullanmamaya çağırıyorlar. Böylece insanları, sistemin dışına çıkartmayı istiyorlar. Aynı Zerkavi gibi. Zerkavi de Irak’ta, seçimleri boykot etmeye çağırmıştı. Stratejisini de yazmıştı. Daeş de aynı yolu izledi. Bu şekilde Sünniler iyice sistemden çıkacaklar ve Şiilerin elinde yok olma hisleriyle mezhep savaşı çıkaracaklardı. Müslümanların arasında mezhepsel ayrımcılık yaratıp, bu sayede yarattıkları kaos ortamından faydalanmaya çalışan yapıların hedefi, insanları gelişmiş dünyanın dışında tutmak ve bu sayede bir İslamafobi yaratmaktır. İslam dünyasına en çok zararı da, Müslüman maskesinin altına saklanan bu yapılar vermektedir…

Yazar Profili

Berk Özer
Berk Özer
Berk Özer
Yük. Müh. Berk Özer

İzmir’de doğan Özer, Maltepe Askeri Lisesinden mezun olmuş, Kara Harp Okuluna devam etmiş ve devamında Kara Harp Okulundan ayrılmıştır. Boğaziçi Üniversitesinde İngilizce eğitimi alan Özer, İstanbul Ticaret Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünden Onur Başarı Belgesi ile mezun olmuştur.

İstanbul Ticaret Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsünde “İleri Planlama Teknikleri” üzerine yazdığı yüksek lisans tezi ile “CB-SPT” metodunu geliştirmiş ve Endüstri Yüksek Mühendisi unvanını almıştır.

Halen Ulusal Strateji ve Uluslararası İlişkiler eğitimini devam ettirmekte ve özel sektörde E-Ticaret & Dijital Kanallar üzerine Üst Düzey yöneticilikler yapmaktadır. Özer, VeryansınTV Gazetesinde de dış politika hakkında yazılarını paylaşmaktadır.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın

Devamını oku:
ABD, Suriye’de Yerel Güvenlik Kuvvetlerini Eğitmeyi Sürdürüyor

ABD, Suriye’de Yerel Güvenlik Kuvvetlerini Eğitmeyi Sürdürüyor ABD Savunma Bakanlığı...

Beka Meselesi

Beka Meselesi   Kendimize karşı dürüst olmazsak Hristiyan Batı karşısında...

NATO SKANDALININ PERDE ARKASI

ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR? NATO SKANDALININ PERDE ARKASI Hiçbir şeyden...

Kişinev Belediye Başkanlığı Seçimi

Bir Demokrasi ve Hukuk Dersi Kişinev Belediye Başkanlığı Seçimi  ...

Kapat